Takip Edin

SAĞLIK

Her yıl yüzlerce ‘Leo bebeği’ kurtarıyorlar

Yayınlanma tarihi

-

Özlem YURTÇU KARABULUT- Feridun AÇIKGÖZ/İSTANBUL, (DHA)- AĞUSTOS ayında doğuştan kalp hastası İzmirli Leo bebeğin ambulans uçakla getirilerek ameliyat edildiği Koşuyolu Kalp Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi, aslında her yıl yüzlerce Leo bebeği sağlığına kavuşturuyor. Türkiye’nin her yerinden en zor vakaların sevk edildiği hastanenin pediatrik kalp cerrahi ekibi 2012 yılında iki kişiyle başladıkları çocuk kalp cerrahisi macerasında bugün 7 cerrah, 5 anestezi uzmanı, iki yan dal asistanının yanı sıra, yoğun bakım ve serviste toplam 32 hemşiresiyle kocaman bir ekip oldu. Koşuyolu Pediatrik Kalp Cerrahisi ekibi her yıl yaklaşık 400 bebeğe açık kalp ameliyatı yaparak, minikleri sağlığına kavuşturuyor.
KÜÇÜCÜK BİR KALPLE UĞRAŞMAK KOLAY DEĞİL
Koşuyolu Kalp Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi Pediatrik Kalp Cerrahisi Klinik Şefi Prof. Dr. Hakan Ceyran, 2012 yılından bu yana 4 binden fazla bebeği ameliyat ettiklerini anlattı. Prof. Dr. Ceyran, “Kliniğimiz, çocuk kalp cerrahisi yan dal ihtisası veren ilk merkez. Türkiye’deki en kompleks vakalar, yenidoğan döneminden erişkin yaştaki doğumsal kalp hastalarına dek, kliniğimizde ameliyat ediliyor. Türkiye’nin dört bir tarafından hastalar bize gönderiliyor. Bizim vakalarımızın aslında kolayı yok. Küçücük bir kalp ile uğraşmak gerçekten kolay değil. Şunu da vurgulamak isterim, ameliyathanede anestezi uzmanı, kalbi durdurduğumuzda bebeği yaşatan kalp akciğer makinesini idare eden perfüzyonist arkadaşlarımız, yoğun bakıma hastayı kabul ettiğimizde onu hayatta tutmak için tüm bakımlarını dikkatli bir şekilde yapan hemşire arkadaşlarımız, gece gündüz nöbet tutan bu ekibimizin her birinin o bebeğin sağlıklı yaşamasında en az biz cerrahlar kadar katkısı var” dedi.
‘ÇOK İYİ BİR 112 SİSTEMİMİZ VAR’
Çocuk Kalp Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Can Hatemi ise doğumsal kalp hastası bebeklerin sağlığına kavuşmasında, dünyada çok az örneği olan bir sisteme sahip olduklarını belirterek, “Türkiye’de çok çok iyi bir sistem var. Ülkenin herhangi bir yerinde doğmuş olan kalp hastası bir bebek varsa, yeni doğmuş olabilir, birkaç gündür o merkezde takip ediliyor olabilir, 112 Acil bu ameliyatları yapabilecek merkezlere danışıyor. O hasta Türkiye’nin hangi köşesinde, ne olursa olsun, uçak ambulanslar kalkıyor ve vakayı kabul eden merkeze bebek teslim ediliyor. Bu gerçekten dünyada örneği az bulunan bir sistem” dedi.
En hızlı müdahale edilmesi gereken bebeklerin, ‘büyük arter transpozisyonu’ denilen damar tersliği ile doğan bebekler olduğunu belirten Prof. Dr. Hatemi, “Hipoplastik sol kalp sendromu dediğimiz en ağır hastalıklarından bir tanesi bu. Doğumsal olarak kalpten çıkan büyük damarlardaki darlıklar, gelişme kusurları veya küçük yaştaki akciğerden kalbe dönüş problemleri, bunlar en sıklıkla küçük yaşta müdahale edilmesi gereken bebekler” dedi.
İYİLEŞİP GELİP SARILDIKLARINDA ÇOK MUTLU OLUYORUZ
Kalp Cerrahisi ekibinin anestezi uzmanı Dr. Ömer Faruk Şavluk da çocuk kalp cerrahisinde çok zor, çok uzun süren ameliyatlar olabildiğine değinerek, “Yaklaşık 5 yıldır da pediatrik yoğun bakım sorumlusu olarak çalışıyorum. Cerrahi kadar anestezinin de önemi büyük. Çünkü yoğun bakım süreci çok hassasiyet gerektiriyor. Ameliyat sonrası ilk 24 saat boyunca dakikalık, anlık, saniyelik değişimler olabiliyor bu bebeklerde. Aynı zamanda 10 saati aşan bir ameliyatta o bebeğin sorunsuz bir şekilde hayatta tutulabilmesi gerekiyor. Çok zor duygusal açıdan bizim işimiz elbette. Ama birilerinin de bu işi yapması gerekiyor bu çocukları hayata döndürebilmek için. Gece gündüz başında bekleyerek sağlığına kavuşturduğumuz bir çocuğun daha sonra kontrole geldiğinde gülerek koşup sarılması bizi çok etkiliyor, çok mutlu ediyor” diye konuştu.
‘HEMŞİRELİK BAKIMI DA CERRAHİ KADAR ÖNEMLİ’
Pediatrik Kalp Cerrahisi Yoğun Bakım Sorumlu Hemşiresi Gülcan Aldemir, bir bebeğin ameliyattan sonra solunum cihazından ayrıldığı an kendi sorumluluklarında olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“15 yıldır bu hastanedeyim, 10 yıldır da yoğun bakım sorumlu hemşireliğini yapıyorum. Çocuk solunum cihazından ayrıldıktan sonra fizyoterapistimiz akciğerlerinin düzgün çalışabilmesi için devreye girer. Biz de ameliyat sonrası tüm bakımı ile ilgileniriz. Anne sütü hemşiremiz var, beslenmesi ile anne sütünün saklanması, annelerine eğitimi ile o ilgileniyor. Bu açılardan bir ameliyatın başarılı olabilmesinde yoğun bakım hemşireliğinin payı da çok büyük.”
Pediatri servis sorumlu hemşiresi olarak yaklaşık 7 yıldır görev yapan Pervin Sazak ise pediatri servisinde hastalar kadar annelerle ilgilenilmesinin de önemli olduğunu belirterek, “Anneler çok kaygılı oluyor. Önce onları sakinleştirmeye çalışıyoruz. Önceki hastaların ameliyat süreçlerinin nasıl geçtiğini konuşuyoruz rahatlatmak için. Taburcu olan hastaların fotoğraflarını gösteriyoruz. Bu biraz kaygı düzeylerini azaltıyor. Ayrıca bebeklerin emzirilmesi, beslenmesinin düzgün devam etmesi, hepsi bizim sorumluluğumuzda” ifadelerini kullandı. 

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

“A vitamini antioksidan gibi çalışıyor”

Yayınlanma tarihi

-

LEFKOŞA, (DHA)- A vitamininin hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin oluşumuna yardımcı olduğunu belirten Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, “Bu vitamin, kemik dokusunun ve üreme sisteminin gelişimine yardımcı oluyor. Bir antioksidan gibi çalıştığından çeşitli kanser türleri ile yaşlanmaya bağlı hastalıklara karşıda etki gösterebiliyor” dedi.

A vitaminin görme, büyüme, üreme, embriyo gelişimi, kan yapımı, bağışıklık sistemi ve doku hücresi farklılaşmasında gerekli olduğunu söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Banu Özbingül Arslansoyu, A vitamini hakkında önemli bilgiler verdi. A vitaminin hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin oluşumunda yardımcı olduğuna dikkat çeken Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, bu vitaminin aynı zamanda kemik dokusunun ve üreme sisteminin de gelişimine yardımcı olduğunu anlattı.  

“YETERSİZ TÜKETİLDİĞİNDE BÖBREKLER ZARAR GÖRÜR”

A vitaminin bir antioksidan gibi çalıştığını ve dolayısıyla çeşitli kanser türleri ile yaşlanmaya bağlı hastalıklara karşıda etki gösterebildiğini söyleyen Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu şöyle devam etti:

“A vitamini gözlerinizin karanlıkta normal olarak görmesine ve alacakaranlığa alışmasına yardım eder. Bağırsak ve deri gibi epitel doku yapımı, gelişimi ve korunmasında da görev alır. A vitamini yetersiz tüketildiği durumlarda kişilerin böbreklerinde ve sindirim organlarında bozukluklar görülebilir. Solunum ve üreme sistemi ile sindirim sisteminde, ağız, mide, ince bağırsaklarda ve idrar yollarındaki deri ve dokuların sağlıklı kalmasına yardımcı olarak enfeksiyonlara karşı koyan bir vitamindir.”

A VİTAMİNİN BULUNDUĞU BESİNLER

Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, organizma tarafından iki kaynaktan elde edilebilen A vitaminin, retinol formunun, hayvansal kaynaklı karaciğer, balık yağı, süt, tereyağı ve yumurta gibi besinlerde bulunduğunu, bunun dışında ise bitkisel besinlerden de elde edilebileceğini söyledi. Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, “A vitaminin ön maddesi bitkilerin ışık enerjisini ve kimyasal enerjiye dönüştürmelerine yardımcı bir çeşit paradigma olan karotenoittir. Karotenoitten kaynaklı besinler kırmızı ve sarı portakal ile birçok koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. En çok havuç, kış kabağı gibi sarı ve turuncu renkli besinlerde ve yeşil yapraklı sebzeler ile kayısı, şeftali ve bunun gibi sarı ve turuncu meyvelerde bulunur” dedi.

A VİTAMİNİ NE MİKTARDA TÜKETİLMELİ?

Günlük güvenilir alım düzeyinin 10-13 yaş arası çocuklarda 600 mcg, kadınlarda 700 mcg, erkeklerde ise 900 mcg olması gerektiğini söyleyen Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, yiyeceklerden yeterli miktarda alınsa dahi çölyak hastalığı, kistik fibrozis ve bunun gibi hastalıkların varlığında A vitaminin emilimi yeterli miktarda gerçekleşemeyeceğinden eksikliğine rastlanabileceğini belirtti.

Devamını oku

SAĞLIK

4 yaş altı çocuk ölümünün yüzde 5’i aspirasyona bağlı ölümler

Yayınlanma tarihi

-

Can ÇELİK/ADANA, (DHA)- ÇUKUROVA Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde görevli Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş, Türkiye’de son günlerde şırınga çikolatanın ölüme neden olmasıyla birlikte gündeme gelen ‘yabancı madde aspirasyonu’ sonucu ölümlere dikkat çekti. Yıldızdaş, “4 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 5’i aspirasyona bağlı ölümler” dedi.
Türkiye’de 4 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 5’inin aspirasyon (emme) sonucu ölümler olduğunu hatırlatan Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş, ilk yardım eğitiminin önemine değindi. Ülke gündemine gelen yabancı madde aspirasyonuna bağlı ölümlere karşı alınabilecek önlemlere dikkat çeken Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş, özellikle ebeveynlerin çocuklarının böyle bir durumla karşılaşması halinde yapacakları ilk yardım müdahalesinin hayati önem taşıdığını belirtti. Çocukların özellikle çerez,  bozuk para, şeker gibi yiyecekleri hava yoluna kaçırdığını anlatan Yıldızdaş, “Nefes borusuna madde kaçan ve nefesi kesilen çocuk eğer öksürebiliyorsa ve solunum çabası varsa ilk yardım sakince yapılmalı. Ancak çocuğun nefesi tamamen kesilmiş, morarmaya başlamış ise yabancı cisim çıkarma uygulamaları yapılması gerekiyor. Yapacağımız bu ilk yardım müdahalesi çocuğun hayatını kurtarabilir” dedi.
ANNE VE BABALAR DİKKAT ETMELİ
Küçük yaşta çocuğu olan anne ve babalara uyarılarda bulunan Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş, özellikle küçük boyutta olan cisimlerin çocuklardan uzak tutulması gerektiğini söyledi. Bir kişiye ilk yardım müdahalesi yapmak için sağlık personeli olmak gerekmediğinin altını çizen Yıldızdaş, “Dünya’nın her yerinde okullarda, alışveriş merkezlerinde acil durumlarda müdahale edebilecek sağlık ve sağlık dışı personeller olabiliyor. Ülkemizde de ilk yardım bilen insan sayısı arttıkça bu tip ölümlerin sayısı en aza inecektir” diye konuştu.
OKULLARDA İLK YARDIM EĞİTİMİ VERİLMELİ
Türkiye’deki birçok sağlık kuruluşunda ilk yardım eğitimi verildiğini söyleyen Yıldızdaş, özellikle anne ve babaların yakındaki bir sağlık kuruluşuna giderek bu eğitim kurslarına katılabileceklerini belirtti.  Bulunduğu hastanede ilk yardım eğitim kursunda ders verdiğini belirten Dinçer, şöyle konuştu:
“Özellikle okullarda da ilk yardım eğitimi verilmeli. Hatta bu gibi kazaları en aza indirmek için yapılacak olan uygulamalı dersler konuyla ilgili ses getiren bir farkındalık oluşturabilir. Biz de burada eğitim veriyoruz. Doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli arkadaşlarımız da aynı eğitimi alıyor.”

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Bilim insanları beynin sırlarını çözmek için mesaide

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)- Mucizevi bir organ olan beynin sırları Nişantaşı Üniversitesi ev sahipliğinde, Disiplinlerarası Beyin Araştırmaları Derneği (DABAD) ile beraber düzenlenen 3. Nörobilim Kongresi’nde masaya yatırılıyor. Bilginin doğru kullanımının önemine değinen Prof. Dr. Uğur Batı, “Öğrenme ve yaratıcılık konusunda şirketlerin inanılmaz bir yatırım yaptığını görmekteyiz. Bu noktada bilginin sunulmasında hangi anın en doğru olduğunun cevabı aranıyor” dedi.

14-15 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen ve 900’e yakın bilim insanın hazır bulunduğu 3. Nörobilim Kongresine Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın, DABAD Başkanı Selin Yiğit ile Prof. Dr. Elif Özkök, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu, Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, Prof. Dr. Erdem Tüzün, Prof. Dr. Yasemin Gürsoy Özdemir, Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat, Türkiye Zekâ Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı ve akademisyenler katıldı.

3. Nörobilim Kongresi’nin bu yılki ana teması ‘Farklı Disiplinlerde Aynı Beyin’ oldu. 34 oturum, 7 kurs ve 40 konferansta, 120 akademisyenin sunum yapacağı etkinlikte Türkiye’nin ilk beyin festivali de düzenlenecek. 2 gün boyunca ardışık oturumlarla devam edecek festivalde, alanında etkin isimler değerlendirmelerde bulunacak.

TOPLUM 5.0’I ANLAMAMIZI SAĞLAYACAK

Bu kongrenin toplum, akademi ve üniversite açısından çok önemli olduğunu kaydeden Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Levent Uysal, “Özellikle toplum 5.0’ın bu tarz kongrelerle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sayede geleceğin toplumu, yeni değer ve hizmetleri kesintisiz olarak geliştiren, insanların yaşamlarını daha uyumlu ve sürdürülebilir hale getiren bir toplum olacaktır. Üniversite olarak bu tarz etkinliklerin devamlılığını sağlayarak bilime ışık tutmak için çalışıyoruz. Bu anlamda üniversitemiz kampüsünü tüm bilim camiasına açmış bulunmaktayız. 3. Nörobilim Kongresi merak eden, araştıran ve öğrenmeye istekli toplumun düşüncelerini daha iyi anlamak için yapılan çalışmalardan sadece bir tanesi. Bu tür konuların daha iyi anlaşılması adına ülkemizde de en üst düzeyde konuşup tartışıyoruz. Geleceğimiz adına bu çalışmaların artarak devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin dört bir yanından gelen bilim insanlarımıza ayrı ayrı teşekkür ederim” dedi.

BİRÇOK BİLİM DALI İLE TEMAS EDİLİYOR

Açılışta konuşan Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın ise, “Hukuk, pazarlama, eğitim… Kısacası sosyal bilimlerin tamamı, insanın aldığı kararların sorgulanmasıyla doğrudan ilgilidir. Nörobilim bizlere ‘karar’ dediğimiz sürecin hiç de düşündüğümüz kadar basit ve doğrusal olmadığını, birçok farklı bilim dalının çalışma ve uzmanlık alanındaki süreçlere de temas ettiğini gösteriyor. Bu bilim dalında gerçekleşen araştırmalar nörobilim ile matematik, fizik, biyoloji, tıp, psikoloji, kimya gibi bir düzine bilimin iş birliğini gerektirmektedir. Nişantaşı Üniversitesi olarak biz de farklı disiplinlerin iş birliği ile gerçekleşen çalışmaların daha fazla başarı getireceğine inanıyor ve bilimsel çalışmanın olduğu her yerde öncü olmayı, bilimsel faaliyetlerin her zaman destekleyicisi olmayı önemsiyoruz. Bu kongrenin sinir bilimleri araştırmalarında bir adım daha ileriye gidilebilmesi ve daha nitelikli birey ve toplum anlayışı ile yeni bir açılımın olmasına katkıda bulunacak olmayı önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.

 “ÖĞRENME VE YARATICILIĞA BÜYÜK YATIRIM YAPILIYOR”

Disiplinlerarası Beyin Araştırmaları Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Nişantaşı Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Uğur Batı da bilginin doğru kullanımının önemine değinerek, “Öğrenme ve yaratıcılık konusunda şirketlerin inanılmaz bir yatırım yaptığını görmekteyiz. Bu noktada bilginin sunulmasında hangi anın en doğru olduğunun cevabı aranıyor. Son 10 yılın belki en popüler alanlarından biri beyin okuma teknikleri. Merkezi California’da bulunan piyasa araştırma şirketi SharpBrains’in raporuna göre 2015 yılında nöroteknoloji tıbbın önünde geçti ve ABD Patent Enstitüsü tarihinde ilk defa bir alandaki patent başvuruları tıp alanını geçmiş durumda. Dünyada beyin haritasını çıkarabilmek amacıyla milyarlarca dolar para harcanıyor. Ülkemizde de ilgi çok büyük ki bu harika bir şey. Disiplinlerarası Beyin Araştırmaları Derneği ve Nişantaşı Üniversitesi olarak çok önemli bir kongreye imza atıyoruz. Alanlarının en önemli isimleri bu kongrede bir araya geldi” şeklinde açıklamada bulundu.

Devamını oku

Popüler Başlıklar