Takip Edin

Güncel

İSİG: Harmandalı’nda kalan işçiler ölümden döndü

Yayınlanma tarihi

-

İZMİR, (DHA)- İZMİR Büyükşehir Belediyesi’nin kentin çöplerini depoladığı Çiğli ilçesindeki Harmandalı’nda 6 Temmuz’da yangın çıktığını ve bu yangında çöp depolama alanında kalan geri dönüşüm işçilerinin ölümden döndüğünü açıklayan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, ilgili kurumları göreve çağırdı.
İzmir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 6 Temmuz saat 23.30 sıralarında Büyükşehir Belediyesi’nin çöp depolama alanı olarak kullandığı Harmandalı’nda yangın çıktığını, bölgede çadırlarda kalan işçilerin ölümden döndüğünü açıkladı. İSİG tarafından yapılan yazılı açıklamada, 1993 yılında İstanbul Ümraniye çöplüğünde biriken metan gazının patlaması sonucu meydana gelen facianın benzerinin yaşanmasının önüne, işçilerin yangını erken fark etmesiyle geçildiği ifade edildi. Açıklamada, “Eğer Ümraniye’deki gibi bir patlama yaşansaydı ve yangın işçilerin kaldığı çadırları sarsaydı, onlarca işçi arkadaşımız iş cinayetine kurban gidecekti. Bu yangın bir uyarı fişeğidir. Bir halk sağlığı sorunu olduğu kadar bir işçi sağlığı sorunu da olan Harmandalı çöplüğü için acil önlemler alınmalı. Burası bilimsel standartlara uygun, doğayı ve insan sağlığını koruyan bir geri dönüşüm tesisi haline getirilmeli” denildi.
ÖNLEM ALINMASI İSTENDİ
Tesisin, işçi sağlığını merkeze alan bir anlayışla inşa edilmesi gerektiği belirtilen açıklamanın devamında, şunlar yer aldı:
“Bütün kenti saracak bir geri dönüşüm kültürünün filizleneceği bir sosyal merkez olmalıdır. Bugüne kadar, tamamen güvencesiz, sağlıksız koşullarda bu çöpleri ayrıştırıp, geri dönüştürerek daha az tüketmemizi ve doğayı daha az katletmemizi sağlayan onlarca işçi arkadaşımız, edindikleri deneyimle bu tesisin çalışanları olmalıdır.”
Mülteci ve çocuk işlerin de bulunduğu bölgede, ayrı yerlerde bertaraf edilmesi gereken tıbbi atıkların çöplüğe dökülerek işçilerin sağlığını tehdit ettiği, büyük araçların kontrolsüz manevrasının çokça kazaya neden olduğu, bölgede oluşan çukurların düşme ve yaralanmaya yol açtığı da kaydedilen açıklamada, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile  Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın acilen önlem alması istendi.

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güncel

Bahçesinde ortaya çıkan Roma dönemi eserlerin turizme kazandırılmasını istiyor

Yayınlanma tarihi

-

Gürkay GÜNDOĞAN/ZONGULDAK, (DHA)- ZONGULDAK’ın Çaycuma ilçesine bağlı Kadıoğlu köyünde oturan emekli maden işçisi Nizamettin Oral (75), 12 yıl önce evinin bahçesinde sera kurarken genç Roma dönemine ait yerleşim yeri buldu. Bölgede 8 sene süren kazı çalışmalarının ardından yerleşim yeri, 4 yıl önce üzeri toprakla ve örtüyle kaplanarak kapatıldı. Valiliğin seyir terası projesi olarak hazırladığı alanı 4 yıldır bekçi gibi koruyan Nizamettin Oral, yerleşim yerinin turizme kazandırılmasını istiyor.
Türkiye Taşkömürü Kurumu’ndan emekli maden işçisi 6 çocuk babası Nizamettin Oral, Haziran 2008’de bahçesindeki serayı güçlendirmek için kazı yaparken, tarihi mozaiklere rastladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayıyla bahçede Ereğli Müze Müdürlüğü tarafından aynı yılın yaz ayında kazı çalışması başlatıldı. 8 yıl süren çalışmalar sonunda bir erkeğin kadını hançerleme sahnesi yer alan tarihi mozaiğin yanı sıra, geometrik desenli mozaik, çeşitli hayvan mücadeleleri, av sahneleri, erosların dansı ve balık avı sahnelerinin yer aldığı ‘villa rustika’ olarak adlandırılan 3 odalı çiftlik evi ortaya çıkarıldı. Genç Roma dönemine (M.S. 250–260) ait olduğu belirlenen yerleşim alanı, Gaziantep’teki Zeugma Mozaik Müzesi’ndeki eserlere benzemesiyle dikkat çekiyor.
Zonguldak Valiliği, mozaiklerle ilgili ‘Kadıoğlu Mozaiği Ziyaretçi Merkezi’ adıyla 2018 yılında proje yaptırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunulan projede, mozaikleri dış hava şartlarından korumak ve ziyaretçilerin mozaikleri görmelerini ve onun hakkında yerinde bilgi almalarını sağlamak amacıyla bütün kalıntıların kolayca görülebileceği seyir terası planlandı. Projenin ne zaman yapılacağı konusunda ise net bilgi bulunmuyor.
‘TURİZME AÇILDIĞI GÖREMEZSEM GÖZLERİM AÇIK GİDER’
3 katlı evi ve 2 bin 160 metrekarelik arazisi kamulaştırılan Nizamettin Oral, kazı alanının 4 yıl önce üzeri toprakla örtülüp duvarları örtülerle kapatıldığını söyledi. Kazı alanının açılarak seyir terası projesinin tamamlandığı göremeden ölmek istemediğini söyleyen Nizamettin Oral, “2008 yılında burası bulundu. Devletimize haber verdik ve hemen çalışmalar başladı. Uzun süre burada çalıştılar sonra kapattılar gittiler. Diyorlar ki Gaziantep’ten farklı değil burası sahip çıkılması gerekiyor. Ama herkes kolunu koymuş başının altına uyuyor. Buraya bakan yok. Ben Ereğli Müze Müdürlüğü’ne haber verdim. Bezler eskidi, duvarlar çöküyor, hayvanlar mera yaptı burayı dedim. Geldiler baktılar ama sonra haber de gelmedi. Beni unuttular. Ben 75 yaşına girdim. Ben buranın açık olduğunu görüp de şöyle bir hafta da olsa müze olarak bir görebilsem ne mutlu bana. Bundan ülkem faydalanacak, Çaycuma faydalanacak. Burası velinimet Zonguldak için. Buraya turistler gelecek akın akın. Yollar kötü bezler çürüdü. Perişan halde burası” dedi.
‘BÖYLE OLACAĞINI BİLSEYDİM ÜZERİNİ KAPATIRDIM’
Oral, geçen 12 yılda bahçesini kullanamadığını, yasadışı kazılar olmaması için sürekli evinde beklediği için huzurunun kalmadığını söyledi. Hayvanların kazı alanını mera olarak kullanmaya başladığını ifade eden Oral, şöyle dedi:
“Sürekli evde kazı alanını gözetliyorum bir sıkıntı olmasın diye. Dostlarımla düşman oldum hayvanları giriyor buraya. Mera olarak kullanıyorlar. Burayı bulduysak suç değil. Ne güzel bir nimet bulmuşun denmesi lazımken selam veren yok. Sanki ben düşmanlık yapmışım bu ülkeye. Benim gözüm açık gidecek. Bir an önce burası aydınlansın, turizme açılsın. Filyos’a giden, Amasra’ya giden buraya döner gelir. Çaycuma kazanacak. Burayı bulduğuma binlerce pişmanım. Bileydim üzerini kapatırdım.”
MUHTAR İSLAMOĞLU: 12 YILDIR BEKLİYORUZ
Kadıoğlu Köyü Muhtarı Mustafa İslamoğlu, köylüler olarak mozaiklerin ziyaretçilere açılmasını beklediklerini söyledi. Kazı alanının bulunduğu mahallenin SİT alanı ilan edilmesi nedeniyle bir çivi dahi çakamadıklarını belirten İslamoğlu, “2008’de burası açıldı. Her gelen açıyor, kapatıyor gidiyor. Burası bu şekilde duruyor. Bizde açılması için uğraşıyoruz. Köylüler de buranın turizme kazandırılmasını istiyor. Bu civarda alt yapı çalışması yapılması gerekiyor ama biz SİT alanı olduğu için bunları da yapamıyoruz. Projesi yapıldı diyorlar ama başka bir şey denmiyor. 12 yıl oldu hala bekliyoruz” dedi. 

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Güncel

Arkeoloji öğrencisinin ormanda bulduğu lahit, koruma altına alındı

Yayınlanma tarihi

-

Burak GEZEN- Mustafa SUİÇMEZ/ÇANAKKALE, (DHA)- ÇANAKKALE Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, merkeze bağlı Kemel köyü yakınlarında bir arkadaşının evini ararken yanlış yola girince ormanlık alanda bir lahit buldu. Yapılan incelemenin ardından lahidin Roma dönemine ait 1800 yıllık olduğu belirlendi. Bunun üzerine Koruma Kurulu, lahidi koruma altına alıp, tescil işlemi başlattı.
ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, bir kaç gün önce merkeze bağlı Kemel köyünde bir arkadaşının evini ararken, yanlış yola girince ormanda çam ağaçları arasında tesadüfen bir lahit buldu. Konuyu üniversitedeki hocası Prof. Dr. Nurettin Arslan ile paylaştı. Arslan’ın da, M.S. 3’üncü yüzyıla ait olabileceği tahmin edilen lahidi 2011 yılında tespit ederek, yayınladığı ortaya çıktı.
Konu hakkında bilgilendirilen Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü ekipleri, hemen harekete geçti. Lahidin bulunduğu alanda bir araştırma yapılarak, Roma dönemine ait yaklaşık 1800 yıllık lahidin, korunması gerekli kültür varlığı olduğu belirlendi. Koruma Kurulu tescil işlemlerini başlatarak, ilgili kurumları herhangi bir fiziki ve inşai müdahalede bulunulmaması konusunda bilgilendirdi. Lahit, Mart ayındaki kurul toplantısında, tek yapı ölçeğinde taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilecek. Etrafı da korunaklı bir hale getirilecek.
‘ÜNİVERSİTEYE DÖNDÜM, HOCALARLA GÖRÜŞTÜM’
Arkeoloji Bölümü öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, bölgede bir yer ararken, yanlış bir çeşmenin yanından aşağı inip biraz yürüdükten sonra bu mezar yapısıyla karşılaştığını anlattı.  Fotoğraflarını çekip, hocalarına gönderdiğini ve yapıyla ilgili farklı fikirlerin ortaya çıktığını belirten Karakaşoğlu, “Çanakkale Kültür Envanteri diye bir yayın var. Onu indirdim, baktım. Kültür envanterinde yeri yok. Üniversiteye döndüm, hocalarla görüştüm. Daha sonra gerekli yerlere ihbarlarını yaptım. Şu anda Koruma Kurulu tarafından tescilin ilk aşaması gerçekleşti” dedi.
‘BURADA BÜYÜK BİR İHTİMAL BİR NEKROPOL VAR’
Bölgede bir nekropol olabileceğini değerlendiren Karakaşoğlu, “Burada büyük bir ihtimal bir nekropol var. Bu bir lahit. Bunun arkasındaki bölge de defineciler tarafından dağıtılmış, kalıntılar var. Bunun önce dolmen olduğunu düşündük açıkçası. Çünkü lahit tipolojisine çok uymuyor. M.S. 3’üncü yüzyıl teşhisi koymuşlar. Ama kapağın Roma kapağını andırmasının haricinde, alt kısmı ise tamamen benim için bambaşka, daha önce hiç karşılaşmadığım bir şeydi. O yüzden hala daha da araştırmaya devam ediyorum. Her ne kadar M.S. 3’üncü yüzyıl teşhisi konmuş olsa da kendimi ikna edemedim. Çünkü altı oldukça ilkel” diye konuştu.
Tarihi kalıntıya gösterdiği özenin, geçmişten bugüne, geleceğe saygı duyulmasıyla alakalı olduğunu ifade eden Karakaşoğlu, “Bir an önce tescillenmesini istiyorum ki, bu bir kültür varlığıdır. Çevresinde kültür varlığı bulunduğunu tespit eden insanlar, en yakın birime haber vermeli ki koruyabilelim, araştırabilelim. Bu bir yüzey araştırması sonucu 2011 yılında bulunmuş. Daha sonradan öğrendim. Fakat, bölgede yapılan ağaç kesimi nedeniyle yüzey o andaki gibi olmadığı için bence yeni bir yüzey araştırması yapılmalı. Eğer bu bir nekropol ise hangi yerleşimin nekropolüydü. Hangi insanlar buraya geldiler, ölülerini gömdüler. Konumundan dolayı çok özel bir yerde, şu anda boğaza hakimiz, yüksekçe bir tepedeyiz. Acaba neydi, neresiydi, ne yerleşimiydi. Bence araştırılması gerekiyor” dedi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Güncel

Saadet öğretmen, istismara uğrayan çocukların sürekli dinlenmesini eleştirdi

Yayınlanma tarihi

-

Hümeyra PARDELİ/ERZURUM, (DHA)- ERZURUM Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen konferansta konuşan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği Genel Başkanı Saadet Özkan, istismara uğrayan çocukların farklı kurumlar tarafından sürekli dinlenmesine tepki göstererek, “Benim çocuklarımı dinlemeye doyamadılar. Bu çocuklar Disneyland’a gitmiyor. Bu çocuklarla ruh sağlığı ömür boyu kalıcı hasarlı hale getirilene kadar uğraşıldı. Bizim bir şeyleri değiştirmemiz lazım. Bu çocuklar örselenmemeli” dedi.
Erzurum Teknik Üniversitesi’nde, UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği’nce, çocuk istismarı konusunda konferans düzenlendi. Konferasta Genel Başkan Saadet Özkan, ‘Çocuk savunuculuğu’, Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan ‘Çocuk istismarı ile mücadelede sahadan izlenimler’, Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan ‘Çocuk istismarının hukuki boyutu’ ve Bilim Kurulu Başkanı Dr. Öğretim üyesi Sait Yıldırım ise ‘Türkiye’de çocuk istismarı vakaları üzerine değerlendirme’ konularında konuştu. Avukat Ayşegül Aydoğan konuşmasında, Türk Ceza Kanunu’nun 6’ncı maddesine göre, 18 yaşını doldurmamış her bireyin çocuk olduğunu belirterek, “Bazen haberlerde görüyoruz 15- 17 yaşındaydı rızası vardı. 18 yaşından küçük kimsenin rızası olamaz” dedi.
‘ÇOCUK İSTİSMARI BİR HASTALIK VE TEKRAR İSTEĞİ UYANDIRAN BİR EYLEM’
Konuşmasında, son 10 yılda yaşanan cinsel istismar vakalarına yönelik bilimsel bir çalışma yaptıklarını aktaran Sait Yıldırım ise 500 cinsel istismar vakasını incelediklerini söyledi. İstismar eylemlerinin tasarlanarak gerçekleştirilen bir psikolojik eylem olduğuna dikkati çeken Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü: 
“Birçok vakada fail, istismar eylemini bir planla, bir tasarıyla gerçekleştiriyor. Anlık gaza gelip, dürtüsüne yenik düşüp gerçekleştirmiyor. Uluslararası bağlamda yapılmış çalışmalarda, 646 tecavüzcü ile görüşülerek bir tecavüzcü portesi oluşturuluyor. Bu portreye göre 646 kişinin yüzde 71’i eylemini tasarlayarak gerçekleştiriyor. Biz aynı zamanda şunu da görüyoruz. İstismarcı birey eylemleri tasarlayarak gerçekleştirdiği gibi bunu cinsiyet tercihi olmadan da yapıyor. Yani karşısındakinin çocuk olması önemli. Sadece kız çocuğu olsaydı, bunun cinsel bir haz olduğunu söylerdik. Ama kız veya erkek fark etmediği için bunun cinsel bir hazdan öte bunun bir hastalık eğilimi olduğu, tedavi edilmesi gereken bir bozukluk olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka şey de bu tekrar isteği uyandıran bir eylem tecavüz. Normal bir suçu işlersiniz, cezasını çekersiniz biter, ancak istismar eylemi tekrar ettiren bir eylem. Kimi fail bunu kabul ediyor, kimisi kabul etmiyor ama çoğunlukla cezasını çektikten sonra birçok vakanın tekrar ettiğini görüyoruz. Bizim incelediğimiz birçok davada da failin tekrar hapisten çıktıktan sonra aynı eylemi gerçekleştiriyor. Bahsettiğimiz özellikler bize gösteriyor ki, istismar eylemi hastalıklı bir eylemdir. Ancak hastalıklı bir eylem diyiyor olmamız faili suçsuz hale getirmez. Suçlunun hem cezasını çekmesini, hem de tedavi edilmesinin önemini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Cezaevinde tutuluyorsa bu sürede de rehabilite edilmeli.”
‘O ÇOCUKLARIN KARŞISINDA, İNSANLIĞINIZDAN UTANIYORSUNUZ’
İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Sancaklı köyündeki ilkokulun müdürünün öğrencilere yönelik cinsel istismar olayının gün yüzüne çıkmasını sağlayan Saadet Özkan, anlattıklarıyla salonda duygusal anların yaşanmasına neden oldu. Trajik olayı anlatarak örnekler veren Özkan, şunları söyledi: 
“Çocuklar, ‘sevdikleri insanlara bir şey olmasın’ diye de susarlar. Çocuklara lütfen güven aşılayalım. Onlar bu işkenceyi çekerken, en sevdiklerini korurlar. Çocukların konuşması için çok mücadele etmeliyiz. Onların başlarına bir şey gelmeden korumalıyız. Gözümüz açık olup gerekli eğitimleri vermeliyiz. Çocuklarımdan biri ‘hamile kalmaktan korkuyorum’ dediğinde insanlığınızdan utanıyorsunuz. Çünkü onlar böyle bir durum yaşamamalı, yaşatmamalıyız, yaşamalarına izin vermemeliyiz. O istismarcı çocuklarıma pornografi bile izletmişti. Biz bir hukuk mücadelesine başladık. Bu mücadele çok uzun sürdü. Çocuklarımı rehber öğretmen dinledi. Jandarma komutanlığında konuştular. Çocuklarım hastaneye götürüldüler, konuştular. Çocuklarım iki farkı hastane daha dinlendi. Sonra Adli Tıp için gönderdiler. Daha sonra çocuklarımı ruh sağlığı bozukluğu ömür boyu kalıcı mı, değil mi diye gönderdiler. Benim çocuklarımı dinlemeye doyamadılar. Mahkeme kürsüsünde dinlediler, arka tarafta bir daha dinlediler. Dinlediler, dinlediler, dinlediler. Bu çocuklar Disneyland’a gitmiyor. Bu çocuklarla ruh sağlığı ömür boyu kalıcı hasarlı hale getirilene kadar uğraşıldı. Bizim bir şeyleri değiştirmemiz lazım. Bu çocuklar örselenmemeli, normal hayatlarına devam etmeli, aileler bu kadar acı çekmemeli, onlar bu eksikliği kendilerinde hissetmemeli. Biz hep birlikte mücadele etmeliyiz” diye konuştu.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar