Takip Edin

SAĞLIK

Önce babası, şimdi annesi can oldu

Yayınlanma tarihi

-

Erol AKKIR/ANTALYA, (DHA)- ANTALYA’da, doğuştan kronik böbrek yetmezliği hastası olan  grafik tasarımcısı Alp Güngör (27), önce babasından, ardından da annesinden yapılan nakille hayata tutundu.
Kronik böbrek rahatsızlığıyla dünyaya gelen Alp Güngör, 17 yaşına kadar ilaç tedavisi gördü. Böbreklerinin işlevini yitirmesi üzerine Güngör’e, İstanbul’da babası Güner Güngör’ün (61) bir böbreği nakledildi. 9 yıl sağlıklı bir şekilde hayatını sürdüren, bu süreçte İzmir Ekonomi Üniversitesi’ni bitirip mastırını da Avustralya’da yapan grafik tasarımcısı Alp Güngör’ün böbreği, geçen yıl fonksiyonlarını yerine getiremez hale geldi. Alp Güngör, nakil için bu kez Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne başvurdu. Güngör Alp’e, 15 gün önce annesi Nesrin Güngör’ün (61) bir böbreği nakledildi.
‘SU İÇMEYİ ÖZLEDİM’
Alp Güngör, ilk nakil böbreğinin 9 yıl sağlıklı yaşamasını sağladığını anlatarak, “O süreçte gayet rahat bir yaşam sürdüm. Geçen yıl nakil olan böbreğim attı. İkinci kez nakil olmak zorunda kaldım. Şu ana kadar her şey yolunda görünüyor. Diyalize girdiğim dönemde yemek kısıtlaması vardı. Ama en çok su içmeyi özledim” dedi.
TEK BÖBREKLE TÜRKİYE VE DÜNYA İKİNCİSİ OLDU
Oğlunun diyalize girmemesi için bir böbreğini veren baba Güner Güngör, “Oğlumun böbrekleri tamamen fonksiyonunu kaybedince diyalize girmeden, diğer organlarının da zarar görmemesi için bir böbreğimi verdim. Bu böbreği 9 yıl taşıdı. Hayatını konforlu bir şekilde devam ettirdi. Dokuzuncu yılında nakil böbreğini kaybetti. Bir yıl önce de diyalize girmeye başladı. Doktorların da tavsiyesiyle bu süreyi daha fazla uzatmayıp, annesinden bir böbrek daha aldı. Şu anda her şey çok güzel gidiyor. İnşallah bu böbreği daha uzun süre kullanır. Yaklaşık 11 yıldır veteran sporcuyum, tek böbrekle yaşıyorum. Dünya ve Avrupa ikinciliğim var, 100 metre koşucusuyum, hala koşuyorum. Tek böbrekle yaşamanın hiç bir eksikliğini görmedim. Sevdiklerinize canlıdan böbreğinizi verin. Hiçbir zararı yok. Bağışçı olmayı tavsiye ediyorum” diye konuştu.
CANLIDAN VE KADAVRADAN BAĞIŞA İHTİYAÇ VAR
Anne Nesrin Güngör de, “Oğlum babasından aldığı böbreği 9 yıl taşıdı. Diyalizdeki hastaların ne kadar acı çektiğini ben ve diyalize girenler bilir. Oğluma bir böbreğimi verip, onu bu acılarından kurtarmak istedim. Her şey yoluna girdi, çok mutluyum. Ne olur herkes yakınlarına böbrek bağışında bulunsun. Canlıdan ve kadavradan bağışa çok insanın ihtiyacı var. Lütfen bağış yapıp onları kurtaralım. Kaliteli bir yaşam sürmeleri için çabamız olsun” dedi.

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

Saç ekiminde merdiven altı  tedaviden uzak durun

Yayınlanma tarihi

-

Gökçe KARAKÖSE-Özgür KUMANOVALI/İSTANBUL, (DHA)- Başarılı ve sıkıntısız bir saç ekimi yaptırmak isteyenler pek çok merkezi araştırmasına rağmen sonuç beklenenin tam aksine olabiliyor. 3 yıl önce saç ektirmek için özel bir merkeze giden Yılmaz Bafra, yanlış yapılan ekim sonrasında hem psikolojik hem de fiziksel problemler yaşadı. Bafra, merkez seçerken fiyat ve iyi reklamlara inanılmamasını ve teknik ekibin taşeron olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. 
38 yaşındaki Yılmaz Bafra, özel bir saç ekim merkezine 3 yıl önce başvurdu. Merkezde güler yüz ve güzel vaatlerle karşılandığını söyleyen Bafra, hayal ettiği saçlara kavuşamadı. Bafra’ya 3-4 ay sonra saçlarının çıkacağı söylense de, sonuç eskisinden daha kötü oldu. Ense kökünden alınan saçlarını tamamen kaybeden Bafra’nın, fiziksel probleminin yanı sıra yaşadığı durumdan dolayı psikolojisi de bozuldu. Tüm fotoğrafları ve o anlara dair kötü anılarını görmek istemediği için sildiğini söyleyen Bafra, arkadaşının tavsiyesi ile özel bir hastanenin saç ekim merkezinde yeni saçlarına kavuştu. Saç ekiminde yaşanan nadir ancak en riskli komplikasyon olan nekroz ile karşılaşan Bafra’nın yeni saçları sakalından ve göğsünden alınan kıllar ile yapıldı. Hastanenin Saç Ekim Merkezi Koordinatörü Muhammet Kalmaz ise, böyle vakalarla çok fazla karşılaştıklarını belirterek, “Büyük hastanelerde de saç ekimi yapılıyor ancak hastaneye ait merkezler olmuyor. Böyle yerlerde, tahlil sonucu bakılmadığından bulaşıcı hastalığı olan bir hasta ekime alındığında ciddi rahatsızlıklar doğurabiliyor. Cihazlara, hekimlere ve diğer hastalara da bulaşabiliyor” dedi.
VAATLERE KANMAYIN!
38 yaşındaki Yılmaz Bafra, merkez tercih etmeden önce birçok araştırma yaptığını söyledi. Göz dolduran reklamlara aldandığını söyleyen Bafra, “Her gittiğiniz yer sizi güler yüzle karşılıyor ve güzel vaatler veriyor. Ben de bu vaatlerle hareket ettim ama memnun kalmadım. İnsanlar sadece hastanelere gitsinler. Merdiven altı yerler çok fazla ve iyi reklam yapıyorlar. Hastaneler tercih edilmeli ve çalışma ekip arkadaşlarına bakılmalı” dedi. 
“ESKİSİNDEN DAHA KÖTÜ OLDUM, PSİKOLOJİM BOZULDU”
İlk ekim yaptırdığında saçlarının 1-2 ay içerisinde döküldüğünü söyleyen Bafra, süreci şu sözlerle anlattı:
“3-4 ay içinde çıkmaya başlayacağını söylediler bekledim, ancak çıkmadı. Enseden alınan saçlarım yara gibi kaldı. Eskisinden daha kötü oldum ve psikolojim bozuldu ve ektirdiğim yere tekrar gittim. ‘Bir daha yapalım’ dediler ama ben ücretimi geri istediğimi söyledim. Ücret iadesi alamadım, tekrar ekim yaptırmaktan soğudum. Sonuçta ciddi bir operasyon geçiriyorsunuz ve canınız yanıyor. Böyle yaşamaya devam ettim. Bir arkadaşım vesile oldu yine sıcak bakmadım ama kolumdan tutarak zar zor buraya geldim. Burada bana göğüs ve sakaldan alarak durumu düzeltebileceklerini söylediler. Çok güzel oldu, şimdi çok mutluyum psikolojik olarak da iyileştiriyorlar.”
ENFEKSİYON RİSKİ VAR!
Özel bir hastanenin Saç Ekim Merkezi Koordinatörü Muhammet Kalmaz, özel ve büyük hastanelerin birçoğunun kendine ait saç ekim merkezi olmadığını dile getirdi.
Taşeron firmaların çok fazla yerde olduğunu vurgulayan Kalmaz, “Hastaneye bağlı olmadıkları için hastanelerin hekimleri, ameliyathaneleri gibi imkanlarından faydalanılamıyor. Bu da kötü sonuçlar doğurabiliyor. Tahlil sonucu bakılmadığında bulaşıcı hastalığı olan bir hasta ekime alındığında ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Cihazlara, hekimlere ve diğer hastalara da bu hastalıklar bulaşabiliyor. Enfeksiyon riski var”  dedi.
SAÇ EKİMİNDE EKİP ÖNEM TAŞIYOR
Saç ekiminin dermatoloji uzmanı ya da plastik cerrahlar tarafından yapılması gerektiğini söyleyen Kalmaz, yardımcı elemanlara da dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, “Yardımcı elemanlar ise ameliyat teknisyenleri ve hemşireler olabilir. Acil tıp teknisyenleri, ebeler vs. saç ekimini yapamıyorlar. Fakat birçok yerde bu duruma uyulmuyor ve vatandaşlar mağdur oluyor” ifadelerini kullandı.
SAĞLIK TURİZMİNİ RİSKE SOKABİLİR
Saç ekimi, sağlık turizmi açısından da önemli bir yer tutuyor. En çok Almanya, İtalya, Arabistan, İngiltere gibi ülkeler tarafından tercih edildiklerini ifade eden Kalmaz, “Son 5 yılda özellikle saç ekiminde sağlık turizminde oldukça geliştik ve bize milyarlarca dolar getirisi var. Ancak doğru kişiler tarafından yapılmayan saç ekimleri sağlık turizmini de riske sokuyor” dedi.

Devamını oku

SAĞLIK

Uzmanlar, bebek beslenmesinde doğru bilinen yanlışları anlattı

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA) – Başakşehir’de düzenlenen ‘Bebek – Anne Buluşması’na katılan anneler beslenme ve sağlık uzmanlarıyla buluştu. Uzmanlar 0-2 yaş arası bebek beslenmesinde doğru bilinen yanlışları anne ve babalara anlattı.

Hürriyet Gazetesi ve Bebelac sponsorluğunda gerçekleşen seminere Çocuk Hastalıkları Uzmanı Ali Fuat Serpen ve Nutricia Türkiye Pazarlama Direktörü Pelin Aydoğmuş, 0-2 yaş arası beslenmede doğru bilinen yanlışları anlattı.

UZMANLAR AİLELERİN SORULARINI YANITLADI

Türkiye’nin birçok ilini dolaşarak anne ve babaları bilgilendiren seminerler düzenleyen Bebelac ve Hürriyet Gazetesi, bu kez Başakşehirli anneleri bilgilendirdi. Mehmet Emin Saraç Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa çok sayıda anne ve baba bebekleriyle birlikte katıldı. Seminerin düzenlendiği salonda çocuk sesleri yankılandı.  Moderatörlüğü’nü Hürriyet Gazetesi Yazarı Ömür Kurt’un yaptığı programda, Çocuk Hastalıkları Uzmanı Ali Fuat Serpen ile Nutricia Türkiye Pazarlama Direktörü Pelin Aydoğmuş annelerin sorularını yanıtladı.

İLK 6 AY ANNE SÜTÜ ÇOK ÖNEMLİ

Dr. Ali Fuat Serpen, bebeklerde ilk 6 ay anne sütünün önemine dikkat çekti. 6 aydan sonra da anne sütünün yanı sıra devam sütü ve yoğurt ile ek gıdalar alınmasını tavsiye etti. Serpen, inek ya da keçi sütünün bebek beslenmesindeki yanlış kullanımına vurgu yaptı. “Anne sütünde bebeğin ihtiyacı kadar protein var. İnek ya da keçi sütünde ise yüksek oranda protein bulunuyor. Bebeklerde yüksek proteinle beslenmenin faydadan çok zararı var. Diyabet, obezite hatta kansere bile yol açabiliyor. Yüksek protein bebeklerin böbreklerine de zarar veriyor” diye konuştu.

DEVAM SÜTÜ TARHANA GİBİ

Bebeklerin 2 yaşına kadar ek gıda olarak sebze ve meyve ile beslenmesi gerektiğini ifade eden Aydoğmuş ise, akıllarda soru işareti kalmaması için devam sütü konusunda net bilgiler verdi. Devam sütünü tarhanaya benzeten Aydoğmuş, “Devam sütünün içeriği de tarhana gibi kurutulmuş gerekli gıdaları içeren besinlerden oluşuyor, anne sütünün yerini tutmaz ancak ona en yakın gıda devam sütüdür” dedi.

Seminerin sonunda tüm annelere Hürriyet Gazetesi’nin 0-2 yaş bebek beslenmesiyle ilgili kitapçığı hediye edildi. Program, anne ve bebeklerin toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

Devamını oku

SAĞLIK

“Hava kirliliği kalbi sigara kadar tehdit ediyor”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA)- Hava kirliliğinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, “Son çalışmalar gösteriyor ki hava kirliliği kalbe en az sigara içmek kadar zarar veriyor” dedi.

Şehirleşme tüm dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde hızla artıyor. Şehirleşmenin bu kadar hızlı büyümesiyle; otomobillerin ve yüksek binaların yarattığı çevre kirliliği ciddi bir risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Son çalışmaların hava kirliliğinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkisini ortaya koyduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin önemli detaylara dikkat çekti.

ARAŞTIRMALAR KANITLADI

Yapılan araştırmada dizel egzozuna maruz bırakılan bir grup hastanın incelendiğini belirten Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, “Burada ortam kirliliğine bırakılan hastalar var. Fabrikadan çıkan duman atıklarına, altın toz partiküllerine maruz bırakılan hastalar ayrı ayrı test edilmiş. Hepsinde hava kalitesi düşünce, vücutta hasar bırakan partiküller salgılanıyor. Bu tetiklenince de bir damar hasarı varsa bu aktif hale geliyor ve ani damar tıkanmaları inme, kalp krizleri görülüyor” dedi.

YÜKSEK TANSİYON VE SOLUNUM PROBLEMLERİ YARATIYOR

Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, “Hava kirliliği ve uzun süren trafiğin yarattığı egzoz gazına maruz bırakılan kişilerin ölçümlerinde, o an bile ciddi ölçüde tansiyon yüksekliği, solunum problemleri ve damar elastikiyeti kaybı belirlenmiş. Bunlar ciddi ölçüde kalp hastalığı riskini artırıyor. Aynı zamanda kişi kalp hastasıysa, tekrarlayan krizler görülüyor. Sigara, diyabet, hipertansiyon, kolesterol gibi tanımlanmış kalp hastalığı risk faktörleri var. Ama bunların yanı sıra yakın zamanda ciddi bir risk faktörü olarak hava kirliliğini görüyoruz. Bu da önem verilmesi gereken bir problem” diye konuştu.

BİREYSEL ÖNLEMLER MÜMKÜN MÜ?

Bireysel önlemlerle bu riskin azaltılabileceğini belirten Prof. Dr. Değertekin, şöyle devam etti:

“Aracınızın sıkışık trafikte kontağını kapatın. Bulunduğumuz binanın ısıtma ve soğutmasını optimum düzeyde kullanarak dışarıya verdiğimiz kirli hava miktarını azaltın. Bireysel olarak alacağımız çevreyi koruyucu her önlem yani naylon poşet kullanımını azaltmak bile çevre kirliliğini azaltacaktır. Risk faktörü olarak görülen özellikle genç nüfusta devam eden sigara alışkanlığı, yoğun stres gibi. Olumsuz etki yapan unsurlar da var. Bunun yanı sıra çocukluk yaş döneminden itibaren kişi hareketli yaşama, spora yönlendirilmeli. Çocukluk döneminden itibaren beslenme alışkanlıkları, damak zevki kontrol altına alınmalıdır. Toplum olarak egzersize daha fazla yönelmemiz, fizik aktivasyonu artırmamız, arabayı bir durak önce bırakıp yürüyerek devam etmemiz, mümkünse arabayı trafiğe çıkarmamız önemli. Bu hem hava kirliliği kontrolü hem de fiziki egzersiz açısından önemli.”

KALP SAĞLIĞI İÇİN BACAKLARI ÇALIŞTIRIN

Bacak kaslarını hareket ettirmenin kalp sağlığını koruduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, “Evde 15 dakikalık küçük egzersizler de kalp krizi ve yüksek tansiyonu azaltıyor. Aynı zamanda şeker riski de azalıyor. Bacak kaslarımızı hareket ettirmek önemli. Çünkü en fazla kas kütlesi bu bölgede bulunuyor. Bacak bölgesi ne kadar fazla hareket ederse şeker oranı o oranda düşer. Bu bütün metabolizmayı pozitif etkiler. Sigara ve alkolden de kaçınmak gerekli. Buna dikkat eden batılı ülkeler son 20 yılda kalp hastalıkları riskini yüzde 40 oranında düşürdü. Avrupa’da kalp hastalıklarının görülme sıklığı aniden yüzde ikiye düştü” diye konuştu.

 

Devamını oku

Popüler Başlıklar