Takip Edin

BİLİM VE TEKNOLOJİ

Egeli akademisyen, yarı saydam malzemeleri, yapay zeka ile modelleyecek

Yayınlanma tarihi

-

İZMİR, (DHA)- EGE Üniversitesi (EÜ) Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü’nden araştırma görevlisi Dr. Murat Kurt’un, insan cildi, mermer ve mum gibi yarı saydam malzemelerin, yapay zeka algoritmalarıyla modellenmesi ve gösterimine yönelik projesi, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye değer bulundu.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ‘1001- Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı’na, insan cildi, mermer ve mum gibi yarı saydam malzemelerin, yapay zeka algoritmalarıyla modellenmesi ve gösterimine yönelik projesi ile başvuran EÜ Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi Dr. Murat Kurt, destek almaya hak kazandı. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Dr. Kurt’u ziyaret edip, projesiyle ilgili bilgi aldı. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Disney Research, Los Angeles (DRLA) Araştırma Laboratuvarı’ndan Prof. Dr. Kenny Mitchell’in daveti üzerine yaptığı ziyaret sırasında, desteklenmeye değer görülen projesinin temellerini attığını kaydeden Dr. Kurt, dünyada daha önce böyle bir çalışmanın yapılmadığını dile getirdi.
‘ÜRETİM OLMADAN GÖRÜNTÜLENEBİLECEK’
Projenin tamamlanmasıyla yarı saydam malzemelerin yapay zeka kullanılarak üretim öncesinde bilgisayar ortamında görüntülenebileceğini vurgulayan Rektör Budak, “Bu önemli bir çalışma. Yapay zeka ve simülasyon kullanılarak, bir ürünü meydana getirmeden önce nasıl bir ürünün ortaya çıkacağını görebileceksiniz. Gerek bilgisayar mühendisliği bölümümüzde gerekse de uluslararası bilgisayar enstitümüzde ciddi bir atılım içindeyiz. Hocamızı tebrik ediyorum, dünyada ilk olacak bir çalışma içinde. Ege Üniversitesi Rektörlüğü olarak maddi ve manevi hocamızın yanındayız” diye konuştu.
PATENT BAŞVURUSUNDA DA BUNULACAK
Projenin tamamlanmasının ardından uluslararası patent başvurusunda bulunulacağını da dile getiren Dr. Kurt, yarı saydam malzemelerin bilgisayar ortamında gerçekçi bir şekilde gösterimini sağlayacaklarını söyledi. Akademisyen Kurt, “İnsan cildi, mermer ve mum gibi yarı saydam malzemelerin bilgisayar ortamında gerçekçi bir şekilde gösterimi ve simülasyonu, animasyon, otomotiv, bilgisayar oyunları gibi birçok alanda kullanılıyor. Yapay zeka algoritmaları sayesinde hem daha gerçekçi hem de daha hızlı bir şekilde gösterim ve simülasyonları gerçekleştiriliyor. Uluslararası ölçekte düşünerek hazırladım projeyi. Yarı saydam malzemelerin genetik algoritmalarla, yapay sinir ağlarıyla ve derin öğrenmelerle şu ana kadar modellenmediğini tespit ettik. Patent araştırması yaptık ve şu ana kadar ulusal veya uluslararası ölçekte patent alınmadığını gözlemledik. Projemizin bir kısmı da geliştirdiğimiz algoritmayı bir ürüne dönüştürerek bunun da patentlenmesi üzerine. Bu konuda uluslararası bir patent almayı düşünüyoruz. Aslında projenin üç aşaması var. Birinci aşamasında genetik algoritmayla modellenmesi, ikinci aşamasında verinin derin öğrenmeyle modellenmesi ve üçüncü aşamasında ise bunun bir ürüne dönüştürülerek patentlenmesi üzerine” dedi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BİLİM VE TEKNOLOJİ

4K OLED ve çift ekranlı ASUS Zenbook Pro Duo Türkiye’de

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL,(DHA) – Geçen yıl Zenbook Pro UX580 ile ilk kez screenpad teknolojisini tanıtan Teknoloji Markası ASUS, Screenpad teknolojisini daha da geliştirerek çift ekranlı yeni Zenbook Pro Duo’yu yarattı.

Zenbook ailesinin bir parçası olan yeni ürünün özelliklerini duyuran marka, 15.6 inçlik standart bir dizüstü bilgisayara 14” boyutunda ikinci bir ekran konumlandırdı. Bu iki ekranda da 4K (Ultra HD) kalitesinde görüntü ve multitouch ile üst seviye bir dokunmatik panel sunan ASUS, dünyada bir ilk olan bu teknolojiyi Türk kullanıcılarının beğenisine sundu. Ürün teknoloji marketlerindeki yerini aldı.

Yeni ürün, özellikle ekran teknolojileri ve renk doğruluk oranını önemseyen içerik üreticileri ve tasarımcılar için 4K OLED dokunmatik bir ana ekranla çalışma fırsatı sunuyor. Geniş bir renk gamını destekleyen ZenBook Pro Duo, %100 DCI-P3 kapsama alanına sahip ve %133 sRGB oranı ile mümkün olan en canlı, en gerçekçi renkleri göstermeyi hedefliyor.

ASUS tarafından yapılan açıklamada Screenpad Plus ile ilgili teknik detaylar şu şekilde:

“4K ikincil dokunmatik ekran, bir dizi kullanışlı yerleşik uygulama üretkenliğinizi artırmanıza yardımcı olur. Hızlı Anahtar, karmaşık klavye sekanslarının tek dokunuşla otomasyonuna izin verir ve El Yazısı metni sezgisel olarak girmenize olanak sağlar. Ana ekran ve ScreenPad Plus arasındaki sezgisel etkileşimler için App Switcher, ViewMax ve Task Swap gibi kullanışlı hızlı kontroller de vardır. Görev Grubu, tek bir dokunuşla birden fazla görevi açarak çalışma moduna geçmenizi sağlar. Ana ekranda çalışırken daha fazla alan sağlamak için uygulamaları veya uygulama içi araç çubuklarını ScreenPad Plus’a sürükleyebilirsiniz.”

HEM GELENEKSEL HEM DE YENİLİKÇİ KULLANIM

Kullanılan, dokunmatik ve 4K görüntü kalitesine sahip 2 ekran teknolojisiyle beraber, cihaz ikonik zen tasarımı ve metal kasasıyla da öne çıkıyor. Tamamı alüminyum kaplama olan cihaz, dışarıdan bakıldığında hem geleneksel hem de sofistike bir tasarım dili ortaya konuluyor. Buna ek olarak her iki dokunmatik ekranın kalem girişini desteklediği ve ScreenPad Plus’un yazma veya çizim için son kullanıcıya üstün ergonomi ve sağlam bir platform sunması amaçlanıyor. Ayrıca kutudan çıkan ve yazma deneyimini daha konforlu hale getiren bir avuç içi desteği bulunuyor. Diğer Zenbook serilerinde olduğu gibi Zenbook Pro Duo’da da ergolif tasarım detayı da öne çıkan özelliklerden biri.

OYUN VE ÜRETKENLİK BİR ARADA

4K görüntü kalitesine sahip dokunmatik OLED ekran teknolojileri ile geniş bir kullanıcı kitlesini hedeflediklerini açıklayan ASUS, donanım tarafında da bu bilgisayarın kullanım çeşitliliğini maksimuma çıkartmayı planladıklarını ve bu yüzden üst seviye bir donanım inşa ettiklerini belirtti. 9’uncu nesil Intel işlemcilerle güçlendirilen cihazda aynı zamanda NVIDIA’nın oyuncular için geliştirdiği son teknolojisi olan RTX20 serisi ekran kartı bulunuyor. Firmanın, RTX2060 ekran kartı ve son nesil işlemcinin yanına PCIEG NVME  M.2 SSD ile en hızlı depolama çözümünü sunmayı hedefledikleri aktarılırken 32GB’lık Ram kapasitesi ile cihazın tüm ağır ve eş zamanlı işlerde ve tüm oyunlarda tam performansta çalışmasının sağlanacağı belirtildi.

Devamını oku

BİLİM VE TEKNOLOJİ

“Eris’in keşfi Plüton’un gezegenliğine şüphe düşürdü”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL,(DHA) – Plüto gerçekten bir gezegen mi yoksa cüce gezegen mi olduğu tartışmalarına İstanbul Aydın Üniversitesi Gök Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Orhan Gölbaşı’dan da yanıt geldi. Prof. Dr. Orhan Gölbaşı, Eris’in keşfinin Plüton’un gezegenliğine şüphe düşürdüğünü söyledi.

Güneş Sistemi’nde en son keşfedilen gezegen olarak bilinen Plüto’nun ‘gezegen’ unvanının elinden alınması bilim dünyasını ikiye böldü. Son olarak NASA yöneticisi Jim Bridenstine’ın,  “NASA yöneticisi Plüto’yu bir kez daha gezegen ilan etti diye yazabilirsiniz. Ben bu sözün arkasındayım, bu şekilde öğrendim ve bu bilginin doğruluğunun arkasındayım” sözleri Plüto konusundaki tartışmaları yeniden gündeme getirdi. İstanbul Aydın Üniversitesi Gök Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Orhan Gölbaşı, Plüto için tanımlanan ‘cüce gezegen’ kavramını ve gerçekten bir gezegen olup olmadığına dair açıklamalarda bulundu.

Plüto’nun Güneş Sistemimizde son keşfedilen gezegen olduğunu belirten Gölbaşı, “Keşfinden sonra, gözlemevleri Plüto üzerine araştırmalarını sürdürdüler. Plüto’nun hafif uzamış, armutsu bir görüntüsünü daha dikkatli inceleyen Naval Gözlemevi’nden James W. Christy, 22 Haziran 1978’de Plüto’nun yalnız olmadığını ve bir uydusu olduğunu keşfetti. Uyduya ölüleri Yunan ölüm Tanrısı Hades’e (Plüto) taşıyan kayıkçı Charon’un adı verildi. Keşfinden sonra geçen süreçte hep göz önünde olmasına karşın, Plüto’nun bir uydusunun olduğu 48 yıl boyunca fark edilememişti. Bu durum, Güneş Sistemi’nde yeni bir gökcisminin keşfedilmesinin aslında ne kadar zor olduğunun da bir kanıtıydı. Yeni uydunun keşfiyle, Plüto’nun büyüklüğü de kesin olarak belirlenmişti. Plüto’nun çapı 2 bin 274 km, Charon’unki ise bin 172 km. idi. Bir başka ilginç ayrıntı da şuydu: Sistemin kütle merkezi, Plüto ile Charon arasındaki uzay boşluğuna düşüyordu. Oysa Güneş Sistemimizde, gezegen ile uydusunun oluşturduğu ortak kütle merkezinin ana gezegen üzerine düşmediği başka bir örnek yoktu. 2005’te Eris keşfedildi. Eris, Plüto’dan daha büyük bir Kuiper Kuşağı cismi (KBO) olarak dikkat çekti. Eğer Plüton bir gezegen ise diğer KBO’lar gibi, Eris de gezegen sınıfına sokulmalıydı. Bu durumda, “bir cisme gezegen denmesi için, objektif ve bilimsel dayanak ne olmalıydı?” ifadelerini kullandı.

“IAU PLÜTON’UN KADERİNİ BELİRLEMEK İÇİN TOPLANDI”

İstanbul Aydın Üniversitesi Gök Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Orhan Gölbaşı, “Sonunda Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) duruma el koydu. IAU, astronomi terminolojisinde yetkili tek kurum olarak, yeni bir gezegen tanımını 14-25 Ağustos 2006 tarihleri arasında Prag’da yapılan 26. Genel Kurul Toplantısı’nda masaya yatırdı. IAU Başkanı Ron Ekers, toplantıdan 2 yıl önce, katılımcıların bu konuda bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi için bir Gezegen Tanımlama Komitesi kurmuştu. Gezegen Tanımlama Komitesi, Güneş Sistemi’nde bulunan gezegen ve diğer gökcisimlerinin üç sınıfa ayrılmasını öneriyordu: Gezegen: Güneş etrafında bir yörüngede dolanan kendi kütle çekimi altında, hidrostatik denge halinde ve hemen hemen küresel bir şekle sahip olan ve yörüngesinin yakın komşuluğunu temizlemiş olan bir gökcismidir. Cüce gezegen: Güneş etrafında bir yörüngede dolanan, kendi kütle çekimi altında, hidrostatik denge halinde ve hemen hemen küresel bir şekle sahip olan ancak yörüngesinin yakın komşuluğunu temizlememiş olan ve kendisi bir gezegenin uydusu olmayan gökcismidir. Güneş Sistemi’nin Küçük Nesneleri: Güneş etrafında yörüngede dolanan ve yukarıdaki tanımlara girmeyen diğer gökcisimlerinin tümü. Dolanma dönemleri 200 yıldan daha uzun küçük cisimlerin tümü, Ceres, Plüton ve Eris dâhil, cüce gezegenler sınıfına giriyorlardı” açıklamasında bulundu.

“GEZEGENLİĞİ ELİNDEN ALINDI CÜCE GEZEGENLERİN İLKİ KABUL EDİLDİ”

Plüto’nun asıl olarak zayıf kütle çekiminden dolayı ‘gezegenlik’ sıfatını kaybettiğini anlatan Gölbaşı, “Sonunda, IAU Genel Kurulu’nun 24 Ağustos 2006 tarihinde yapılan kapanış oturumunda yeni gezegen tanımlaması konusundaki öneriler oylandı. Cüce gezegen “Dwarf planet” tanımının kullanılması kabul edildi. Plüto’nun “cüce gezegen” olarak tanımlanması ve bu yeni türün prototipi sayılması, 237 evet, 157 hayır ve 30 çekimser oyla kabul edildi. Bu tanımla gelen yeniliğe göre, gezegenler civarlarını yakın komşuluklarında bulunan gökcisimlerinden temizleyecek kadar kütleli olmalıydı. Jüpiter, Satürn, Neptün ve Uranüs gibi gezegenler de, temiz yörüngelere sahip uydularıyla bir aile oluşturur. Oluşan sistemde, uydular birbirleriyle çarpışma riski olmadan kararlı yörüngelerde dolanırlar. İşte bu dinamik etki gezegen belirlemede en etkin faktörlerden biri sayıldı ve Plüto’nun küme düşmesine neden oldu.  Böylece, masalsı bir keşif sonunda uzun süre gökbilimcilerin ilgi odağı olan Plüto’nun bir alt kümeye düşmesi, oy çokluğuyla da olsa kesinleşmiş oldu. Plüto, Amerikalılar tarafından keşfedilen ilk gezegen olması bakımından onlar için önemliydi. NASA Başkanının açıklamalarında bu unvanı kaybetmiş olmanın üzüntüsü öne çıkmış olabilir” şeklinde konuştu.

 

Devamını oku

BİLİM VE TEKNOLOJİ

Dr. Canan Dağdeviren’den meme kanserinde erken teşhis yapan ‘elektronik sütyen’ projesi

Yayınlanma tarihi

-

Yasin KIRAS/İMRANLI (Sivas), (DHA) – DÜNYACA ünlü bilim kadını ve bitmeyen kalp pilinin mucidi Dr. Canan Dağdeviren, memleketi Sivas’ın İmranlı ilçesinde katıldığı söyleşide meme kanserinde erken teşhis yapan elektronik sütyenin müjdesini verdi. Teyzesini meme kanserinden kaybettiğini söyleyen Dr. Dağdeviren, “Şu an üzerinde çalıştığımız projemiz olan elektronik sütyeni önümüzdeki yılın başında tamamlayacağımızı düşünüyorum. 5 yıl önce teyzemi 50 yaşındayken meme kanserinden kaybettik. Ona söz vermiştim. Meme kanserinde erken teşhis yapabilen bir platform yapıyoruz” dedi. 
1985 yılında İstanbul’da doğan bilim insanı Canan Dağdeviren, ABD’de yer alan Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi üyeliğine (Junior Fellow of Harvard) seçilen ilk Türk oldu. İcatlarıyla ABD’nin prestijli dergilerinden Forbes’un “30 Yaş Altı Bilim İnsanı” listesine girmeyi başaran Dağdeviren, bunun yanı sıra, MIT (Massachusetts Institute of Technology) yayını Technology Review’ın her yıl açıkladığı ’35 yaş altı Mucitler Listesi’ne de adını yazdırmayı başardı. 28 yaşındayken dedesini kalp yetmezliğinden kaybeden ve kendisini bilime adayarak yaptığı icatlar ile dikkat çeken Dr. Dağdeviren, Sivas Kongresi’nin 100’üncü yılı nedeniyle memleketi Sivas’ın İmranlı ilçesine geldi. İmranlı Belediyesi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen konferansa katıldı. İmranlı Çok Programlı Anadolu Lisesi konferans salonunda düzenlenen programa Belediye Başkanı Murat Açıl, İlçe Milli Eğitim Müdürü Şafak Turan, okul müdürleri, öğrenciler ve ilçede öğrenim gören üniversite öğrencileri ile vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Dr. Canan Dağdeviren, başarı hikayesini ve icatlarındaki ilham kaynağını hemşerileriyle paylaştı. 
‘AŞIK VEYSEL’İN SAZI VARDI, BENİM DE CIMBIZIM’
Hayata geçirdiği proje ile farklı bilim dallarını buluşturduklarını belirten Dr. Canan Dağdeviren, “Ben bitmeyen kalp piliyle ilgili çalışmalar yaptığım dönemde birden aklıma Aşık Veysel geldi. Aşık Veysel, ‘Ben ölümlü dünyada hakikati gördüm’ diyor. Aslında benim için de gerçekten öyle olmuştu. Fizik, kimya, matematik, biyoloji, elektrik-elektronik ve tıp gibi farklı bilimleri ortada birleştirip değişik bir proje hayal ettim. Bu proje aslında gerçekti. Kimsenin düşünmediği bir şeydi. Ama sonradan hakikate dönüştü ve ben o hakikati elimde tutabildim. Yine Aşık Veysel, ‘Ben gidersem sazım sen kal bu dünyada’ diyor. Benim de bir cımbızım var. Biz onu tutmak için kullanıyoruz. Mesela ben de bu dünyadan gittiğimde projelerim kalacak. O cımbız kalacak. Aşık Veysel’in sazı varmış, benim sazım da cımbızım. Mesela benim türkülerim de patentler. Yaptığım turneler, böyle konferanslar” dedi. 
Kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybeden dedesinden esinlenerek, bu hastalık için bitmeyen pil yapmaya karar verdiğini belirten Dr. Dağdeviren, “Onu araştırırken bana yardımı dokunabilecek kişileri araştırdım. Uzak Doğu, Asya, Amerika’ya baktım. En sonunda da çalışmak istediğim hocanın Amerika’nın ortasındaki İllinois Üniversitesi’nde olduğunu öğrendim. Fulbright başvurumun asıl nedeni de finansal olarak özgür olmaktı. Çünkü kendi istediğim projede çalışmak istiyordum. Yoksa hocalar size bir proje veriyordu. Biz de ona göre çalışmak zorunda kalıyorduk. Tam Fulbright bursuna başvuracakken o sene çok güzel bir şey oldu. Fulbright o yıl doktora bursu vermeye başladı. Master derecemi bitirdikten sonra Fulbright doktora bursuna başvurdum ve kendi alanımda ilk sırada kazandım” diye konuştu. 
MEME KANSERİ İÇİN, ‘ELEKTRONİK SÜTYEN’
Genelde bilim insanlarının hep doğadan esinlendiğini hatırlatan Dr. Canan Dağdeviren “Benim yaptığım projeler genelde aile fertlerim veya yakın arkadaşlarımın hastalıklarından esinlenerek yapılmış projelerdir. Şu an üzerinde çalıştığımız bir diğer projemiz olan elektronik sütyeni önümüzdeki yılın başında tamamlayacağımızı düşünüyorum. 5 yıl önce teyzemi 50 yaşındayken meme kanserinden kaybettik. Ona söz vermiştim. Meme kanserinde erken teşhis yapabilen bir platform yapıyoruz. Hasta olmamıza da gerek yok. Bilgi alabilmemiz açısından da bu proje çok önemli. Vücutla uyumlu, ince, kıvrımlı, esnek ve hassas bir teknolojiyi iç çamaşırımızın, vücudumuzun ve iç organlarımızın bir parçası haline getiriyoruz” dedi.
Programın sonunda İlçe Milli Eğitim Müdürü Şafak Turan tarafından Dr. Canan Dağdeviren’e günün anlam ve önemine binaen İmranlı ilçe girişinin kışın çekilmiş fotoğrafının yer aldığı tablo hediye edildi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar