Takip Edin

SAĞLIK

“Engelli çocukların yetenekleri desteklenirse yaşıtlarından üstün duruma gelebilir”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)-Özel Eğitimci Şeref Baysal, engelli çocukların mümkün olduğunca kendi hayatlarını kontrol edebilmesi ve bunu yapmaları için teşvik edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Var olan yetenekleri desteklenen engelli çocuk, zamanla eksik yönlerini kabullenip diğer yönlerini geliştirerek yaşıtlarından üstün duruma gelebilir” dedi. 

“ANNE BABALAR BİRBİRLERİNİ SUÇLUYOR”

Engelli çocuğu kabullenmenin güç olduğunu belirten Özel Eğitimci Şeref Baysal, “Anne babalar bu durumu bir süre inkâr etme yoluna giderek birbirlerini suçlarlar. Hatta ailenin sosyal çevresindeki bazı kişiler de ebeveynleri suçlama eğilimi içine girerler. Daha sonraki aşamada ise kabullenme ve çözüm arayışı vardır. Artık aile geriye kalan yaşamını engelli bireyin özel ihtiyaçlarına göre düzenlemek zorundadır. Aileler özel yaşamlarında, sosyal çevrelerinde, beklentilerinde, planlarında, iş yaşamlarında ve mali konularda büyük değişikliklerle karşı karşıya kalıyor” dedi.

“ENGELLİ BİREY BEREKET VE MERHAMET SEBEBİ”

Engelli bireye sahip ailelerin önlerinde iki seçenekli bir hayat bulunduğuna değinen Baysal, “Aileler ya hüzün ve umutsuzluk içinde bir ömür sürecekler ya da hayatlarında gerekli değişiklikleri gerçekleştirerek engelli bireyle yaşamaya uyum sağlayacaklar. Özel gereksinimli çocuklarının kendileri için neşe ve umut kaynağı olduğunu dile getiren birçok aile var. Engelli bireyin yardıma ve başkalarının desteğine sürekli muhtaç olması aile üyeleri arasında sıkı bir dayanışma organizasyonu oluşmasına vesile oluyor. Şartların zorlaması sonucu oluşan yakınlık, aile ilişkilerine olumlu katkılar sağlıyor. Bazı aileler ise engelli bireyin aile yaşamları için bereket ve merhamet sebebi olduğu kanaatini ifade ediyor” şeklinde konuştu.

“EN ÖNEMLİ SORUN GELECEK KAYGISI”

Engelli bireye sahip ailelerin yaşadığı en önemli duygusal sorunlardan birisinin gelecek kaygısı olduğuna vurgu yapan Baysal şunları söyledi: “Engelli bireyin başkalarına bağımlı olması ailelerin haklı olarak böyle bir kaygı taşımalarına neden oluyor. Anne babalar kendilerinin vefat etmeleri halinde engelli bireye kimin bakacağı konusunu, yaşamları boyunca sürekli sorguluyor. Ailelerin engelli bireyin sorunları ile başa çıkmada çoğu zaman sosyal çevrelerinden destek görmemeleri gelecekle ilgili endişelerini daha da arttırmaktadır”

“ANNELERDE TÜKENMİŞLİK DUYGUSUNA NEDEN OLABİLİYOR”

Engelli bireyin gelişim aşamalarında yaşanılan güçlüklerin ve ağır bakım sorumluluklarının annelerde tükenmişlik duygusuna neden olduğuna değinen Baysal, “Araştırmalarda, engelli bireye sahip olan annelerin depresyona girme riskinin normal çocuğu olan annelere göre daha yüksek olduğuna vurgu yapılıyor” dedi ve ekledi: Tükenmişlik duygusu ve stres düzeyinin yüksek olması zamanla annelerin ruh sağlığında bozukluklar meydana getiriyor. Özellikle anneler çevrelerinde yaşanan mutsuzluktan ve bebeğin engelli olmasından kendilerini sorumlu tutabiliyor. Çünkü çocuk eşe, aile büyüklerine bir armağandır. Anne buna aracılık etmiştir ve bu armağan yeterince iyi değilse bundan onu dünyaya getiren kişi sorumludur. Bu nedenle normal çocuk mutluluk ve başarı, engelli çocuk ise bir başarısızlık olarak görülür.” 

“ÖNYARGI VE AYRIMCILIK VAR”

Engellilerin genellikle eğitim, istihdam, ulaşım ve sağlık gibi alanlarda önemli sorunlarla karşılaştığını ve toplum içinde yer almakta zorlandıklarını ifade eden Özel Eğitimci Şeref Baysal, “Buna karşın insanların genellikle engelliler hakkında yanlış düşüncelere ve olumsuz duygulara sahip oldukları, dolayısıyla da yanlı davranışlarda bulundukları görülüyor. Oysa bu sorunların pek çoğu onların dışındaki etmenlerden kaynaklanıyor. Bunların başında da özel gereksinimli çocuklara yönelik önyargılar ve ayırımcılık geliyor” diye konuştu. 

SOSYAL ETİKETLENME

Engelli çocuğun, engeli nedeniyle çoğu zaman kendini ifade ve kontrol edememesinin sosyal çevrede tedirginlik oluşturduğunu belirten Baysal, “Sosyal çevrenin engelli bireye yönelik meraklı bakışları ailelerde ve engellilerde suçluluk, ayıplanma gibi pek çok karmaşık duygunun oluşmasına neden oluyor. Ayrıca toplumsal ön yargılar nedeniyle engelli bireyler ve aileleri sosyal izolasyon ve dışlanma sorunu ile karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle aileler engelli çocuklarını mümkün oldukça sosyal çevrelerinden gizlemeye çalışıyor. Aileler kendilerine yönelen tepkilerden korunmak, etkilenmemek ve daha az zarar görmek için sosyal ilişkilerini sınırlandırıyor. Ailelerin soyutlanma duygusu yaşamalarının önemli bir nedeni de sosyal etiketlenme” şeklinde konuştu.

“FİLM SEYREDER GİBİ İNSANLAR BİZİ SEYREDİYOR”

Toplumda bilinçsizce hareket eden bazı insanların engelli bireyi “deli, özürlü, geri zekâlı, hasta” gibi kavramlarla yaftaladığını ifade eden Baysal,” Bu tarz aşağılayıcı sözlere maruz kalmak, aileleri ve engellileri incitiyor. 1997 yılında yapılan ‘Özürlü Kadınlarımız ve Özürlü Çocuklarımızın Anneleri Panelinde’ bir anne benzer bir durumu şu şekilde ifade ediyor: “Gözler üzerimizde, film seyreder gibi insanlar bizi seyrediyor, bunu bizlere ıstırap vermek için yapmadıklarını biliyoruz, ama sonuç değişmiyor” dedi.

“YETENEKLERİ DESTEKLENMELİ”

Türk kültüründe, engelli bireye acıma duygusunun belirgin olduğunu, bu nedenle engellinin fonksiyonelliğini desteklemek yerine, onun gereksinimlerini karşılama yaklaşımı sergilenir diyen Özel Eğitimci Şeref Baysal şunları söyledi: “Oysa var olan yetenekleri desteklenen engelli çocuk, zamanla eksik yönlerini kabullenip diğer yönlerini geliştirerek yaşıtlarından üstün duruma gelebilir. İşe yaradığını görmek çocuğu mutlu eder, başkalarına bağımlı olmamak benlik saygısını artırır. Bu nedenle, engelli çocukların toplumdan uzak tutulmaması, topluma uyum sağlamasını destekleyici uygulamalara yer verilmeli. Sağlıklı çocuklarla bir arada eğitilen engelli çocuklar (fiziksel, zihinsel gelişimi/durumu uygun olanlar) birbirlerinden güç alır, başarılı olanları görerek kabuklarından sıyrılır, kendilerini aşmaya çalışır.” 

“EĞİTİMLE, AİLELER DAHA AZ UYUM SORUNU YAŞIYOR”

Engelliler için en önemli sosyalleşme araçlarından birisinin eğitim olduğuna vurgu yapan Baysal, “Engelli çocuğun küçük yaşlardan itibaren özel eğitim alması, engelini aşması ve bağımsız yaşam becerilerini geliştirmesi açısından son derece hayati öneme sahip. Özel eğitim engelli bireyin hem akademik ve öz bakım becerilerini geliştirmesine yardımcı olur, hem de sosyalleşmesini sağlar. Engelli bireyin normal çocuklarla birlikte eğitim görmesi en tabi insan hakkı olarak kabul edilir. Ancak normal okulların fiziki mekânlarının, araç-gereçlerinin ve donanımlı insan kaynaklarının yetersizliği gibi nedenlerle çoğu zaman bu mümkün değil.  Ancak 2001 yılından itibaren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin ülkemizde yaygınlaşması sonucu engelli bireylerin erken yaştan itibaren eğitim almaları sağlanıyor. Bu sayede belli saatlerle sınırlı olsa da aileler çocuklarının eğitim aldıkları dönemlerde kendilerine zaman ayırma fırsatı yakalayabiliyor. Eğitim vasıtasıyla çocuklarda meydana gelen davranış değişikliği sayesinde, aileler daha az uyum sorunu yaşıyor” şeklinde konuştu.

Baysal konuşmasına şöyle devam etti:

“Engellilerin yaşamlarını kolaylaştıracak ve gelişimlerini sağlayacak toplumsal kaynakların ulaşılabilirliği sağlanamazsa, engelli bireye katkısı olmaz. Toplumsal kaynakların engelliler açısından ulaşılabilir olması için; eşitlik, saygınlık, kendi geleceğini belirleme ve ayrımcılık yapılmaması gibi dört temel ilkeye sahip olması gerekiyor. Bu nedenle pozitif ayrımcılık adına sosyal yaşamda engellilere yönelik yapısal düzenlemeler gerçekleştirilmeli. İnsan haklarına duyarlı çağdaş toplumlarda engelli bireyin hakları toplum tarafından gözetiliyor.”

“KENDİ HAYATLARINI KONTROL EDEBİLMELİLER”

Engelli çocukların mümkün olduğunca kendi hayatlarını kontrol edebilmesi ve bunu yapmaları için teşvik edilmesi gerektiğine vurgu yapan Baysal, “Her şeyden önce onların kişiliklerine, sebepsiz kısıtlamanın etkisinde kalmadan bağımsız olabilmelerine, kendi tercihlerini yapabilmelerine ve bunları gerçekleştirebilmelerine saygı duyulmalı. Özürlü insanlar ezilmemeli, izole edilmemeli, marjinalleştirilmemeli. Bunların yerine topluma dâhil edilmeleri için teşvik edilmeli. Amaç engelliyi üretken yaparak, hayatın doğasında var olan seçenekler ve risklerle dolu hayatı bağımsız bir şekilde idame edecek bir bireye dönüştürmek” ifadelerini kullandı.

“EKONOMİK SORUNLAR AİLE İÇİ İLİŞKİLERİ BOZUYOR”

Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki engellerden birisinin de yoksulluk olduğunu dile getiren Baysal, “Engellilik hâli ile yoksulluk ilintisi iki boyutludur. Engellilik, hem yoksulluğun gerekçesi hem de sonucu. Engelli bireyin tıbbi tedavi, bakım, beslenme, ulaşım, özel eğitim ve fizyoterapi gibi özel gereksinimleri ailelerin ekonomik açıdan güçlükler yaşamasına neden oluyor. Ekonomik sorunlar ise aile içi ilişkileri bozuyor. Öz bakım ihtiyacını bağımsız bir şekilde karşılayamayan engelli bireyin, günlük bakım hizmeti aileye belli bir mali sorumluluk yüklüyor. Ülkemizde 2007 yılından itibaren ağır düzeyde bakıma muhtaç engelli bireye bakım hizmeti sunan aile fertlerine Sosyal Hizmetler Müdürlükleri vasıtasıyla bir asgari ücret tutarında bakım yardımı yapılıyor. Bu bakım yardımı ile ailelerin ekonomik sorunlarına katkı sağlanıyor” dedi.

“ENGELLİ BİREYİN KENDİNE SAYGISI ARTACAK”

Yasalarla engelli istihdamı teşvik edilse de, yeterli mesleki rehabilitasyon eğitimi alamayan engellilerin iş bulma imkanlarının kısıtlı olduğuna değinen Baysal, “İş ortamlarının engellilerin ulaşabileceği ve bağımsız hareket edebileceği şekilde düzenlenmemiş olması, engelli istihdamında düzeltilmesi gereken bir husus olarak göze çarpıyor. Engelli bireyin çalışma yaşamına katılması sonucunda; kendine olan güven ve saygısı artacak, kendine değer verildiğini hissederek yaşama bakışı değişecek, böylece toplumsal bağlılık oluşacaktır” diye konuştu.

“ACIMAK ONLARA YAPILACAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK”

Engelli bir bireye sahip olmanın ailelerde duygusal, sosyal, ekonomik ve fiziksel yüklenmelere neden olduğuna vurgu yapan Özel Eğitimci Şeref Baysal, “Modern yaşamda pek çok sorunla baş etmeye çalışan aileler, özel gereksinimleri olması nedeniyle engelli bireyle yaşarken daha fazla güçlüğün üstesinden gelmek zorundalar. Kurumsal yapılanmalar her ne kadar ailelerin yükünü hafifletse de toplumsal ön yargıların devam ediyor olması önemli bir sorun olarak duruyor. Eğer yeterince fırsat verilirse her engellinin topluma katacağı çok şeyleri olduğu görülecektir. Ancak engellilere acıma duygusu ile yaklaşılarak, yapmaları gereken temel görevlerin de başkaları tarafından yerine getirilmeye çalışılması onlara yapılacak en büyük kötülük olacaktır” şeklinde konuştu.
(FOTOĞRAFLI)

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

‘Şubata kadar grip aşısı yaptırılabilir’

Yayınlanma tarihi

-

Cemil SEVAL/MANİSA, (DHA) – MANİSA Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Sapmaz Karabağ, havanın soğumasıyla hastanelerin acil servislerinde, grip hastaları nedeniyle yoğunluk yaşandığına dikkati çekti. Uyarılarda bulunan Karabağ, “Aşı her yıl ekim ayında yapılmalı ancak ülkemizde grip hastalığının en çok arttığı dönem, aralık ve ocak aylarıdır. Bu nedenle risk grubunda olan fakat aşı yaptırmamış kişiler, şubata kadar aşı yaptırabilirler” dedi.
Manisa Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Sapmaz Karabağ, havanın soğumasıyla çok sayıda kişinin yüksek ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve öksürük şikayetleri ile hastanelere gittiğini belirterek, virüslere karşı uyardı. Özellikle kış mevsiminde temas ve solunum yolu ile bulaşan virüslerden korunmak için toplu yaşam yerlerinde daha dikkatli olunması gerektiğini belirten Karabağ, şunları kaydetti: 
“Grip, 38 derece ve üstünde üşüme titreme ile yükselen ateş, kuru öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, şiddetli halsizlik ve kas- eklem ağrıları ile karakterize akut ani başlangıçlı bir enfeksiyon hastalığı. Hastalığın seyri sırasında bulantı, kusma ve ishal de görülebilir. Sebebi influenza virüsüdür. Virüsün solunum yoluyla alınmasından 1- 3 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bulaşma hasta kişilerin hapşırması, öksürmesi sırasında çevreye saçtıkları virüslerle olur. Bu virüsler damlacık yoluyla havada asılı kalır ya da hasta kişilerin hapşırma- öksürme sırasında ellerine bulaşır. Elleriyle dokundukları çevreyi de kirletirler. Böylece sağlıklı kişiler virüsü ya havadan solunum yoluyla ya da elleri ile ağız, burun gözlerine dokunarak alırlar. Hasta kişilerle tokalaşma, öpüşme ve aynı ortamda 1 metreden daha yakın mesafede bulunmakla bulaşır. Hasta kişiler hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasından 1 gün öncesi ve belirtiler ortaya çıkmasından sonra da 5-6 gün bulaştırıcıdır.” 
GRİP İLE SOĞUK ALGINLIĞI FARKI
Griple soğuk algınlığının karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Dr. Karabağ, “Soğuk algınlığı yavaş başlar, ateş pek görülmez, öksürük daha nadirdir, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve ses kısıklığı daha fazla görülür. Grip, sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başına kadar olan dönemde daha sık görülen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Toplumun özelliklerine göre her yıl belirli sayıda insanı etkiler ve hasta eder. Bu nedenle her yıl sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başı arasında beklenen sayıda kişide görülen bu hastalık, mevsimsel grip olarak ifade edilir. 0- 5 aylık çocuklar, 65 yaş üstü kişiler, diyabet, kalp, astım, KOAH, böbrek, HIV pozitif, kanser ile kortizon tedavisi alan bağışıklığı baskılanmış hastalar, çok kilolular, gebeler ve sağlık çalışanları gripte risk grubundadır” dedi. 
‘ÇOCUKLARDA DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR’
Gribin 2 yaş altındaki çocuklarda daha ağır seyredebileceğini belirten Dr. Karabağ, “Çocuklarda bulaştırıcılık daha uzun sürer. Bu nedenle de kreş ve okullarda daha fazla sayıda hasta çocuk görürüz. Bu yüzden çocukların da mutlaka aşılanması öneriliyor. Aşı her yıl ekim ayında yapılmalı ancak ülkemizde grip hastalığının en çok arttığı dönem aralık ve ocak aylarıdır. Bu nedenle risk grubunda olan fakat aşı yaptırmamış kişiler şubata kadar aşı yaptırabilir. Bu aylarda çocuklar da daha fazla grip hastalığı görmekteyiz. Bu da hastanelerde yoğunluğa sebep oluyor. Acil servise gelen çocuklar mutlaka sonrasında polikliniğe götürülmeli. Hasta çocuklar kesinlikle okula gönderilmemeli, evde istirahat etmeleri sağlanmalı. Velilerin de kişisel hijyen önlemlerine uyması gerekmektedir” diye konuştu. 

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Burun ameliyatına gitti, kalbinin doğuştan delik olduğunu öğrendi

Yayınlanma tarihi

-

Gizem KARADAĞ/ANKARA, (DHA)- ANKARA’da oturan Mehmet Akyar (21), burun ameliyatı olmak için gittiği hastanede, kalbinin delik olduğunu öğrendi. Açık kalp ameliyatı olmaktan kaçınan Akyar, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Bozkurt’un ‘TEE’ (Trans Özofageal Ekokardiyografi) yöntemiyle yaptığı yarım saatlik kapalı ameliyatla sağlığına kavuştu.
Üniversite öğrencisi Mehmet Akyar, nefes almakta zorlanınca burun ameliyatı olmak için hastaneye başvurdu. Doktorlar, Akyar’ın yapılan tetkiklerinde kalbinin delik olduğunu teşhis etti. Bir an önce ameliyat edilmesi gerektiğini öğrenen Akyar, açık kalp ameliyatı yerine farklı bir yöntemle tedavi olabilmek için araştırma yaptı. Bir tanıdığının tavsiyesi üzerine Medicana International Ankara Hastanesi’ne başvuran Akyar, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Bozkurt tarafından muayene edilerek, kalbinin doğuştan delik olduğunu öğrendi. Akyar, burada ‘TEE’ yöntemi ile yarım saat süren kapalı kalp ameliyatı ile sağlığına kavuştu.
‘AÇIK AMELİYAT OLMAK İSTEMEDİM’
Burnundan nefes almakta zorlandığı için ameliyat olmak istediğini söyleyen Akyar, “Hastaneye başvurdum, kontrollerim yapıldı. Ameliyatımdan bir gün önce anestezi uzmanı doktor tetkiklerimde bir şey gördü. Kalp muayenesi olmamı söyledi. Daha sonra kalbimde delik olduğunu öğrendim. Hemen ameliyat olmamı söylediler. Açık ameliyat olmak istemedim. Biraz daha araştırma yapmaya başladık. Araştırmalarımız sonrasın da Engin hocayla tanıştık” dedi.
‘KENDİMİ ÇOK İYİ HİSSEDİYORUM’
Günlük yaşantısında hiçbir sıkıntı yaşamadığını kaydeden Akyar, “Hatta her cuma günü futbol maçı yapıyordum. O kadar koşmama rağmen hiçbir sıkıntı yaşamadım. Öğrendiğim de şok oldum. Medicana Hastanesi’ne geldik, Engin hocam ‘TEE’ yöntemini uyguladı. Daha sonra ameliyat oldum ve başarılı geçti. Bende hiçbir sıkıntı yoktu; hatta 2 senedir hasta olduğumu bile hatırlamıyorum. Durumum şu an çok iyi. Kendimi çok iyi hissediyorum. Engin hocam dikiş atmadan ameliyatımı yaptı. Hocam yarım saat içinde kapalı ameliyat ile beni tekrar sağlığıma kavuşturdu” diye konuştu.
‘RAHATÇA YÜRÜYÜP, EVİNE GİDEBİLİR’
Kalpteki deliği tespit etmek için muayene yönteminde üfürüm duyduklarını, bunun dışında ‘ekokardiyografi’ (kalp ultrasonu) uyguladıklarını ifade eden Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Bozkurt ise, “Kapalı ameliyat yapabilmek için ‘TEE Yöntemi’ yapıp, kalbini daha yakından gördük; kapatabileceğimize karar verdik. Zor bir vakaydı, ancak rahat bir şekilde ameliyatını gerçekleştirdik. Mehmet hiç genel anestezi almadı. Kasığından girerek, ameliyatını yaptık. Şu anda da rahatça yürüyüp, evine gidebilecek durumdadır. Bu hastamızın doğuştan olan bir kalp deliği vardı” dedi.
‘ZORLAYICI HAREKETLERDEN KAÇINACAK’
Hastanın isterse hemen burun ameliyatı olabileceğini belirten Prof. Dr. Engin Bozkurt, şunları kaydetti:
“Ama biz 6 ay kadar orada uyguladığımız şemsiye yöntemindeki şemsiyenin tamamen kapatılmasını bekleriz. Ondan sonra rahatlıkla burun ameliyatını da yapabiliriz. Mehmet ilk 6 ayda zorlayıcı hareketlerden kaçınacak. Hastalığın tekrarı olmaz; yalnızca cihaz tutunduğu yerden düşmediği sürece tekrarını beklemiyoruz. Bu nadir görülen bir durumdur. Hastanın daha önceki muayenelerinde bir şikâyeti olmamış. Herhangi bir ameliyatında ameliyat öncesi hazırlık programında mutlaka hasta bir kez muayene ediliyor.”
Baba Ahmet Akyar (42) ise, “Tanıdığımız aracılığıyla Engin hocayla tanıştık. Engin hocamda oğlumun ameliyatını yaptı. 2 tane bile dikişi olmadan ameliyattan çıktı. Normalde aynı gün taburcu olabilecektik; ancak 1 gece daha bekledik. Şu an oğlumun sağlık durumu gayet iyi” diye konuştu.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Karın ağrısıyla hastaneye gitti, karnından 11 kiloluk kitle çıkarıldı

Yayınlanma tarihi

-

Gürkay GÜNDOĞAN/ZONGULDAK, (DHA)- ZONGULDAK’ta, karın ağrısı şikayetiyle hastaneye giden Selahattin Heper’in (69) karnından, ameliyatla 11 kilo kitle çıkarıldı. Dr. İlhan Taşdöven, insanlarda yüzde 1’in altında görülen bu kitlenin hafife alınmaması gerektiğini söyleyerek, “Bu tip kitleler çok nadir görülür. Basit bir şişkinlik diye geçmeyelim. Muhakkak bir üst kuruluşa başvuralım” dedi.
Bartın’da yaşayan evli ve 1 çocuk babası çiftçi Süleyman Heper, karnında meydana gelen şişlik nedeniyle İstanbul’da bir hastaneye başvurdu. Doktorlar, karnında kitle tespit edilen Heper’e ameliyatın riskli olabileceğini söyledi. Ağrıları artan Heper, ardından Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne başvurdu. Genel Cerrahi Bölümü öğretim üyesi Dr. İlhan Taşdöven’in yaptığı muayenede, Heper’in ameliyat edilmesi kararlaştırıldı. Dr. İlhan Taşdöven ve araştırma görevlileri Dr. İlke Aktuğ Buzkan, Dr. Yücel Karadere, Dr. Emre Karadeniz ve Dr. Aytan İsmailzada, yaklaşık 3,5 saat süren ameliyatla Heper’in karnındaki kitleyi çıkartmayı başardı. Çıkarılan kitlenin 45x 50 santimetre boyutunda 11 kilogram olduğunu gören doktorlar şaşkınlık yaşadı. Heper’in kitle nedeniyle sıkışan iç organları da yerlerine yerleştirildi. Bugün yoğun bakımdan çıkarak normal odaya alınan Heper’in sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
KARIN ŞİŞKİNLİĞİ OLANLAR MUTLAKA UZMANA BAŞVURMALI
BEÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Genel Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. İlhan Taşdöven, hastasının karın şişkinliği şikayetiyle kendilerine başvurduğunu söyledi. Yapılan muayenesinde hemen ameliyata alınmasına karar verdiklerini anlatan Dr. Taşdöven, şöyle konuştu:
“Bize karın ağrısı şikayetiyle başvurdu. Dış merkezde bir kitle tespit edilmiş. Bize sevk ettiler. Servise yatırdık. Ameliyata girdiğimizde karnı tamamen kaplayan büyük bir kitle vardı. Bu kitlenin diğer organları ittiğini gördük. Diğer organlara zarar vermeden kitleyi tamamen çıkarttık. Çıkarttıktan sonra hastanın kitlesini tarttığımızda yaklaşık 11 kilogram olduğunu gördük. İtilen o organları tekrar yerlerine yerleştirerek ameliyatımızı sonlandırdık. Hastamızın bugün 3’üncü günü. Herhangi bir sorunu yok. Bu tip kitleler çok nadir görülür. Yaklaşık yüzde 1’in altındadır. Basit bir şişkinlik diye geçmeyelim. Muhakkak bir üst kuruluşa başvuralım. Bu hastalık sinsidir. Karın şişkinliğiyle hasta gelir. Bu tür kitlelerin üstüne gitmek gerekiyor. Kaybolur geçer denmemesi gerekiyor. Bunlar sinsi büyür ve eğer tedavi edilmezse daha büyük sonuçlar oluşur. Yaşam süresini kısaltır.”
DOKTORLARA TEŞEKKÜR ETTİ
Selahattin Heper ise karnındaki şişkinlik nedeniyle hastanelere müracaat ettiğini, sonuç alamayınca Zonguldak’a geldiğini ifade ederek, “Karnımda ağrı vardı. Kendime baktığımda karnımda kist olduğunu fark ettim. Hastaneye başvurdum. Oradan sonuç alamayınca buraya başvurdum. Şu an çok iyiyim. Doktorlarıma teşekkür ediyorum.” dedi.
Heper’ni bir hafta daha gözetim altında tutulduktan sonra taburcu edilmesinin düşünüldüğü bildirildi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar