Takip Edin

SAĞLIK

Adana’da kasaplara hijyen uyarısı

Yayınlanma tarihi

-

Nuri PİR- Can ÇELİK/ADANA,(DHA)- ADANA Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Şehmus Alparslan, sakatat ürünleri ile çiğ kırmızı etin birlikte satılmasının hijyen açısından riskler oluşturduğunu belirterek, bunun insan sağlığını etkileyebileceği uyarısında bulundu. Alparslan, kasaplar çarşısı esnafının hijyenik şartlarda çalışması gerektiğini söyleyerek denetimlerin düzenli ve sık olması konusunda yerel yönetimlere çağrıda bulundu.
Adana’nın Seyhan ilçesindeki Adana Gıda Mühendisleri Odası’nda açıklamalarda bulunan Alparslan, kırmızı eti tüketirken etin hijyenik şartlarda kesilmiş olmasının önemine vurgu yaptı. Alparslan, bu şekilde kesilmeyen etlerin insan sağlığına zararları olduğunu belirtti. Etin sağlıklı olup olmadığının anlaşılabilmesi için ahırdan itibaren hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Alparslan, “Etin güvenilir olup olmadığını en baştan yani ahırdan başlayarak anlayabiliriz. Ahırda sağlıklı hayvan ile başlayan sürecin sağlıklı kesim, sağlıklı parçalama, sağlıklı sunum ve sağlıklı tüketim ile devam etmesi lazım. Bu sürecin en önemli halkalarından olan ahır ve kesimhane evresinden sonra gelen parçalama ve sunum bölümüdür. Parçalama tesisleri Tarım Bakanlığı tarafından onaylı olmak şartıyla ele alınan tesisler. Denetimler, ruhsatlandırmalar ve belgelendirmeler bu çerçevede yapılıyor. Hijyenik bir ortam olması öncelikler arasında” diye konuştu.
SAKATAT İLE ÇİĞ ET YAN YANA OLMAZ
Adana Kasaplar Çarşısı’nın belirtilen hijyenik şartlara uygun olmadığını da ifade eden Alparslan, bu sorunun çözümü için yerel yönetimlerin halk sağlığı için denetimlerini sıklaştırması gerektiğini belirtti. Adana’da sakatat tüketiminin yoğun olduğunu ve hemen hemen her kasapta bu ürünlerin çiğ kırmız etle yan yana satışa sunulduğunu kaydeden Alparslan, şöyle konuştu:
“Yerel yönetimlerin bu konuya yaklaşımı çok önemli. Biz kasap esnafımızın hiçbir şekilde mağdur olmasını istemeyiz. İnsan sağlığını direk etkileyen bir sektör olduğu için uyarılarda bulunuyoruz. Ayrı bir özen ve etik anlayışı bulundurmaları gerekiyor. Yerel yönetimlerin kasap esnafımız mağdur etmeden bu sektördeki ihmallere ve yanlışlara neşter vurması gerekiyor. İnanıyorum ki yerel yöneticilerimiz bu konuları öncelikle ele alacaktır. Sakatat tüketimi özellikle bölgemizde yaygın tüketiliyor. Ancak sakatatın çiğ etle teması riskli bir durumdur. Bundan dolayı birlikte satılmamalı ve muhafaza edilmemelidir.”

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

“‘Gizemli virüs’ yeni bir salgının habercisi olabilir”

Yayınlanma tarihi

-

Haber: Gökçe KARAKÖSE-Kamera: Hüseyin ÇAKMAK/İSTANBUL, (DHA) – Çin’de ortaya çıkan gizemli virüs 9 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu virüsün yeni bir salgının habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özer Akgül, “Türkiye için alarm verici bir durum yok ama solunum yoluyla yayıldığı için Türkiye’de olmaz demek de mümkün değil” dedi.

Şimdiye kadar 9 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ve Çin’de ortaya çıkan 2019-nCoV adı verilen corona virüs dünyada tehdit oluşturdu. Türkiye’de de virüsten etkilenmemek için İstanbul Havalimanı’ndaki Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü ekipleri harekete geçti. Türkiye’de ‘gizemli virüse’ ilişkin herhangi bir hastanın olmadığını belirten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da, “Bizde şu an herhangi bir hastanın hatta riskli hastanın olmadığının altını çizmek istiyorum” açıklamasında bulundu.

Ortaya çıkan bu virüsün corona virüs ailesinden olduğunu ve bu aileden 6 virüsün bilindiğini belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Özer Akgül, “Yeni tanımlanan bu virüs ailenin 7’ncisi olarak biliniyor. Daha önce ortaya çıkan SARS ve MERS virüslerinin yakın akrabası diyebiliriz. Diğerleri gibi bunların da salgın yapabilme ihtimali var ancak virüsün henüz çok bilinirliği olmadığı için salgın öngörüsünde bulunmak çok da mümkün değil” ifadelerini kullandı.

“SOLUNUM YOLU İLE BULAŞIYOR”

Henüz Türkiye’de gözükmeyen bu virüs için alınacak önlemlerin solunum yolu sistemi enfeksiyonlarına yol açan virüslere karşı alınan önlemlerle aynı olabileceğine dikkat çeken Akgül, “Hasta ile temas etmeden önce ve sonra mutlaka su ve sabunla el yıkamak, ölü veya canlı enfekte olduğu düşünülen hayvanlarla temaslardan kaçınmak önem taşır. Öksürürken ve hapşırırken burun ve ağız bölgesinin bilek bölgesinin içine kapatılmasına özen gösterebiliriz. Solunum yolu ile bulaştığı için özellikle şüpheli olan bölgelerden gelen yolculara mutlaka enfeksiyon hastalıkları taraması yapılması gerekir” diye konuştu.

“VİRÜSÜN BULAŞMA İHTİMALİ YÜKSEK ÜLKELER ARASINDAYIZ”

Türkiye’de alarm verici bir belirtinin olmadığını ancak ‘olmaz’ demenin de mümkün gözükmediğini ifade eden Özer, “Dünya globalleşti ve uçaklarla her yere seyahat edilebiliyor. Bu nedenle bulaşma ihtimali yüksek ülkeler arasında konumlanıyoruz” dedi.

“GRİP, SOĞUK ALGINLIĞI VE ZATÜRRE BELİRTİLERİ GÖRÜLÜYOR”

Corona virüs ailesinin genel olarak yaptığı belirtilerin görüldüğüne dikkat çeken Özer, şunları söyledi:

“Genel olarak yaptığı belirtiler hep solunum yolu sistemi üzerine. Grip, soğuk algınlığı, zatürre gibi hastalıkların temel belirtilerini gösteriyor. Herhangi ekstra bir farklılık yok. Sadece bu hastalık biraz daha ağır geçiriliyor ve ortak belirtisi ateş. Uçaklardaki enfeksiyon kontrolleri de aslında ateş takibi. Hastalardaki ateşi ölçüyorlar ve yüksek ateşi olan, solunum sistemi rahatsızlıkları belirtisi taşıyan hastaları karantinaya alıyorlar. Ateş tipik bir bulgu ve bunun üstüne de solunum sistemi eklenebiliyor.”

Yeni bir salgının gelmesinden korktuklarını belirten vatandaşların bazıları virüsten korunmak için kalabalık ortamlardan uzak durduğunu ve hijyene dikkat ettiklerini söylerken bazıları da Dünya Sağlık Örgütünü bile alarma geçiren bu gizemli virüsten henüz haberleri olmadığını belirtiyor. 

FOTOĞRAFLI/GÖRÜNTÜLÜ

 

Devamını oku

SAĞLIK

112’yi arayıp şarkı söylüyor, ekmek siparişi veriyorlar

Yayınlanma tarihi

-

Yusuf ÇINAR/ÇORUM, (DHA)- ÇORUM İl Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Esme Pehlivan, 2019 yılında 112 Çağrı Merkezi’ne gelen çağrıların yüzde 80’inin asılsız çağrı olduğunu belirterek, “İnsanlar bize ‘Gelirken bir ekmek alır mısınız?’, ‘Oradan gelirken bakkaldan bize de şunu getirseniz’ gibi şeyler söylüyor. Arayıp şarkı söyleyen bile oluyor” dedi.
Çorum İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, kentte intihar olaylarının önüne geçmek, intihar olaylarında medyanın önemini hatırlatmak amacıyla basın mensuplarıyla bir araya geldi. İl Sağlık Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen toplantıda Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Uzmanı Dr. Ebru Çobanoğlu, İl İntiharı Önleme Kurulu’nca hazırlanan Çorum’da İntiharı Önleme Eylem Planı kapsamında kentteki gazetecilere yönelik intihar haberlerinin toplumda ne gibi etkilere neden olduğunu içeren sunum yaptı.
Çorum İl Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Esme Pehlivan da, kentte 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan asılsız çağrı oranının yüksek olduğunu belirtti. Dr. Pehlivan, “2019 yılı boyunca toplam 276 bin 350 çağrı almışız. Bunun yüzde 80,7’si asılsız çağrı. Bu gerçekten çok ciddi bir rakam. Asılsız çağrı gerçekten ihtiyacı olan vatandaşa 112’nin ulaşamaması demek. Orada telefonu denemek için insanlar var. Telefonu yaptırmaya veriyor, alıyor düzeldi mi diye deniyor, ya da canı sıkılıyor, şarkı söylüyor. ‘Bize gelirken bir ekmek alır mısınız?’ ‘Oradan gelirken bakkaldan bize de şunu getirseniz’ gibi şeyler var. Bu sırada yardım bekleyen bir insan ulaşamıyor bize. Başka bir insanın hayatına mal olduğunun farkında olmadan yüzde 80 oranında asılsız çağrı oranımız var” diye konuştu.
2020 yılında Kabahatler Kanunu kapsamında para cezası kesildiğini aktaran Dr. Esme Pehlivan, “Bunun da Kabahatler Kanunu’na göre bir yaptırımı var. Biz de iki yıldır bu konuda özenli çalışmamıza devam ediyoruz. Asılsız arayarak 112’yi meşgul eden insanlara Çorum’da da cezalar uygulanmaya başlandı. Bu yıl cezalar 309 TL’ye çıktı” ifadelerini kullandı.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

“Kalıcı işitme kaybından korunabilirsiniz”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA) YAŞIN ilerlemesiyle birlikte daha fazla görülen işitme kayıpları, gençlik hatta çocukluk döneminde bile yaşanabiliyor. İşitme kayıplarında aşırı gürültünün yanında çeşitli ilaçların kullanımı, bazı hastalıklar, çocukluk döneminde yapılmayan bazı aşılar rol oynayabiliyor. Farklı nedenlerden kaynaklanabilen işitme kayıplarında nedene göre birçok tedavi uygulanabiliyor. Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Cem Devge, işitme kayıpları öncesinde denge kaybının görülebildiğini belirterek korunma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

“AŞIRI GÜRÜLTÜDEN UZAK DURUN”

Memorial Ataşehir Hastanesi KBB Bölümü’nden Prof. Dr. Cem Devge, İşitme kayıplarının birçok farklı nedeni olabileceğini belirterek, “Fizyolojik mekanizmadaki bozukluğun nereden kaynaklandığının bilinmesi tedavi planının doğru olarak yapılabilmesi için önemlidir. Ülkemizde çok önemsenmeyen aşırı sese maruz kalmak, işitme kayıplarına yol açabilmektedir. Akustik travmalar iç kulakta duymayı sağlayan tüylü hücrelerin sayısında azalmaya neden olabilmektedir. Özellikle aşırı gürültülü meslek gruplarında çalışan kişilerin bu olumsuz etkiyi azaltmak amacıyla sesten korunmayı sağlayan özel kulaklıklar kullanması gerekmektedir” dedi.

“AĞRI KESİCİLER İŞİTMENİZİ ETKİLEYEBİLİR”

Prof. Dr. Cem Devge ilaçlar ve işitme kaybı arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Kullanılan bazı ilaçlar işitme kayıplarına zemin hazırlayabilmektedir. Özellikle çok sık kullanılan ağrı kesiciler, kemoterapi ilaçları ve bazı antibiyotikler iç kulaktaki tüylü hücrelere zarar verebilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle bel bölgesinden uygulanan epidural anestezi başta olmak üzere bazı anestezi yöntemleri de ani işitme kayıplarına yol açabilmektedir” dedi.

“İŞİTME KAYBINDAN ÖNCE DENGENİZ BOZULABİLİR”

Prof. Dr. Devge sözlerine şöyle devam etti: “Az, orta ya da ileri düzeylerde işitme kayıpları yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilmektedir. Kişi bazen bu durumu fark edemeyebilir. İşitme sistemi ile denge sistemi iç kulakta anatomik olarak yan yana olduğu için, bazen işitme kayıplarından önce denge problemleri yaşanabilir. Denge bozukluğu ile başlayan daha sonra işitme kayıplarıyla devam eden birçok hastalık bulunmaktadır. Bunun için denge sorunları yaşandığında işitme kaybı olup olmadığı da mutlaka kontrol edilmelidir. İç kulağın beslenmesindeki yetersizliklerden ya da iç kulaktaki dokusal bozukluklardan kaynaklanabilen bu tür durumlara zamanında müdahale edilmesiyle işitme kaybı düzeltilebilmektedir.”  

“DİYABET VE TİROİT HASTALIKLARINI KONTROL ALTINDA TUTUN”

Diyabet ve tiroit bezinin az çalışmasının işitme sistemini etkilediğini belirten Prof. Dr. Devge “Romatizmal hastalıklar ve bağışıklık sistemini ilgilendiren rahatsızlıklar hem orta kulak hem de iç kulakta sorunlara yol açarak işitme kaybına neden olabilmektedir. Bazı nörolojik hastalıklar da koku alma bozukluğuyla başlayarak daha sonra işitme sorunlarıyla ortaya çıkabilmektedir” dedi.

“HEM KENDİNİZİ HEM ÇOCUĞUNUZU AŞILATIN”

Herhangi bir yaşta geçirilen kızamık, menenjit, sifiliz, kızamıkçık ve kabakulak gibi hastalıkların işitme sistemini etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Devge, “Hamile iken geçirilen kızamıkçık, toksoplasma, CMV gibi enfeksiyon hastalıkları yenidoğan bebekte işitsel sorunlara yol açabilmektedir. Gerekli aşıları hem annenin hem de bebeğin zamanında yaptırması, bu tür işitme kayıplarına karşı alınabilecek önlemlerin başında gelmektedir” dedi.

“ÇOCUĞUNUZUN ORTA KULAK İLTİHABINI İHMAL ETMEYİN”

Çocuklarda tekrarlayan ve uzun süre tedavi edilmeyen orta kulak enfeksiyonlarının ilerleyen dönemde işitme sorunları olarak karşımıza çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Devge, “Çocukluk döneminde sık yaşanabilen orta kulak enfeksiyonları ya da orta kulakta sıvı birikimleri 3-4 ayı geçiyorsa müdahalede geç kalınmamalıdır. Uzun süre devam eden basit orta kulak problemlerine bağlı işitme kayıpları, ileri dönemlerde çocuklarda işitme sırasında gerçekleşen beyinsel işlemleme bozukluklarına ve seslerin algılanmasında bozulmalara yol açmaktadır. Bununla birlikte her orta kulak enfeksiyonu ya da sıvı toplanmasında orta kulağa tüp takılması da doğru bir yaklaşım değildir” dedi.  

“TEDAVİDE UMUT VEREN YÖNTEM: LYCREX”

Prof. Dr. Devge tedavi türlerine de değinirken, “İşitme fizyolojisindeki bozukluklar çok değişik tiplerde olabileceğinden tedaviler de çok çeşitli olabilmektedir. Orta kulak enfeksiyonlarının tedavisi için antibiyotikler kullanılırken, işitme sistemini etkileyen bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisi için ise steroid ve kemoterapötik ilaçlar kullanılabilmektedir. İşitme kayıplarının rehabilitasyonunda işitme cihazları, orta kulak ve iç kulak implantları kullanılabilirken, iç kulak tüylü hücrelerinin enerji seviyelerini artırıcı lazer ya da yüksek enerjili fotonik elektromanyetik dalgalar gibi özellikli yöntemler de tedavide gündeme gelebilmektedir” dedi.

İşitme kayıplarının tedavisinde tüylü hücrelerin sayısını artırmaya yönelik olarak geliştirilen “Lycrex-1” yönteminin hastalar için yeni bir umut olduğunu ifade eden Prof. Dr. Devge, “Lycrex-1 yöntemi ile iç kulakta uyuyan destek hücreleri bulunarak nöral veya sinirsel büyüme faktörlerinin uygulanması ile bu hücrelerin tüylü hücrelere doğru farklılaşmaları sağlanıp, yeni fonksiyonel tüylü hücreler oluşturulması amaçlanmaktadır” dedi. İlk olarak Japonya’da başlayan uygulama Prof. Dr. Cem Devge tarafından geliştirilerek Türkiye’de de uygulanmaktadır. Lycrex-1 yöntemi ile kulağın işittiği bir ya da birden fazla ses frekansında yüzde 5-15 arasında iyileşme elde edilebilmektedir.

Prof. Dr. Devge sözlerini şöyle noktaladı: “Tam sağır olan ve iç kulaklarında tüylü hücreler bulunmayan hastalar, koklear implant veya beyin sapı implantları uygulamaları ile işitebilmektedir. İleri ve orta düzeyde işitme kaybına sahip hastalara ise, işitme cihazlarından veya orta kulak implantlarından fayda görebilirler. Ancak, bir hastanın işitme cihazından veya orta kulak implantından fayda görebilmesi için, azımsanmayacak derecede işitme yeteneğine sahip olması gerekmektedir. İleri düzeyde işitme kaybına sahip hastaların iç kulakları o kadar az sayıda canlı tüylü hücre içerir ki bu durum onlara işitme cihazlarından faydalanma olanağı vermemektedir. Lycrex-1 tedavisi bir yandan işitme cihazı kullanması gereken hastalara cihaz kullanmadan işitebilme olanağı sunabilirken, diğer yandan da kullanmaya çalıştıkları işitme cihazları ile bile duyamayan hastalar, en azından işitme cihazından fayda görebilecek duruma gelmektedir. Lycrex-1 tedavisine erken başlanması başarı oranlarını artırmaktadır.”

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar