Takip Edin

Köşe Yazıları

Binlerce yıldır onu yediğimizi bilseydiniz şaşırır mıydınız?

Yayınlanma tarihi

-

Hepimizin bildiği üzere bu günlerde, fırından çıkan bir tepsinin içinde üstü bıngıl bıngıl eden, pişirenin gururunu her bıngıldamada hissettiğimiz San Sebastian cheesecake (çizkek) videolarına sıkça rastlıyoruz.

Konu cheesecake olunca, kökü peynire dayanıyor. Peynir, üzerinde kitaplar yazılmış, her coğrafyada çok farklı çeşitleri bulunan besin kaynaklarından. Böyle olunca peynirle yapılan yüzlerce tatlı çeşidi ve peynirin tarihçesi gündeme geliyor.

Bu yazımda, cheesecake ekseninde kalmaya çalışarak, ülkemizdeki popüler cheesecake çeşitlerinin özelliklerinden bahsederken aynı zamanda önemli çalışmaların yapıldığı bir konuya da kısacık dokunmak istedim.  

Memleketimizde pek sevilen San Sebastian cheesecake’in orijinaline en yakınını sunmak üzere pastacılar, şefler büyük bir uğraş veriyor. Ellerine sağlık severek tüketiyoruz.

Ancak mesele, orijinal tadı yakalamak ise bu mümkün olmayabilir ve bu da büyük bir sorun değildir diye düşünüyorum. Dünya, yeme içme kültüründe İspanya’nın San Sebastian bölgesi çok önemli bir yere sahip. Adını verdiği cheesecake, bölgeye ait bir çeşit taze peynirle yapılıyor.

Son yıllarda önemli bir kavram olan Coğrafi işaretli ürünler, belirgin bir niteliğine sahip, ait olduğu coğrafyanın şartlarında ortaya çıkan ve ünlenen ürünlerdir. Örneğin Finike Portakalı.

San Sebastian cheesecake coğrafi işaretli bir ürün mü bilmiyorum ancak peynirini, San Sebastian dışında üretmek mümkün olmadığından orijinal lezzet için yerinde gidip yemek gerekiyor.

San Sebastian gibi yıllardır ürettikleri  yerel lezzetlerin farkına varan, turizm geliri elde eden, ülkelerine maddi ve manevi değerler katan birçok şehir, bölge, ülke var. Bu notu buraya bırakarak bu paragraftan ayrılıyorum.

Peki güzel bir cheesecake nasıl olur? Bunun cevabını aramak için önce hangi çesit cheesecake yiyeceğim  diye karar  vermeliyiz. Aşağıda, ülkemizde en çok tüketilen çeşitlerinden söz etmek istiyorum.

San Sebastian cheesecake içi kremamsı, ortası ise kremamsı özelliğini kaybetmemiş muhallebi kıvamında, dışı oldukça karamelize hatta yanık olmalıdır. Bence, bu kadar tutulmasının sebebi bizim sütlü tatlı seviyor olmamız.

San Sebastian’dan önce Amerikan tarzı cheesecake ile tanışmıştık. Cheesecake’in binlerce yıllık tarihindeki son durak Amerika. İncecik tereyağlı kıtır bir tabanın üstüne dökülen bol miktarda peynirli bir karışımdan oluşuyor. Peynirli karışım, New York’ta bulunan herşey gibi çok yüksek. Bazı bölgelerde içine ayırt edici lezzet olarak  ekşi krema ekleniyor. Hassas piştiği için dışı karamelize olmuyor. Kıvamı yoğun, yumuşak ve mısır nişastasının etkisiyle kadifemsi olur ve üzerine gerçek meyveden frambuaz, limon veya çikolata sosları eklenirse lezzet şöleni başlıyor. Peynir ve krema ne kadar kaliteli ise dilinizde yağlı bir tad bırakmaz ve Amerika’lıların tabiriyle “rich” yani zengin dolu dolu bir tad elde edilmiş olur.

Geçtiğimiz bayramda Almanya’da yaşayan kuzenim Kıvanç ile orada yapılan cheesecake hakkında konuştuk. Onlara göre en güzeli, adı ise “Käsekuchen”. Kendisinden aldığım yardım ile orijinal kaynaklardan araştırma fırsatı yakaladım. Ve evde denedim. Ve tadına bayıldımm! Her ne kadar orijinal malzeme elimizde olmasa da, lezzetli bir versiyon yarattık.

Her ülkenin kendine ait bir peynirli tatlı tarifi var. Bunun sebebi tarihte yatıyor…

İlk olarak M.Ö Hellen döneminde, yunanalılar bal, peynir, tam buğday ununu karıştırarak yapmaya başlamışlar. Olimpiyatlara katılan atletlere, enerji versin diye yediriliyormuş, aynı zamanda düğünlerde ikram ediliyormuş. Roma istilasından sonra bu tatlı, savaş ganimetlerinden biri olarak görülmüş olmalı ki, Romalılar tarafından ele alınıp içine yumurta katılmış. Romalılar sayesinde, Avrupa’da yayılmış ve her yörede kendine ait tarifini yaratmış. Avrupa’dan gelen göçmenlerle de Amerika’da yayılmış.

Cheesecake’in yolculuğu Amerika’da son bulur mu yoksa devam eder mi bilemeyiz. Biz, orjinal olmasa da iyi malzemelerle yapılanını tercih etmeye ve aynı zamanda mutfaklarımızda yerel peynirlerimizle kendimize ait peynir tatlılarımızı yapmaya devam edelim.

Bitirirken ve yerel demişken, benim memleketim Edirne’nin meşhur peyniri ile üretilen peynir helvasını da anmak istiyorum. Kendisi, peynir, yumurta, irmik unu ile yapılır ve babam tarafından çaktırmadan bir günde bir kilosu rahatlıkla tüketilir. Ben, bu geleneksel tarifi dünyaca ünlü bir beğeniye çevirebilir miyim  diye pembe hayallere dalacağım. Biliyorsunuz size buradan tarif vermiyorum ama ilham vermek isterim doğrusu.

Bundan sonraki yazımızda artık Fransa’ya çevirelim diyorum, ne dersiniz? Şölenin anavatanına!

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

BİR SOSYAL MASKE : HAVAİLİK

Yayınlanma tarihi

-

“Hiç kimse havailiğe hemen ulaşamaz. O bir ayrıcalık ve bir sanattır her türlü kesinliğin imkansız olduğunun farkına varan ve kesinliklerden tiksinen kimselerde ki yüzeysellik arayışıdır.”
Cioran çürümenin kitabında havailik için çok katıldığım bu cümleyi kuruyor.

Bir çoğumuz havai insanları aklı havada olan, uçarı en olmadı istediği gibi davranan rahat kişiler olarak tanımlar. Peki ya bu hasta ruhlarımızın bir ilizyonuysa? Bahsettiğim sadece sosyal maskesi bu olanlar.
Bu kategoriye biraz mensup biri gibi hissediyor olabilirim.
Yıllar önce sevdiğim bir yakınım bana sabırla tahammülün farklı şeyler olduğunu ve benim sabır değil tahammül ettiğimi söylemişti. Sinirlenmiştim. Daha ne yapmam gerekiyordu nasıl farklıydı anlayamamıştım. Yıllar önceydi dedim ya sonraları öğrendim tabii. Öncelikle söylemek gerekir ki acılar ve zorluklar o kadar tahammül gerektirir ki bir süre sonra limitsizliğe ulaşılır. Hım başıma bu geldi sabır hım demek bunu da kaybettim sabır! Belki sabır tüm O zorluklara arkamızı dönüp sadece geçmesini beklemek değildi de küsmemekti, belki onlarla kucaklaşıp içten barışmaktı. Bunu yaparken dışarıda olanlara çok önem verememek … Bingo ! Havailikti.
Üniversitede okurken yan dairemde oturan bir arkadaşım bir akşam kapımı çaldı. Kapıyı Açar açmaz kendisini evime yere atarak yerde çok ama çok yüksek bi seste ağlamaya ve değişik hareketlerle debelenmeye başladı. Hemen evde ki diğer arkadaşıma onu yerden kaldırıp ilgilenmesini rica edip odama geçtim. Ben bir havaiyim söylemiştim ya. Sebebini biliyordu yalnızca kesinleşmemişti. Kalmıştı , dönemi tekrar okuyacaktı. Okulu uzayacaktı. Üstelik sürpriz değildi bu sona kendi zevkleri sebebiyle gelmişti. Gerçekten sadece bu yüzden bir cenazede dahi yapmadığımız kadar tepki vermişti. Benim havai tepkim bunaydı. Ya bir Aziz gibi yanında olacaktım ya da bu ekstra tepkisini havailiğimle görmezden gelecektim.

Herkesin sonunu kendi getirdiği olağan sorunları sizi çokta ilgilendirmez çünkü bir kaç mislini yaşayıp rafa kaldırmışsınızdır. Havaisiniz.

Kimle evleneceğinizi bilmeden çeyiz yapanlara göre tabii ki havaisiniz.

İndirimleri takip etmeyen ev ekonomisini bilmeyen mükemmel bir ev hanımı değilseniz yine havaisiniz.

Hayattan bir haberiniz yok ve çok hazırlıksızsınızdır . Belki de gerçekten hayatın ne demek olduğunu biliyorsunuz ve hazır olacağınız zaman tüm hepsini yapacaksınızdır.

Hayatımızda zorluk olduğunu sanan insanlar sizin neleri atlattığınızı bilmezler. Hayatı size dar etmek isteyenler, asırlardır yüzü asık olanlar sizin neşenize anlam veremezler. Havai ! Havai o derler. Oysa yanıt basittir daima sizden zorunu görmüş birçok şeye dayanmıştır dışarıya neşesi olan bu sözde havai insanlar.
O yüzden havailik hemen ulaşılabilen bir şey değildir, ince bir çizgi vardır , boş olmak başka sosyal havailik başka. Ama ne var ki bunu da anlayabilen ancak bir o kadar derin olan insanlardır.
Havailik bir sanattır. Asla anlayamayacak insanların varlığını bilmek ise bir zevktir.

Sevgilerimle

Devamını oku

Köşe Yazıları

Çocuklarda Teknoloji Kullanımının Etkileri ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yayınlanma tarihi

-

Günümüzden 20 yıl önce, çocuklar sokaklarda oyun oynarlardı, bisiklete binerlerdi, ebeleme oynarlardı, seksek oynarlardı, doğa ile iç içeydiler. Bu sayede, çocuklar hareket edebiliyor, vücutları daha sağlıklı gelişebiliyordu. Ancak, teknolojide ki gelişimlerle birlikte, yaşam koşullarında da değişimler meydana geldi. Çocuklar bu süreç içinde, çarpık yapılaşma sonucu yeşil alanlardan, oyun parklarından, sokak aralarındaki oyun yerlerinden yoksun kaldılar. Bundan dolayı çocuklar enerjilerini fiziksel olarak kullanamadıkları için başka alanlara yöneldiler. Tek çıkış yolları da teknolojik aletler oldu. Bu sebeple, çocuklar günlük yaşantılarında televizyon, telefon, tablet gibi teknolojik aletlere yönelmekte ve bu da onların sosyalleşmelerini, iletişim becerilerinin gelişmesini etkilemekte ve oyun oynamalarını şekillendirmektedir. 

Teknolojik aletlerin bilinçsizce kullanımı çocuklarda birçok gelişimsel probleme sebebiyet vermektedir. Okul öncesi ve okul çağında, bilinçsizce kullanılan teknolojik alet kullanımı dikkat sorunlarına, obezite, uyku sorunlarına, ya da agresif davranışlara neden olabilmektedir. Çocuk gelişimi için önemli olan bilişsel ve duygusal gelişime de ciddi zararlar vermektedir.

Günümüzde önemli bir yere sahip olan bu teknolojik araçların olumsuz etkilerinin yanı sıra doğru ve etkin kullanıldığında da birçok yarar sağlanmaktadır. Bununla birlikte, çocuğun gelişiminde en önemli unsur olan aile bu etkinin nasıl olacağını belirlemektedir. Genellikle aileler, televizyon izlerken ya da yemek yerken, çocuklar internete girip dijital oyunlar oynamakta ya da çeşitli videolar izlemektedir. Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün değildir. Bu sebeple, önemli olan çocuğunuz için etkin ve doğru kullanım bilincine sahip olmaktır. 

Çocukların teknolojiyi doğru ve etkin kullanabilmesi için öncelikle ebeveynlerin kendi görev ve sorumluluklarının farkında olması gerekmektedir. Bununla birlikte, ebeveynler kullanılan teknolojik aletlerin çocuklarının gelişimine etki ettiğinin bilincinde olmalılardır. Dört yaş altı çocukların teknolojik alet kullanmak yerine kendi başlarına oyun oynamaları onların bireysel problem çözme, yaratıcı düşünme, odaklanma gibi becerilerini geliştireceği unutulmamalıdır. 

Peki, çocuklar ekran başında ne kadar kalmalı?

0-3 yaş aralığındaki çocuklar mümkün olduğunca televizyon, tablet, telefon gibi teknolojik aletlerden uzak tutulmalı ve ekran başında vakit geçirmemelidir. 3-6 yaş aralığındaki çocuklar günde 20-30 dakikayı geçmeyecek şekilde teknolojik aletleri kullanabilirler. Ancak burada önemli olan ebeveyn kontrolünde çocukların bu aletleri kullanmasıdır. 

3-6 yaş aralığındaki çocukların çok geniş algılama yetenekleri vardı. Herhangi bir şeyi görmeseler de duyarak algılayabilir ve bilinçaltlarına kodlayabilmektedirler. Bu yüzden ev ortamında ebeveynler televizyon izlerken izlediklerin programların içeriklerine önem göstermelidirler. Bununla birlikte, ebeveynler çocuklarının odalarına televizyon koymamalı ve televizyon izleme saatinde çocukları ile birlikte televizyon izlemelidirler. İzlenecek programlar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Ayrıca, ebeveynler çocuğun televizyon izlemesi yerine fiziksel aktivite, grup oyunları, arkadaş ilişkileri kurmak gibi çocuğun gelişimine yarar sağlayacak aktivitelere teşvik etmelidirler. 

Tablet, telefon gibi aletleri çocuklar kullanırken ebeveynlerin dikkat olması ve çocukların ziyaret ettiği internet siteleri ve sosyal medyaları takip etmeleri gerekmektedir. Bununla birlikte, ebeveynler çocukların gelişimlerine uygun şiddet ve saldırganlık içermeyen, tablet ve internet oyunlarını kendilerinin uygun gördüğü zaman aralığında çocukları ile birlikte oynayarak onların gelişimlerine katkı sağlayabilirler.

Devamını oku

Köşe Yazıları

Her şeye rağmen

Yayınlanma tarihi

-

Bir şiir vardı ya hani…. “Kalbimizi dolduran duygular kalbimizde kaldı” Ah benim lise zamanlarında ki şiir dinletilerim, tiyatro gösterilerim. İnsanın en güzel anılarının bir fotoğrafı olmaz mı hiç? Neden olmaz en sevdiklerimizle en güzel günlerimizden neşeli kareler?

Bazen sohbete dalıp unutuyoruz fotoğraf çekmeyi ama bence dünyanın en güzel hatıraları fotoğraflarda saklı. Maziye dönüp bakınca yüzümüze tatlı bir tebessüm konuyorsa, dudağımızın yanında gülümseme çukuru oluyorsa (tıpkı şu anda bu satırları yazarken bende olduğu gibi 😊) güzel anılar biriktirmişsiniz demektir. 🙂

Her fotoğraf güzeli, neşeyi anımsatmıyor elbette. Bazen hüznü, bazen acı günleri bazen özlenen bir akrabayı…

Sizin hiç arkadaşınız öldü mü? Benim öldü. O günü hiç unutmuyorum… 1994 senesi aylardan Ekim günlerden Çarşamba. Ben 12 yaşındayım. Arkadaşımın adı Ümran… Beden dersindeyiz son saat, ama ders bitmiş soyunma odası yerine en üst kata aşık olduğumuz çocukları görebilme umuduyla çıkmışız. Elimi tutuyor Ümran ve bana söylediği sözü hiç unutmam “Sakın beni bırakma Berna” dedi bana. Bende ona sende sakın beni bırakma dedim… O akşam annesi aşık olduğu çocuğun halı saha maçını izlemeye giden Ümran’ı herkesin içinde dövmüş! Ve maalesef Ümran intihar etmiş! Ben bunu ertesi sabah öğrendim. O zaman teknolojik en medeni alet ev telefonlarıydı. Nereden haberimiz olacaktı sanki. Olayın tek mimarı başka bir arkadaşımın onu betonun üzerinde yatıyorken görmesi…

Sonra ben haftalarca kabuslar gördüm. Beni bırakma Berna diye sesleniyordu mezardan… Ümran’la hiç fotoğrafımız olmadı bizim. Okula ‘da yeni gelmişti. Göçüp gitti aramızdan yıllar yıllar geçti üzerinden… Yani ümran’ la bir fotoğrafım olsa hep o çarşamba günü gelirdi aklıma mutlaka ve bana söylediği o sözü… İnsanoğlu bir var bir yok.

Benim 28 aylık küçük bir kızım var. Benim yaş grubumda arkadaşlarımın çoğu anne ya da baba oldular. Zannediyorum ki hepimiz çocuklarımıza güzel anılar bırakmak isteriz.

Güzel fotoğraflar, anı defterleri, günlükler, video kayıtları ve daha nicesi… Eski zamanlarda fotoğraf albümleri çıkardı aile akşamları, saatlerce her birine tek tek bakardık. Şimdi her şey dijital. Ama benim fotoğraf arşivim var. Kötü anı içerenleri sildim, silmeye devam edeceğim. Güzel anılarla dolu olanları sakladım.

Sanırım dünya yeterince kötülüklerle ve kötülerle dolu. Bu nedenle ben hayatımda güzel, neşeli, mutlu, sevgi dolu, saygılı, huzurlu anılar biriktirmeye karar verdim ve seçtim bunların hepsini.

Peki ya siz kendi hayatınız için seçim yaptınız mı? Daha mutlu, daha sağlıklı, daha neşeli, daha eğlenceli, daha huzurlu olabilmeniz için neler mümkün?

Güzel dostlar biriktirin kendinize ve elbette güzel anılar…. Hepsi bu. Hayatın özü güzelliklerden geçiyor. Kötüler, kötülükler insanı yaralıyor ama geriye hep güzellikler, iyilikler kalıyor. Kimse kötü insanları anmıyor ama iyiler için ne “iyi” insandı deniliyor.

Az önce bir arkadaşımla yazışıyorduk. Ona yazdığımın aynısını size de yazmak istiyorum…

“M: Hayat güzel, her şeye rağmen.

B: Hayat güzel, onu kirleten insanlar. Keşke hep böyle güzel şeylere ağlasak. Hayatı neşeden işlemek gerekiyor. Toplaşıp dökmek lazım kahkahalarımızı ortalığa”

Ve siz pek değerli okuyucular, hep birlikte hayatınıza neşe katan insanlarla vakit geçirmeye ve hayatı neşeden işlemeye ne dersiniz?

Hadi hep birlikte şen kahkahalarımızı dökelim ortalığa. Bir tebessüm her şeyi değiştirmeye davet eder. O zaman hep birlikte sevdiklerimize gülümseyelim, dostlarımızla şarkılar söyleyelim, yağmurda dans edelim ve bol bol güzel anılar biriktirelim her şeye rağmen.

Sevgilerimle,

Devamını oku

Popüler Başlıklar