Takip Edin

SAĞLIK

Doç. Dr. Kemal Özerkan’dan tıp literatürüne katkı

Yayınlanma tarihi

-

Muammer İRTEM/BURSA, (DHA)- BURSA Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Özerkan, son 3 yılda geliştirdiği 3 farklı teknik ile dünya tıp literatürüne katkıda bulundu. Doç. Dr. Özerkan, son olarak rahmi alınan kadınlardaki vajina dokusunun aşağı sarkması problemine karşı geliştirdiği teknik ile tıp literatürüne girmeyi başardı.
BUÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ABD Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Özerkan, 2016 yılından itibaren yaptığı çalışmalar ile dünya tıp literatürüne önemli katkılar sağlamayı sürdürüyor. 3 yıl önce gerçekleştirdiği çalışmada kapalı cerrahi teknik ile rahmin çıkarılması ameliyatını gerçekleştiren ve bu tekniği dünya literatürüne sokan Doç. Dr. Özerkan, 2018 yılında yeni bir çalışmaya daha imza attı. Prof. Dr. Gürhan Uncu, Doç. Dr. Özerkan ile birlikte doğuştan vajinası olmayan kadınlarda kapalı cerrahi yöntem eşliğinde karın iç zarının dış genital bölgeye ağızlaştırılması ile vajina oluşturma ameliyatının farklı bir cerrahi tekniğini ortaya çıkardı. Prof. Dr. Gürkan Uncu ve Doç. Dr. Özerkan, karın içerisindeki doğuştan kalma rahim kalıntılarının oluşturulan kubbeye dikilmesini tarifleyen yeni cerrahi tekniğini ‘Uncu modifikasyonu’ olarak 2018 yılında dünya literatürüne sundular.
Son olarak 2019 yılında rahmi alınmış kadınlarda meydana gelen vajina sarkma problemini, gebelerde rahim ağzı yetmezliğinde kullandığı polyester fiber dikiş ile gerçekleştirdi. Bu teknik ile bir kez daha dünya tıp literatürüne giren Özerkan; “Anabilim Dalı olarak 1995 yılından itibaren ileri düzey kapalı cerrahi teknikle ameliyatlar yapmaktayız. Ülkemizde kapalı cerrahi tekniğin gelişmesinde çok önemli bir yerimiz var. Kişisel olarak geliştirdiğimiz iki farklı yöntem ile son 3 yılda 3 kez dünya tıp literatürüne girdik. Prof. Dr. Gürkan Uncu hocamızın bizlere desteği ve açtığı ufukla, uzun süredir üzerinde çalıştığımız bir projemizi de hayata geçirdik Fakültemiz ve anabilim dalımız için önemli başarılara imza atmış bulunuyoruz. Bu yöntemlerin gelişmesinde bizlere destek olan ve katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum” dedi.
BUÜ Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, son 2 yıl içinde 2 ayrı akademisyenin çalışmaları sonucunda, farklı cerrahi tekniklerle dünya literatürüne geçti.

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

“Erkeklerin prostat kanserine yakalanma riski yüzde 12”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)- ÜROLOJİ Uzmanı Doç. Dr. Hasbey Hakan Koyuncu, prostat kanserinin erkeklerde ikinci en sık görülen kanser türü olduğunu söyledi. Bir erkeğin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanma oranının yüzde 12 olduğuna dikkat çeken Koyuncu, “Ailesinde prostat kanseri olanlar 45, olmayanlar 50 yaş itibariyle yılda bir kez muayene ve PSA testi yaptırmalı” dedi. 

Birçok kanser türünde olduğu gibi prostat kanserinde de erken tanının önemli olduğuna dikkat çeken Medicana International İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasbey Hakan Koyuncu, prostat kanserinden tamamen kurtulma ihtimalinin diğer birçok kanserden daha yüksek olduğunu belirtti. Kansere karşı alınması gereken en önemli önlemin 50 yaş sonrası her yıl düzenli olarak yapılacak kontroller olduğunu ifade eden Doç. Dr. Hasbey Hakan Koyuncu, “Erkeklerde görülen en sık ikinci kanser türü prostat kanseri. Erkeklerin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanma oranı ise yüzde 12. Bu nedenle düzenli kontroller çok önemli. Kanda PSA değerinin saptanması ve elle prostat muayenesinin yapılması hayati risk taşıyor. Sadece PSA değerinin yüksek olması ve prostat muayenesinde düzensizlik, sertlik saptanması durumunda alınacak olan prostat biyopsisiyle tanı konulabiliyor” diye konuştu. 

“ŞÜPHELİ DURUMDA PROSTAT BİYOPSİSİ YAPTIRIN” 

Prostat kanserinin tanısının sadece prostattan alınan biyopsiyle konulacağını aktaran Doç. Dr. Hasbey Hakan Koyuncu, “İyi huylu prostat büyümesi nedeniyle düzenli takip edilen hastalardan kan PSA değerinde yükseklik olan, prostat muayenesinde sertlik, düzensizlik olan, MRI görüntülemede şüpheli alan bulunanlardan erken tanı için mutlaka prostat biyopsisi alınmalıdır. Bu amaçla da ailesinde prostat kanseri olanlarda 45 yaş itibariyle, ailesinde prostat kanseri olmayanlarda 50 yaş itibariyle yılda bir kez, parmakla prostat muayenesi, kanda PSA tayini yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.  

PROSTAT BİYOPSİSİ NASIL ALINIR? 

Prostat biyopsisinin prostat füzyon biyopsi yöntemiyle alınması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Hasbey, “Standart ultrason eşliğinde alınan prostat biyopsisi yerine tümör yakalama konusunda daha üstün olan prostat füzyon biyopsi yöntemiyle alınmalı. Prostat füzyon biyopsisi, gelişmiş MR görüntüleriyle, canlı ultrason görüntüsünü birleştirerek tümör şüpheli hedeflere yönelik, minimum sapmalı ve nokta atışı biyopsi alınmasını sağlar” dedi. 

CERRAHİDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ? 

Prostat kanseri tedavisinde cerrahinin önemine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasbey Hakan Koyuncu, “Aktif izlem, aralıklı prostat biyopsileriyle takip ve gerekirse uygun tedaviye geçilir. Prostat kanseri cerrahisi, prostat ve meni keselerinin alınması, gerekirse ilgili bölge lenf bezlerinin çıkarılması laparoskopik ve açık (mikroskoplu gözlükle) teknikle yapılabilmekte. Hastaya gerek duyulursa radyoterapi, hormon tedavisi ve kemoterapi uygulanabilir” dedi. 

Devamını oku

SAĞLIK

Metabolik ameliyatıyla, diyabetten kurtuldular

Yayınlanma tarihi

-

Zeynep Irmak ÖCAL/SAMSUN, (DHA) – DİYABET hastası Hüseyin Ateşoğlu ve Danimarka uyruklu Jan Erik Pihl, tedavileri için geldikleri Samsun’da Büyük Anadolu Hastanesi’nde metabolik cerrahi ameliyatı olarak sağlıklarına kavuştu.
Diyabet hastalığı nedeniyle insüline bağımlı olarak yaşamak zorunda kalan Danimarka uyruklu Jan Erik Pihl ve Hüseyin Ateşoğlu, tedavileri için geldikleri Samsun’da Büyük Anadolu Hastanesi’ne başvurdu. Hastane doktorları ve uzmanlar tarafından kontrol ve tetkikleri yapılan 2 hasta metabolik cerrahi ameliyatına alındı. Başarılı geçen operasyon ve tedavi sürecinin ardından Ateşoğlu ve Pihl, insüline ve diğer diyabet ilaçlarına veda edip, sağlıklarına kavuştu.
SAMSUN’DA ŞİFA BULDU
Danimarka’da yaşayan ve tedavi için geldiği Samsun’da metabolik cerrahi ameliyatıyla diyabetten kurtulan Jan Erik Pihl, “Buraya geldikten sonra Türkiye hakkında çok iyi şeyler düşünmeye başladım. Sağlığıma burada kavuştum. Artık Türkiye’ye daha sık geleceğim” dedi.
‘ÇOK MUTLUYUM’
20 yıldır diyabet hastası olduğunu söyleyen Hüseyin Ateşoğlu, ameliyat sonucu yaraların iyileştiğini belirterek, “Eskiden yürüyemiyordum, şimdi kendimi çok iyi hissediyorum. Ayağımı kesmek zorunda kalacaklardı, şimdi ise çok mutluyum” diye konuştu.
‘BAŞARI ORANI YÜZDE 96’YA ULAŞTI’
Metabolik cerrahi ameliyatı, insüline bağımlı yaşayan diyabet hastalarının umudu oluyor. Diyabet ameliyatı olmak için Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Metabolik Cerrahi Merkezi’ne 8 yılda Türkiye’deki hastaların dışında 28 ülkeden 10 bine yakın diyabet hastası başvuruda bulundu. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Muzaffer Al, hastanede 1400 hastayı ameliyat ettiklerini, bu hastalarda başarı oranının dünya ortalamasının üzerine çıkarak yüzde 96’ya ulaştığını kaydetti. Doktor Al, “Merkezimize başvuran diyabet hastalarının genel cerrahi, dâhiliye, endokrin, psikiyatri, kardiyoloji ve beslenme diyet polikliniklerinde incelemeleri yapılır ve pankreas rezervi uygun olan hastalar ameliyata alınır. Laparoskopik Metabolik Cerrahi, Tip-2 diyabette ortalama yüzde 86 oranında tedavi sağlamaktadır. Bu ortalamanın üzerinde bir başarı sağladık” ifadelerinde bulundu.
FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

“Fazla kiloların sebebi uykusuzluk olabilir”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)- İnsomnia yani uykusuzluğun, toplumda yaklaşık her 3 kişiden 1’ini etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren önemli bir sağlık problemi olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Yağcıoğlu Yassa, “Yeterince uyumayan kişilerde stres hormonu olarak bilinen kortizol salınarak cildin yaşlanmasına yol açar. Uykusuz kişilerde beyinde açlık hissini uyaran ghrelin hormonunda artış olduğu gösterilmiştir” dedi.

KADINLARDA DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Bahçeşehir Üniversite Hastanesi Medical Park Göztepe’den Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Yağcıoğlu Yassa, uykusuzluğun kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık görüldüğünü söyledi. İnsomnia’nın uykuya dalmada güçlük, gece sık ve uzun süreli uyanmalar veya sabah planlanan saatten daha erken kalkma şeklinde olabileceğini kaydeden Dr. Yassa, “Kişi yeterli ve kaliteli bir uyku uyuyamadığından ertesi gün dinlenememiş ve yorgun hisseder. Bununla birlikte; konsantrasyon güçlüğü, ilgi-istek kaybı, enerji azlığı, sinirlilik, depresyon ve anksiyete görülebilir. Uykusuzluk genellikle geçici bir problem olmakla birlikte, altta yatan sorun çözülmedikçe ve süresi uzadıkça tedavi güçleşir” diyerek uyarıda bulundu.

CİNSELLİĞİ ETKİLİYOR, DEPRESYONA SOKUYOR

Dr. Öğr. Üyesi Özge Yağcıoğlu Yassa uykusuzluğun birçok nedeninin olabileceğini belirterek, “Yaş, stres, depresyon, uyku apnesi, sigara içmek, kafein ve özellikle de uyumadan hemen önce uzun süreli bilgisayar, telefon, tablet gibi elektronik cihazların kullanımının uyku kalitesini azalttığını göstermiştir” dedi.

Dr. Öğr. Üyesi Özge Yağcıoğlu Yassa, uykusuzluğun yol açtığı sağlık sorunlarını şu sözlerle sıraladı:

“Kazalar, sistemik hastalıklar, iş veya okul performansında düşme, cinsel işlev bozuklukları, depresyonun yanı sıra ciltte erken yaşlanma ve obeziteye neden olur. Yeterince uyumayan kişilerde stres hormonu olarak bilinen kortizol salınarak cilde elastikiyetini veren kollajen maddesinin yıkımına neden olur. Derin uyku evresinde salgılanan büyüme hormonu gençlerde büyüme ve gelişme üzerinde etkiliyken ilerleyen yaşlarda kas ve kemiklerin güçlenmesi ve cildin sıkılaşmasını sağlar. Yapılan çalışmalarda yetersiz uyuyan kişilerde beyinde açlık hissini uyaran ‘ghrelin’ hormonunda artış olduğu gösterilmiştir. Bu kişilerde ayrıca yüksek yağ ve karbonhidrat içeren gıdalara istekte artış görülmüştür. Bu nedenle diyet yapan kişilerde ilave olarak uyku düzeninin sağlanması çok önemlidir.”

UYKU ÖNCESİ CEP TELEFONU KULLANMAYIN

İnsomnia tedavisinde ilk aşamada ideal uyku ortamının sağlanması ve yaşam tarzı değişikliklerinin büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Özge Yağcıoğlu Yassa şu önerilerde bulundu:

“Fiziki ortamın uykuya dalmak için uygun olması gerekir. Ortamın sessiz, karanlık ve ideal sıcaklıkta olması sağlanmalıdır. Yatmadan önce uyarıcı özellikte olan çay, kahve ve alkol benzeri içecekler tüketilmemeli, yemek sonrası tıka basa bir mide ile yatağa girilmemelidir. Yatağa girmeden önce ılık duş almak, meditasyon yapmak ve kitap okumak uykuya geçişi kolaylaştırabilir. Tatil günleri de dahil her gün sabah aynı saatte uyanmaya özen gösterilmelidir. Yatmadan önce vakit geçirilen telefon, tablet gibi elektronik ekranların yaydığı mavi ışık beyin için uyarıcı etkide bulunur, uykunun kalitesini bozar ve uykuya dalmayı güçleştirebilir. Gece uykusuzluk çeken kişiler gün içinde şekerleme yapmamalıdır. Yatağa girdikten sonraki 20-30 dakikada hala uyumadıysanız yataktan çıkılmalı ve ancak uyku geldikten sonra yatağa girilmelidir. Alınan önlemlere ve yapılan yaşam tarzı değişikliklerine rağmen uykusuzluk yakınması devam eden kişilerde ilaç tedavisi başlanabilir. Bu ilaçlar genellikle kısa süreli yakınmaları olan kişilerde etkili olup çok uzun süreyle kullanılmamalıdır. Uykusuzluk yakınması olan kişilerde gece uykuyu bölen veya uyku kalitesini düşüren nedenlerin ortaya konulması için uyku testi (polisomnografi) yapılması gerekebilir. Bu nedenle uyku problemi olan tüm hastalar mutlaka hastanelerin uyku merkezlerine başvurmalı ve bu konuda uzmanlaşmış bir hekim tarafından değerlendirilerek ileri incelemeler yapılmalıdır.”

Devamını oku

Popüler Başlıklar