Takip Edin

BİLİM VE TEKNOLOJİ

Mert’in mayın bulan drone’u Vietnam’da

Yayınlanma tarihi

-

Mehmet ÇINAR/ANTALYA, (DHA)- İKİ yıl önce terör örgütlerinin tuzakladığı patlayıcılar nedeniyle askerlerin şehit olması haberinden etkilenen Mert Delibalta (13), 1 metre yükseklikten uçarak yer altındaki mayınları lazerle tespit edebilen drone üretti. Cumhurbaşkanlığı Özel Ödülü de alan Mert’in drone’undan dördü, Vietnam’da savaş döneminden kalan mayınların tespiti için kullanılıyor.
Uluslararası Yetenekli Çocuklar Eğitim Programları (UYCEP) ve Antalya AKEV Üniversitesi işbirliğiyle, üstün yetenekli ve dahi öğrencilerin Antalya’daki kampına katılan İstanbul Alparslan Ortaokulu 7’nci sınıf öğrencisi Mert Delibalta, yer altındaki mayın ve patlayıcıları bulabilen drone ve Türkiye haritası şeklindeki prototip projelerini anlattı.
İki yıl önce terör örgütlerinin tuzakladığı patlayıcılar nedeniyle şehit düşen askerlerin haberlerini izleyen Mert Delibalta, o dönem Muş 2071 Melikşah Ortaokulu beşinci sınıf öğrencisiyken, 1 metre yüksekten yer altındaki patlayıcı ve mayınları lazerle tespit edebilen drone geliştirdi. Bu projesiyle Cumhurbaşkanlığı Özel Ödülü alan Mert Delibalta’nın drone’u, Vietnam’da savaş döneminden kalan mayınların temizlenmesi için Vietnam Konsolosluğu’nun girişimiyle dört adet üretilerek bu ülkeye gönderildi.
CUMHURBAŞKANLIĞI ÖZEL ÖDÜLÜ ALDI
Tasarladığı drone hakkında bilgi veren Mert Delibalta, “Mantığı, yerin 1 metre üstünden yer altındaki patlayıcıları bulmasıydı. Bir gün haber izliyordum, askerlerimiz patlayıcıların tuzaklanması sonucu şehit olmuştu. Bir sonraki gün de aynı şekilde şehit oldukları haberi gördüm ve çözüm bulmak istedim. Yapılan projelere baktım, karadan robotlar var ama çok uzun süre dayanmadığını öğrendim. Ben de neden bunları havadan yapmamayım diye düşündüm. Böyle bir drone tasarladım ve Cumhurbaşkanlığı Özel Ödülü’ne layık görüldüm” dedi.
LAZERLE TESPİT EDİYOR
Drone’da lazer kullanıldığını, yerin üstündeki patlayıcıları ‘görüntü işleme’ diye tabir edilen şekilde bulduğunu anlatan Delibalta, “Drone üzerine görüntü işleme cihazını yerleştirdim. Bu cihaza barutun elementlerini bilgisayar ortamında java yazılımı desteğiyle kodladım. Kodlanmış görüntü işleme cihazına bağlı kamera, bu elementleri dedektör sistemi sayesinde gördüğünde hemen uyarı sinyali vermeye başlıyor. Barutun nerede olduğunu tespit ediyor. Drone 1 metre derinliğindeki barutu bulabiliyor. Barutun tiplerini tanıtmak için 1107 satır kod yazdım. Bu kodlama işlemi 3 ay sürdü. Drone yerin altındaki patlayıcıları lazerle bulabiliyor” diye konuştu.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN KALAN MAYINLARI BULUYOR
Drone projesiyle ilgili Vietnam Konsolosluğu’nun kendisiyle iletişime geçtiğini belirten Delibalta, “Benden bilgi istediler ve Vietnam’a 4 tane drone gönderdim. Orada savaştan kalmış mayınları buluyor. Türkiye’de ise Jandarma Özel Harekat ile görüşmelerimiz oldu ve çalışmalar devam ediyor. Drone yapmaya karar verdiğimde sıfır bilgiye sahiptim. Türkiye’de drone hakkında bilgiler 2015’te çok azdı. Ben de İngilizce kaynaklardan araştırmalar yaptım. Oralarda da bir şey bulamadık. Deneme yanılma yoluyla aslında buraya kadar geldim” dedi.
TÜRKİYE HARİTALI PROTOTİP
Drone projesi dışında çalışmalar da gerçekleştiren Mert Delibalta, Türkiye haritası şeklinde bir prototip tasarladı. Prototipin üzerinde Türk bayrağı bulunuyor. ‘TürkDuino UNO’ olarak isimlendirdiği prototip ile istenilen her şeyin yapılabileceğini belirten Delibalta, “Mesela pinine bir tuş atıyoruz ve ışık yakabiliyoruz. İstediğimiz şekilde programlayıp örneğin ‘Saat 10.00’a gelince ışığı aç’ diyebiliyoruz. Bütün evlerde, iş yerlerinde otomasyon projeleri gibi her şey yapılabilir” dedi.

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BİLİM VE TEKNOLOJİ

Prof.Dr.Bensghir: Yapay zekâ gelecekte daha hayatın içine girecek

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)- Yakın Doğu Üniversitesi Bilgi Yönetimi Araştırmaları Merkezi’nin (BİYAMER) düzenlediği “Yönetimde Yapay Zekâ Teknolojileri” konulu konferansta konuşan  Türkiye Bilişim Derneği İcra Kurulu Üyesi Prof. Dr. Türksel Kaya Bensghir, yapay zekâ çalışmalarının topluma yansımalarının henüz çok erken döneminde olduğunu vurgulayarak, gelecekte daha da hayatın içerisine gireceğine dikkat çekti.

Yakın Doğu Üniversitesi’nin Bilgi Yönetimi Araştırmaları Merkezi (BİYAMER) tarafından “Yönetimde Yapay Zekâ Teknolojileri” konulu konferans düzenlendi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümü öğretim üyesi ve Türkiye Bilişim Derneği İcra Kurulu Üyesi Prof. Dr. Türksel Kaya Bensghir’in davetli konuşmacı olduğu konferansta,  “Cyberog-Siberorglar ve Tekinsizlik Vadisi’nde İnsan” başlığı altında Yapay Zeka Teknolojileri konuşuldu. Etkinliğe, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Kurt da katıldı.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Prof. Dr. Kaya Bensghir, dinleyicilere yapay zekânın tarihsel gelişim süreci, temel boyutları, yönetim alanında getirdiği değişim dinamikleri, ülkelerin ulusal yapay zekâ stratejileri ve yapay zekâ ile birlikte doğan fırsatlar ve tehditler konularında bilgiler verdi.

TOPLUMSAL SORUNLARA ÇÖZÜM ÜRETME POTANSİYELİ VAR

Prof. Dr. Bensghir, yapay zekânın Bilgisayar Mühendisliği, Felsefe, Matematik, Psikoloji, Biyoloji, Yönetim ve Dil Bilimi gibi farklı disiplinlerde multi-disipliner olarak çalışılması gerektiğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Bensghir, yapay zekânın öğrenme, mantık yürütme ve kendini uyarlayabilme gibi özellikleri olduğunu anlatarak, yapay zekâ çalışmalarının topluma yansımalarının henüz çok erken döneminde olduğunu vurgulayarak, gelecekte daha da hayatın içerisine gireceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Bensghir, bunun kamu yönetiminde çeşitli reformlar ve çeşitli yasal düzenlemeler gerektireceğini de belirtti.

Yapay Zekâ teknolojilerinin toplumsal sorunlara çözüm üretmede ve bilgi ekonomisinde değer üretmede ciddi bir potansiyele sahip olduklarına değinen Prof. Dr. Kaya Bensghir, ülkelerin ulusal yapay zekâ stratejileri geliştirmelerinin öneminin altını çizdi. Yapay zekânın bazı fırsat ve riskleri bir arada barındırdığını açıklayan Prof. Dr. Bensghir, Kanada, Avustralya, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Çin, AB ülkeleri, OECD ülkeleri ve Türkiye’deki yapay zekâ çalışmaları konusunda da bilgiler paylaştı. Konuşmasında yapay zekâ çalışmalarındaki güncel gelişmelere de değinen Prof. Dr. Bensghir, dinleyicilere insanın kendisine benzer robot gibi nesneler karşısında verdiği duygusal tepkileri anlamada bir çerçeve sunan “Tekinsizlik Vadisi” kavramını da dinleyicilere geleceğin iş yaşamında görev alacak “siber organizmaları” ve  “dijital ikiz” kavramını tanıttı.

YAPAY ZEKA İNSANLIĞA UYUMLU HALE GETİRİLECEK

Prof. Dr. Bensghir, konferansın sonuçlar kısmında ise insanlığın kendisini yapay zekâya, yapay zekâyı da kendisine uyumlu hale getirebilecek plan ve stratejilere, yapay zekâ konusunda etik ve hukuk, yönetim ve organizasyon alanlarında yeni yaklaşım ve düzenlemelere ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Konferans sonunda katılımcıların sorularını cevaplayan Prof. Dr. Türksel Kaya Bensghir’e, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Kurt tarafından teşekkür plaketi verildi.
(FOTOĞRAFLI)

 

Devamını oku

BİLİM VE TEKNOLOJİ

“10 yıl içinde robotlar en yakın arkadaşımız olacak”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA) – Robotlar 10 yıl gibi kısa sürede insanların yol arkadaşı, sohbet arkadaşı, alışveriş arkadaşı, iş arkadaşı olabilecek. Robot Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Savaş Dilibal, robotların üretilme amacına göre hareket ettiğini belirterek  “Robotu yalan söylemesi yönünde kurgularsak, tamamen yalan konuşacaktır” dedi.

Robotlar gün geçtikçe hayatımızın her alanına girmeye başladı. Yakın zamanda iletişim kurabilecek hatta arkadaş bile olabileceğiz. İstanbul Gedik Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Robot Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Savaş Dilibal, robotik sistemlerdeki son gelişmeleri ve gelecekte bizi nelerin beklediğini anlattı. Endüstri 4.0’ın en önemli bileşenlerinden birinin robotik sistemler olduğunu aktaran Doç. Dr. Dilibal, “Otomatik çalışan robotlardan şu anda yarı otonom ve otonom robotlara doğru bir kayma var. Sağlıktan eğitime kadar pek çok farklı alanda çalışmalar yapacak robotlara ihtiyaç var. Bu çalışmaların olması için öğrenebilen robotların, kendi kendine hareket edebilen otonom sisteme doğru kayması gerekiyor, geride kalmamak için süreci de iyi takip etmeliyiz” dedi.

“ROBOTLAR DAVRANIŞLARIMIZI ANLAYABİLECEK”

1990 yılından sonra seri ve kaliteli üretimin gerçekleşmesini sağlayan robotik sistemlerin önünün açıldığını aktaran Doç. Dr. Dilibal, “Robotların hayatımıza girmesi için 50 yıl uzun bir süre, teknoloji çok hızlı ilerliyor, 5-10 yıl içinde belki de en yakın arkadaşımız bir robot olacak. Bizim karakterimizi, davranışlarımızı anlayabilen ona göre kendi tavırlarını analiz eden robotları önümüzdeki yıllarda hayatımızda göreceğiz” diye konuştu.

Teknoloji alanındaki gelişmelerin gün geçtikçe arttığını vurgulayan Doç. Dr. Dilibal, “Sensör teknolojisindeki her gelişme robotların çevresiyle çok daha ileri seviyede iletişim halinde olmasını sağlıyor. Bununla birlikte, ileri yapay zeka algoritmalarının gelişmesi robotların daha hızlı düşünmesini sağlıyor. Görüntü işleme alanındaki gelişmeler robotların sizi daha iyi görmesini ve ona göre kendi davranışını belirlemesini sağlıyor” ifadelerini kullandı.

İnsanlarla robotların aynı ortamlarda çalışacağını, vakit geçireceğini söyleyen Doç. Dr. Dilibal, “Robot psikolojisi alanında çalışacak kişiler olacaktır. Belki de işler çok daha kolay olacak, günümüzde yalnızlaşan insanın yalnızlığının önüne geçmek için birtakım robotik sistemler geliştirilebilir. Psikolojik olarak bizi rahatlatabilirler. Büyük resme baktığınız zaman sizinle aynı ortamı paylaşacak, sizin ne düşündüğünüzü, duygularınızı anlayabilecek robotlarla yaşayacağız. Gün be gün böyle akıllı sistemlere yaklaşıyoruz” dedi.

“ROBOTLAR YALANCI DA OLABİLİR”

Robotların her alanda insanların hayatını kolaylaştıracağını aktaran Doç. Dr. Dilibal, “İnsanların robotları çözdüğü gibi robotlar da insanları çözmeye başladı. Bu belli bir zaman sonra birbirini daha iyi anlamaya kadar gidecek. Yalnızlaşan bu dünyada belki de birçoğumuzun psikolojisini olumlu yönde etkileyecek. Robotları nasıl kurgularsak, yapmasını istediğimiz hareketleri yapay zeka olarak yazılıma nasıl dökersek, algoritma sistemleriyle o şekilde karşılık verir. Örneğin, robotu yalan söylemesi yönünde kurgularsak, tamamen yalan konuşacaktır. Burada önemli olan robotun insanlığa faydalı olan bir şey yapmasıdır. Robotlar bir taraftan insanlarla arkadaş olurken diğer taraftan üretim teknolojisinde, seri imalatta aktif olarak rol alıyor. Her alanda insanların hayatını kolaylaştıracak faaliyetlerde bulunabiliyor” diye konuştu.

 

 

 

Devamını oku

BİLİM VE TEKNOLOJİ

Erkek mankenlerle çarpışma testi yapılan araçlar, kadınlar için tehlike

Yayınlanma tarihi

-

Sevra ÜNVER- Feridun AÇIKGÖZ/İSTANBUL, (DHA)- KADIN sürücü sayısı son 10 yılda yüzde 100’e yakın artarken, dev otomobil firmaları güvenlik sistemlerinin testinde standart erkek vücuduna sahip çarpışma mankeni kullanmaya devam ediyor. Bu da kadınları, güvende olduklarını düşündükleri araçta, tehlikelerle karşı karşıya bırakıyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, Türkiye’de kasın sürücü sayısı 2017 yılının başında 7 milyonu buldu. Sayıları her geçen gün artan kadın sürücüler, araç içinde mevcut güvenlik teknolojilerinin kendilerini de kapsadığını düşünüyor. Oysa otomobil sektöründe, olası bir kaza anında yüksek hızlı çarpışmanın insan vücudundaki etkilerinin araştırıldığı testlerde kullanılan çarpışma mankeni, standart erkek vücuduna göre dizayn ediliyor. İç organlardan boyun ve omurgaya kadar birçok hayati organın olası risklerini araştırmaya yarayan çarpışma mankenlerine ‘crush dummy’ deniliyor. Günümüzde testlerde kadın, çocuk, hatta hayvan, ‘crush dummy’ler de kullanılıyor, ama kadınlar ve çocuklar genellikle yan ve arka koltukta teste tabi tutuluyor. Sürücü koltuğuna ise erkek manken yerleştiriliyor. Standart bir erkek mankene göre tasarlanan güvenlik sistemleri, kaza anında başta kadınlar olmak üzere, farklı kilo ve boydaki insanları korumakta yetersiz kalıyor. Koltuğa tam anlamıyla yerleşmeyen, emniyet kemerini ve direksiyonu vücuduna uygun şekilde ayarlayamayan sürücüler, kazalarda boyun ve göğüs bölgelerinden ölümcül darbeler alıyor.
KADIN BOYUNUN KISALIĞI, GÖĞÜS VE BOYUN YARALANMASINA NEDEN OLUYOR 
Araştırmalar, yandan çarpışmalı kazalarda kadınların yaralanma riskinin erkeklerden fazla olduğunu gösteriyor. Kadınlar, standart ölçülerdeki erkek sürücülere oranla daha kısa boylu olduğu için sürücü koltuğunda pedala ve direksiyon simidine daha yakın oturuyor. Bu da olası çarpışma anında göğüs ve boyun yaralanmalarına sebep oluyor.
Konuyla ilgili konuşan Yol Emniyeti Uzmanı Mert İntepe, “İlk çarpışma testini yapan mühendis kendisini önce aracın içine koymuş, emniyet kemerini test etmiş. Daha sonra kadınlara çocuklara ve yaşlılara göre ayırt edilmiş. İlk noktada ve daha sonra erkek çarpışma mankenleri kullanılmış sürücü koltuğu için. Çocuk koltuğu var, kadın koltuğu da var, arka koltuklara biraz daha kadınlar konulmuş. Ama bugün için çocuk koltuklarını ve kadınları sağ koltuk ve arka koltuk diye ayrıştırmayla birlikte direksiyon koltuğunda kadın testlerini az görüyoruz” dedi.
Araçta emniyet kemeri, sürücü koltuğu ve direksiyon pozisyonunun sürücüye göre ayarlanmamasının kazalarda ölümcül sonuçlara neden olduğunu vurgulayan İntepe, “Örnek vermek gerekirse, 18 yaşında ehliyet almış zayıf bir kadın, arabasına bindi. Araçta kendisine göre ayar yok. Emniyet kemerini taktı, iyi de bir arabası var ve kendisini emniyette hissediyor. Peki emniyette mi, hayır. Doğru oturma konumunu ayarlamadığınızda para ile satın aldığınız güvenlik sistemleri, araç içinde sizi korumaz” diye konuştu.
KİLO VE BOY YARALANMA ŞEKLİNİ BELİRLİYOR
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Turan Çift de farklı kilo ve boydaki kadın ve erkek sürücülerin, güvenlik standartlarını kendilerine göre düzenlemeleri gerektiğinin altını çizdi. Doğru oturma pozisyonuna sahip olmayan sürücülerde, direksiyon tutuş şekline göre kol ve dirsek kırıkları, göğüs mesafesinin direksiyona yakın olması halinde kaburga kırıkları ve iç organ yaralanmaları görüldüğünü ifade eden Çift,  “Göğüs hizası yerine boyundan geçen emniyet kemerleri yüzünden oluşan boyun yaralanmaları sık görülüyor. Her insan standart değil. Araca bindiğiniz zaman koltuğu kendinize göre mutlaka ayarlamalısınız. Bu hem sürüş kalitenizi arttırır, hem de kazaların oluşmasını önler. Kemer eğer göğüsten destek almazsa boynu kesebilir, kafanın arkasında destek olmazsa baş kaza sırasında geriye ya da öne gidebilir, felçlere kadar giden ciddi yaralanmalar olabilir. Kadınlar bazen direksiyona çok yakın oturuyor ve hava yastığını ihmal ediyor. Unutmayalım hava yastığı bizim başımıza gelecek travmaları azaltmak için ama o yakınlıkta açılırsa kendisi de travma oluşturabilir” dedi.
HAMİLELER DAHA FAZLA DİKKAT ETMELİ
Araç içi güvenlik testlerinde düşünülmesi gereken özel sürücü grubu da hamileler. Çarpışma testlerinde sürücü koltuğunda çoğunlukla ihmal edilen hamile sürücüler, mevcut güvenlik sistemlerinde güvende olmak için ekstra dikkat etmek zorunda. Doç. Dr. Hakan Turan Çift “Hamileler kemerin kendilerini sıktığını söyleyerek kemer takmıyor, ama özellikle hamile kadınların en ufak bir travmadan kaçınması lazım” dedi.

FOTOĞRAFLI

 

Devamını oku

Popüler Başlıklar