Takip Edin

SAĞLIK

İnme sonrası doğru tedavi hastaya bağımsızlığını kazandırıyor

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)- İnmenin kalıcı sakatlık ve ölüm nedenleri arasında dünyada ve ülkemizde ilk sıralarda yer aldığına dikkat çeken Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Engin Çakar, “İnme sonrası doğru zamanda, doğru tedavi uygulamaları hastayı tam bağımsızlığına kavuşturabilir” dedi. 

Memorial Şişli Hastanesi ‘Mucize Organ: Beyin Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar tarafından hayata geçirilen sempozyumda, Uz. Dr. İlknur Saral, psikiyatri uzmanı Dr. Cennet Yıldırım, fizyoterapist ve ergoterapistler, inme-felç sonrası nörorehabilitasyonla yeni bir yaşama başlayan hasta ve hasta yakınları iyileşme sürecindeki deneyimlerini paylaştı.

İLK MÜDAHALEDEN SONRA TEDAVİYE BAŞLAMAK GEREKİYOR

İnme-felç sonrası doğru zamanda doğru tedavi uygulamalarının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Engin Çakar, şöyle konuştu:

“Son yıllarda beyin hasarı vakası oldukça arttı. Bunların başında inmeye çok sık rastlıyoruz. Bu da beyin kanaması veya beyin damar tıkanıklığına bağlı durumlar, travmatik beyin hasarı, ateşli silah yaralanması, düşmelere bağlı olaylar ya da kalp durmasına bağlı beyne oksijen gitmemesi gibi durumlarda karşımıza çıkıyor. Böyle durumlarda hastanın hastaneye erken başvurmasından sonraki ilk müdahalesinin ardından ilk günlerde hemen fizik tedavi ve rehabilitasyon programına başlamak gerekiyor. Buna da akut nörorehabilitasyon diyoruz. Eğer hastayı erken dönemde hareketsiz, uzun süre bırakırsanız beyin ilgili fonksiyonları yapmayı unutuyor ya da bunu geri kazanması çok zor oluyor.”

BEYİN KENDİNİ YENİLEMEYE ÇOK AÇIK

Prof. Dr. Çakar, kapsamlı nörorehabilitasyon ekibinin fizik tedavi rehabilitasyon uzmanı hekim, fizyoterapist, ergoterapist, rehabilitasyon hemşiresi, iş uğraşı terapisti, yutma terapisti, dil ve konuşma terapisti, fizik tedavi teknikeri ve psikolog içeren kalabalık bir gruptan oluştuğunu hatırlattı.

Rehabilitasyona hızlı ulaşan hastaların iyileşme oranının oldukça başarılı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Çakar, “Kollarda aşırı kasılmalar, eklem kısıtlılıkları, kireçlenme gibi eklemin hareketinin tam olamaması, bacaklarda yara açılması, sırtta yara açılması gibi durumlar olabiliyor. Hasta konuşmayı, yutmayı tekrar hatırlayamaz duruma geliyor. Bunlar yaşanmasın diye hastayı hemen yoğun bakımdayken görüyoruz, fizyoterapi uygulamalarına başlıyoruz. Hastada beyinde etkilenen alan burada çok önemli ancak şunu biliyoruz,  beyin kendini yenilemeye çok açık. Bunun için de hızlı bir fizik tedavi ve rehabilitasyon programı yenilemeyi hızlandırıyor. Onun için hastanın özürlü kalma veya bağımlı kalma ihtimalini oldukça düşürüyor” diye konuştu.

HASTAYA ‘SIK TEKRAR ÖDEVİ’

Tedavi sürecinde ailenin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Engi̇n Çakar, “Aile doğru müdahalelerin yapılacağı merkezlere hastayı ulaştırmalı. Hasta olayların farkına varıncaya kadar yük ailede ve tıbbi personelde oluyor. Farkındalık başlayınca hastanın yılmadan tekrarlayıcı bir şekilde her şeyi yapması gerekiyor. Kazanılan faaliyetin pekişmesi için kullanmak gerekiyor. Beyinde tek bir formül var; ‘kullan ya da kaybet.’ Kullandığı dokusu, hareketi, fonksiyonu gelişiyor kullanmayınca da bu gidiyor. Hastaya sık tekrar ödevi düşüyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Sempozyumda ayrıca daha önce inme geçirip Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nde sağlığına kavuşan hastalara “İnme ile Mücadelede Yılın Ödülleri” verildi.

 

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

Prof. Dr. Kadıoğlu: Küresel iklim değişikliği ile Karadenizlilerin burnu küçülecek (2)

Yayınlanma tarihi

-

KARADENİZLİLER BURUNLARIDAN MEMNUN
Trabzon’da yaşayanlar, küresel iklim değişikliğinin, çevre felaketlerine neden olmasının yanında, insan fizyolojisini de etkileyeceğini belirten İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun, “O yüzden Karadenizlilere müjde, burnunuz küçülecek, daha düzgün olacak” açıklamasını değerlendirdi. Kent sakinleri, ortaya atılan teze inanmadıklarını belirterek, mevcut burunlarının yapılarından memnun olduklarını söyledi.
‘YİĞİTTE BURUN OLUR’
Emekli Adem Yılmaz,  uzun olmasına karşın burun yapısından memnun olduğunu ve herhangi bir şikayetinin olmadığını ifade ederek, “Bu görüşe ve bu teze katılmıyorum çünkü bu ilahi bir şey; Allah isterse onu küçültür. O zamana bizim ömrümüz yetmez. Yiğitte burun olur derler” diye konuştu.
‘DOĞRULUK PAYI YOK’
Burnunun şeklinden memnun olduğunu söyleyen Bekir Bektaş da “Burnumdan memnunum. Küresel iklim değişikliğiyle ilgili sadece söylenenleri duyuyoruz ama bilimsel olarak ne derece doğruluk payı var o konuda herhangi bir bilgimiz yok. Sadece söylenenleri duyuyoruz. İklim dolayısıyla kışlar yaz oldu, yazlar kış oldu şeklindeki söylentileri sadece duyuyoruz. Duymadım öyle bir şey. Bilimsel olarak bilmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. İnanıyorum” dedi.
EN UZUN BURUNLU KARADENİZLİ
Rize’de, 2000 yılında Çay Televizyonu tarafından düzenlenen ‘Altın Burun’ yarışmalarında 8,8 santimlik burnu ile birinci olan Artvinli Mehmet Özyürek dünyanın en uzun burnuna sahip olması nedeniyle de Guinness Rekorlar Kitabı’na girmişti.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Mesanesinden 130 gramlık taş çıkarıldı; Kendimi hafiflemiş hissediyorum

Yayınlanma tarihi

-

Selçuk BAŞAR- Aleyna KESKİN/OF (Trabzon), (DHA)- TRABZON’un Of ilçesinde yaşayan İsmail Ulusoy’un (74) mesanesinden ameliyatla 130 gram ağırlığında tek parça taş çıkarıldı. Sağlığına kavuşan Ulusoy, taşın büyüklüğünü görünce çok şaşırdığını söyleyerek, “Şu anda kendimi hafiflemiş hissediyorum” dedi. 
Of ilçesinde yaşayan emekli İsmet Ulusoy, bir süre önce idrar yapmakta zorlanınca Of Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkiklerde yaşlı adamın idrar torbasında büyük boyutlu ve mesane duvarına yapışık halde taş olduğu tespit edildi. Hastanede, Opr. Dr. Burak Değirmentepe tarafından ameliyata alınan İsmet Ulusoy’un mesanesinden 130 gram ağırlığında ve 7 santimetre uzunluğunda tek parça halinde taş çıkartıldı. Ameliyat sonrasında taşı gören doktorlar ve aile yakınları büyük şaşkınlık yaşadı.
‘KENDİMİ HAFİFLEMİŞ HİSSEDİYORUM’
Ameliyatla sağlına kavuşan İsmet Ulusoy, taşın büyüklüğünü görünce çok şaşırdığını söyleyerek, “Şu anda kendimi hafiflemiş hissediyorum. Mesanemde bu kadar büyük taş olduğunu söylediklerinde inanmamıştım. Ama ameliyat sonrasında getirip taşı elime verdiklerinde çok şaşırdım. Şimdi ziyaretime gelenlere bu taşı gösteriyorum. Onlarda çok şaşırıyorlar. Çevremde bu tür şikâyetleri olanları arayıp hastaneye gelip doktora görünsünler diye uyardım” dedi.
‘LİTERATÜRDE NADİR RASTLANMAKTADIR’
Opr. Dr. Burak Değirmentepe de, ameliyatla çıkarılan taşa literatürde çok nadir rastlandığını belirtek, “Hastamız idrar yapmakta zorlanma ve kesik kesik idrar şikâyetleri ile bize başvurdu. Hastanemizde yapılan değerlendirmede mesanesinde 7 santimetrelik taş olduğunu gördük. Hastamız uzun yıllardır bu şikâyetle yaşıyormuş. Hastanın mesanesinde bulunan taşı açık ameliyatla aldık.  Toplumda genellikle 50 yaş ve üzeri insanlarda bu tür şikâyetler çok yaygın olarak görülmekte. Kişi bunu yaşlılığın bir belirtisi zannederek kabullenip yaşıyor. Oysa bu hastanın yaşam kalitesini aşağıya çeken bir durum. Bu tür şikâyetler görülüyorsa uzmana gitmek gerekiyor. Çünkü hastamız İsmet bey bize zamanında gelseydi kapalı ameliyat yapardık ve hatta taş bu kadar büyümezdi belki de oluşmazdı” diye konuştu.
Hastane Başhekimi Şaban Uysal ise, bu tür ameliyatı ilçe hastanesinde başarıyla gerçekleştirdiklerini kaydederek, sağlık ekibini kutladı.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Taş suyunun, kanser hücrelerini önlediğini iddia etti

Yayınlanma tarihi

-

Nezir GÜNEŞ/MARDİN, (DHA)- ESKİŞEHİR Osman Gazi Üniversitesi (ESOGÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayhancı, taş suyunun kanser hücrelerini önleyici etkisi olduğunu iddia etti.
Dünyada ilk kez taş suyunun kanser üzerinde etkisini araştıran ve Türkiye’de ilk defa ürettiği yapay kanla ismini duyuran Prof. Dr. Adnan Ayhancı, 5 farklı üniversitede 10 yıldan beri yaptığı araştırmayla taş suyunun kanser hücrelerini önlediğini bulduğunu savundu. Özel taşlardan ve özel tekniklerle ürettiği taş suyunun kanser hücrelerini önleyici etkisi olduğunu tespit ettiğini iddia eden Prof. Dr. Ayhancı, son aşamasında oldukları ilaç için gerekli fonların sağlanması ve bürokratik engellerin kaldırılması halinde bir yıllık çalışmayla bunun halka arz edilebileceğini söyledi.
Dünyada çok büyük bir hızla yayılan kanser için Türkiye’nin her yıl kanser ilaçlarına 5 milyar dolar para harcandığını hatırlatan Prof. Dr. Ayhancı, “Biz ülke olarak kansere ilaç tedavisi için çok para veriyoruz, yılda 5 milyar dolar harcamamız var. İşte bunun için bu çok önemli ve iddialı bir proje. Sadece ülkemiz için değil, bütün insanlık için çok önemli bir proje. Düşünün kanseri maden suyu gibi içtiğiniz bir su yeniyor. İçtiğiniz su sizi kanserden hem koruyor hem de iyileştiriyor. Biz bunu pazarlayabiliriz, marketlerde su olarak satabilir ve başka ülkelere rahat bir şekilde satabiliriz. Ülkemiz ekonomik açıdan da çok şey kazanır, ama tabii ki öncelikle bunu sonuçlandırmamız lazım. Bu şekilde elde edilmiş bir suyla önleyici olarak bunu insanlarımıza verirsek, insanlığa sunarsak bu dışarı giden paralar cebimizde kalacak. Tabi bu konuda bürokratik desteğe ve fonlara ihtiyacımız var” diye konuştu.
Taş suyunun ilaca dönüşmesinde yaptıkları çalışmaları anlatan Prof. Dr. Ayhancı, yan etkiye rastlamadığını ifade ederek, şunları söyledi: 
“Biliyorsunuz, su bir besin maddesi olmasının yanında içerisinde bulundurduğu mineral ve bileşiklerle vücudumuzdaki her türlü biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesinde etkin bir rol oynamaktadır. Vücudumuzun PH dengesinin korunmasından başlayarak, hücrelerdeki moleküllere ve organellere dağılma ortamı oluşturmasına; besinlerin, artık maddelerin ilgili yerlere taşınmasına kadar pek çok görev alıyor. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız taş suyunun anti bakteriyel etkilerinin olduğunu saptayınca bu sefer anti kanser etkisine baktık. Kanser alanında kanser için kullanıldığında yan tesirleri yok. Şimdiye kadar hiçbir yan tesiri bulamadık ve normal hücrelere de zarar vermiyor. Biz kendi imkanlarımızla belli bir yere getirdik. Taş suyunu hayvan deneylerinde kullandık. Dokulara zarar veren hiçbir madde bulunmadı. Bunun yanı sıra anti mikrobiyel özelliği var.”

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar