Takip Edin

SAĞLIK

Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu: Kahvaltı Dr. Mehmet Öz’ün alanı değil, konuşmasın

Yayınlanma tarihi

-

Gül KABA/İSTANBUL, (DHA) – Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, ” Beslenme konusunda uzman olan diyetisyenlere kulak vermek gerekiyor. Kahvaltı Dr. Mehmet Öz’ün alanı değil, konuşmamalı.  Dr. Öz, uzmanlığını kullanarak sağlığa ve tedaviye katkı sağlayabilir” dedi.

İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, Dr. Mehmet Özün, ‘kahvaltı yasaklansın’ çıkışına yönelik açıklama yaptı. İnsanları beslenme konusunda korkutmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Elmacıoğlu, kahvaltının bilişsel ve fiziksel gelişimi desteklediğini söyleyerek, günün en önemli öğünü olduğunu da vurguladı.

“KAHVALTI ÖZ’ÜN UZMANLI ALANI DEĞİL”

Prof. Dr. Mehmet Öz’ün ABD’de iyi bir kalp-damar cerrahı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Elmacıoğlu, “Kahvaltı Dr. Mehmet Öz’ün alanı değil, bilmediği bu konuda konuşmamalı.  Dr. Öz, hekimliğini kullanarak sağlığa ve tedaviye katkı sağlayabilir. Ancak uzmanlık alanı dışına çıkarak diyete ve alternatif tıbba yöneldi. Bunun üzerine Amerikan halkını yanlış bilgilendirdiği ve Amerikan toplumunun sağlığını tehlikeye soktuğu için yargılandı ve yüklü miktarda tazminat ödedi. Colombia Üniversitesi’ndeki işine son verildi. Bunları hatırlatmak gerekir” diye konuştu.

DİYETİSYENLERE KULAK VERİN

Toplumumuzun, gıda ve  beslenme ile ilgili bu tür açıklamalara her zaman sorgulayıcı ve dikkatli  yaklaşması konusunda uyarılarda bulunan Prof. Dr. Elmacıoğlu, “Beslenmedeki aldatmacaların farkına varmalıyız. Artık insanları gıda korkusu ile rahatsız etmemeliyiz.  Beslenmeye yönelik bilgileri lütfen diyetisyenlerden alın. Türkiye, gıda kaynakları konusunda oldukça zengin. Ülkemizin, sütüne, meyvesine, sebzesine, toprağında yetişenlere kötülük etmeyelim” dedi.

“ÇOCUKLAR MUTLAKA KAHVALTI YAPMALIDIR”

Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu aktaran Prof. Dr. Elmacıoğlu, “10-12 saatlik açlıktan sonra vücudun enerji almasını sağlayan ilk öğün kahvaltıdır. Kahvaltı yapmamak fiziksel ve zihinsel olarak sağlığımızı olumsuz etkiler. Özellikle çocukların mutlaka kahvaltı yapması gerekiyor. Vücudumuzun günlük alması gereken enerji ve besin öğelerini uzun aralıklarla bir ile iki öğünde tüketmek protein dokularının azalmasına, yağ dokusunun ise artmasına neden olur” diye konuştu.

“BEYİNE ENERJİ SAĞLAR”

Sabah uyanan birey, kahvaltı öncesi  aç olduğu için kandaki glikoz düzeyinin en düşük seviyede olduğunu söyleyen Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, “Beyin enerji ihtiyacını glikozdan sağlar; çünkü enerji için bir tek glikozu kullanır. Kan şekerinin düşmesi durumunda beyin yeterli enerjiyi sağlayamaz. Kahvaltı, kan şekeri olarak bilinen glikozu sağlamak için önemli bir kaynaktır ve beyine bu yolla enerji sağlanır; kısacası beyinin süper benzini glikozdur. Kan şekerinin yeterli düzeyde olması sadece beynin çalışmasını değil ruhsal ve bilişsel gelişimi de destekler” dedi.

“AKADEMİK BAŞARIYI ARTIRIYOR”

Sağlıklı bir kahvaltının özellikle çocuklarda akademik başarıyı artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Elmacıoğlu, yaratıcılık, matematik ve çözüm  gerektiren bir çok konuda da çocukların ve gençlerin performansını yükselttiğini kanıtlandığını belirtti.

KAHVALTIDA NELER OLMALI?

Kahvaltının yumurta, peynir çeşitleri gibi protein ağırlıklı olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Elmacıoğlu, “Türk toplumunun kahvaltısına geleneksel olarak  çayın eşlik ettiğini biliyoruz; ama içilen çayın açık olmasını ve katılan şekerin de en aza indirilmesi gerekiyor. Bal, reçel, marmelat, sınırlı tüketilmelidir. Pekmez, antioksidan kaynağıdır mutlaka yenilmelidir. Açma, börek, poğaça, kek gibi hamur işlerinden uzak durup, 1-2 dilim tam tahıllı ekmek yemeliyiz. Tere, roka gibi mevsim sebzelerini kahvaltıda bulunduralım” diye konuştu.

“GEREKSİZ YAĞ TÜKETİMİNDEN KAÇININ”

Kahvaltıda gereğinden fazla yağ tüketiminin, şişmanlık, tip 2 diyabet, hipertansiyon, kroner kalp hastalıkları ve bazı kanserlerin oluşma riskini artırdığını söyleyen Prof. Dr. Elmacıoğlu, kahvaltıda gereksiz yağ tüketiminden uzak durulması uyarısında bulundu.

“ÇORBA GELENEĞİMİZİ HATIRLAYALIM”

Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, “Anadolu’da en eski geleneklerimizden olan sabah çorba içme alışkanlığımızı unutmayalım. Hem pratik hem besleyici hem de ruhumuza iyi gelir, motivasyonumuzu artırır. Yiyecek ve içeceklerin çoğu birden fazla besin ögesi içerir ama hiçbiri hepsini tek başına yeterli olmaz, o yüzden beslenmede çeşitlilik gereklidir” şeklinde konuştu.

“MEYVE VE SEBZEYİ İHMAL ETMEYİN”

Vücuttaki zararlı maddelerin atılmasında en önemli detox kaynağının sebze ve meyveler olduğunu belirten Prof. Dr. Elmacıoğlu, “Meyveleri her gün abartmadan ama mutlaka 2-3 porsiyon tüketmeliyiz. Eğer yeteri miktarda tüketmiyorsak, immün sistem problemleri,  alzheimer, katarakt ve yaşa bağlı vücut fonksiyonlarında azalma görülebilir. Kahvaltıda mevsimine göre meyve ve sebze tüketmeliyiz. Çocuk ve gençler kahvaltı yaparken özellikle süt tüketimini unutmamalıdır; zira hayat boyu kemik yoğunluğunun en önemli garantisi süt ve süt ürünleridir. Ayrıca, sebze ve tam tahıllı ekmek çeşitleri de sağlıklı kahvaltının en önemli ögeleridir. Yeterli ve dengeli bir kahvaltı ile  güne canlı başlayabilirsiniz. İş verimini yükseltebilirsiniz; sağlıklı düşünmeyi artırabilir, sağlıklı yaşayabilirsiniz.” dedi.

(FOTOĞRAFLI)

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

Böbrek üstü bezlerine zarar verilmeden tümör alındı

Yayınlanma tarihi

-

Selma KUNAR/ANTALYA, (DHA)- ANTALYA Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Mutlu Ateş, Göksenin Sevdin (45) adlı hastanın karnının arka tarafındaki alandan girerek, robotik yöntemle böbrek üstü bezine ulaşıp, 2 santimlik tümörü çıkardı.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Ateş, dünyada ilk kez farklı bir yöntemle böbrek üstü bezi tümör ameliyatı gerçekleştirdiklerini söyledi. Hipertansiyon şikayeti olan Göksenin Sevdin’in yapılan tetkiklerinde böbrek üstü bezinde adrenal kanser tespit edilince, hastaya robotik retroperitoneal parsiyel adrenalektomi (karnın arkasından robotik yöntemle böbrek üstü bezi korunarak sadece tümör alınması) ameliyatı gerçekleştirdiklerini belirten Doç. Dr. Ateş, bu ameliyatın dünyada ve literatürde ilk olarak Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapıldığını ifade etti.
‘AMACIMIZ BÖBREK ÜSTÜ BEZİNİ KORUMAKTI’
İstanbul’da yaşayan tekstil mühendisi Göksenin Sevdin’in, 20’li değerlerin üzerine çıkan yüksek tansiyon sorunu yaşadığını belirten Doç. Dr. Ateş, hastanın İstanbul’da bir hastaneye başvurduğunda yapılan tetkiklerinde böbrek üstü bezinde tümör saptanmış olduğunu söyledi. Hasta kendilerine geldiğinde tümörün alınmasına karar verdiklerini aktaran Doç. Dr. Ateş, sırt bölgesinde sol böbreğin arkasından 10×6 santimlik alandan 8’er milimlik dört ve 12 milimlik bir kesiyle böbrek üstü tümörüne ulaştıklarını kaydetti. Tümörün böbrek üstü bezinin tamamını kaplamaması ve böbrek üstü bezinin fonksiyonunun da önemli olması nedeniyle böyle bir ameliyat yaptıklarını belirten Doç. Dr. Ateş, “Amacımız böbrek üstü bezini korumak ve sadece 2 santimlik tümörü çıkarmaktı. Ameliyat sırasında kitleye dokundukça tansiyon, 25’li değerlere kadar yükselmiş olsa da kitle böbrek üstü bezinin tamamını kaplamadığı için böbrek üstü bezini koruyup sadece kitleyi çıkardık” diye konuştu.
ALMANYA’DA EĞİTİM GÖRDÜ
İki yıl Almanya’da Heidelberg Üniversitesi SLK Klinikum Heilbronn’da robotik cerrahi eğitimi gördüğünü kaydeden Doç. Dr. Ateş, “Böbrek tümörlerinde karnın arka tarafından robotik cerrahiyle girilerek kitlenin alınması ameliyatı yapılıyordu ki bu da ilk olarak Türkiye’de yine bizim hastanemizde yapılmıştı. Ancak böbrek üstü bezi tümöründe daha önce robotik yöntemle böyle bir ameliyat yapılmadı. Robot yardımlı karnın arkasındaki sırt bölgesinden sadece tümörün alınıp, böbrek üstü bezinin korunduğu ameliyatı dünyada ilk biz yapmış olduk” dedi.
‘BİR AN ÖNCE NORMAL HAYATIMA DÖNMEK İSTİYORUM’
Sağlığına kavuşan Göksenin Sevdin, böbrek üstü bezi tümörünün farklı şikayetle gittiği hastanede tesadüfen saptandığını belirterek, “Aslında tümörün ne olduğu da tam anlaşılamamıştı” dedi. Yakınlarının önerisi üzerine Antalya’ya gelerek Doç. Dr. Ateş’e başvurduğunu belirten Sevdin, robotik cerrahiyle hem tümörden hem de yüksek tansiyon sorunundan kurtulduğunu söyledi. Ameliyattan kısa süre sonra ayağa kalkabildiğini ve kendini çok iyi hissettiğini kaydeden Sevdin, “Bir an önce taburcu olup hayata katılmak istiyorum” dedi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Aylarca enfeksiyon tedavisi gördü, nedeni herkesi şaşırttı

Yayınlanma tarihi

-

İlknur SARGUT-Özgür KUMANOVALI/İSTANBUL, (DHA)- ZONGULDAK’ta yaşayan Mehmet Durgut, 9 yıl önce kalp kapakçığı ameliyatı oldu. Yapay kapakçıkla hayatına devam eden Durgut, 2 ay önce yüksek ateş ve titreme şikayetleriyle doktora başvurdu. Hastalığı teşhis edilemeyen Durgut, enfeksiyon tedavisi görmesine rağmen iyileşemedi. Yapılan tetkikler doktorları bile şaşırttı. Kalp kapakçığının enfeksiyon kaptığı teşhis edilen Durgut, kadavradan nakledilen kalp kapakçığıyla sağlığına kavuştu.

Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’nde yaşayan ve inşaat işiyle ilgilenen Mehmet Durgut, 2011 yılında nefes darlığı ve çarpıntı şikayetiyle doktora başvurdu. Yapılan tetkikler sonrası Durgut’un kalbine yapay kapakçık takıldı. 2 ay öncesine kadar hiçbir şikayeti olmadan yaşamını sürdüren Durgut, aniden başlayan[M1]  yüksek ateş ve titreme sonucu soluğu hastanede aldı. Yapılan tetkiklerde Durgut’un vücudunda enfeksiyon olduğu belirlendi. Antibiyotik tedavisine rağmen iyileşemeyen Durgut, İstanbul’a geldi. Burada geçmişte yaşadığı kalp ameliyatı göz önüne alınarak bazı tetkiklerden geçirilen Mehmet Durgut’un kalp kapakçığında enfeksiyon teşhis edildi. İkinci kez ameliyat masasına yatan Durgut, bu kez kadavradan alınan kalp kapakçığı ile hayata döndü.

“ATEŞİM 40 DERECEYE KADAR ÇIKIYORDU”

Şikayetlerinin kalpten kaynaklandığını duyduğunda çok şaşırdığını ifade eden Mehmet Durgut, “2011’de metal kalp kapağı takıldı ondan dolayı 9 yıl rahattım. Yaklaşık 2 ay önce yüksek ateş ve titreme şikayetiyle hastaneye kaldırıldım. Kalp kapakçığım ile ilgili bir sorun olduğu tespit edilemedi. İstanbul’a gönderildim ve burada yüksek ateşle titreme sonrası kalp kapakçığımın mikrop kaptığı belirlendi. Çok şaşırdım. Ben yaşadıklarımı kimseye anlatamam. Allah o çektiğim acıları kimseye vermesin. Birden gelen titreme ve yüksek ateş beni çok zorluyordu. Üzerime 3 tane yorgan örtüyordum. Ne yaparsam yapayım o ateş ve titreme geçmiyordu. 2 ay boyunca ben bu sıkıntıları çektim. Ateşim 40 dereceye kadar çıkıyordu. Ama şimdi kendimi çok iyi hissediyorum” dedi.

Eşini her akşam acil servise kaldırdıklarını anlatan Şerife Durgut ise “Hastalığı titreme ile başladı. Biz ateşi olduğunu fark edemedik ama ateşi de yükselmiş. Ateşi 40 dereceye kadar yükselmiş. O yüzden doktora gittik ve vücudunda enfeksiyon olduğu söylendi. Enfeksiyon olduğu belirlenince hep enfeksiyon tedavisi gördü. Ama kalp kapakçığından kaynaklandığını bilmiyorduk. Hastanede tedavi gördükten 2 hafta sonra tekrar titremeler başladı. Acile gittik bu kez yüksek ateş nedeniyle artık İstanbul’a gelmeye karar verdik” diye konuştu.

“ÇOK RİSKLİ BİR OPERASYONDU”

Mehmet Durgut’a ikinci ameliyatında kadavradan alınan kalp kapakçığını naklettiklerini anlatan Medicana Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Başaran, “Kendisinin daha önce konmuş metalik kapağının mikrop kaptığını ve bunun değiştirilmesi gerektiğini söyledik. İlk ameliyatına göre çok riskli bir ameliyattı ama hastamız gayet cesur davrandı. Biz her ne kadar oradaki yabancı materyali çıkarsak da bütün dokuları en azından mikroskobik düzeyde temizleyemiyoruz. Bu oraya koyacağımız kapağın tekrar mikrop kapmasına neden olabiliyor. Oraya koyacağımız materyalin de enfeksiyona dirençli olması gerekiyor. Bu nedenle insandan alınan materyali kalp kapağına taktık. Çok yüksek riskli bir ameliyattı. İnsandan alınan homografik materyali koyduk” şeklinde konuştu.

“KADAVRADAN NAKLEDİLEN KAPAKÇIK ENFEKSİYONA DİRENÇLİ”

Kadavradan alınan kalp kapakçığının enfeksiyona karşı daha dirençli olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Başaran, “Bu materyal bozulmaya karşı dirençli, enfeksiyona karşı dirençli, en önemli avantajı ise metalik kapak takılan hastalarda kan sulandırıcı ilaçlar kullanıldığı için aralıklarla bu ilacın düzeyini takip etmek gerekiyor. Bu da insanların hayat kalitesi ve konforunu bozuyor. Az olursa pıhtı oluşma çok olursa ise kanama riskleri oluyor. Diş çekiminde bile bu hastalar hayat kalitesi sıkıntıları yaşıyorlar. Biz o bölgeye enfeksiyona dirençli materyal koyduk. Mehmet Bey artık kan sulandırıcı kullanmayacak” dedi.

“ORGAN BAĞIŞINI GÖZ ARDI ETMEYİN”

Ameliyatı gerçekleştiren doktorlardan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Alper Uçak, ise organ bağışının önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Mehmet Bey’in ameliyatı sonrası en çok mücadele ettiğimiz konulardan biri enfeksiyonun ortadan kaldırılmasıydı. Ameliyat sonrası yaklaşık 3 ila 6 hafta damardan çok özellikli antibiyotiklerle tedavisinin tamamlanması ve enfeksiyon bulgularının mutlaka ortadan kaldırılması gerekmekteydi. Biz bu süreci başarıyla atlattık. Laboratuvar verilerimizin hepsi enfeksiyon yönünden tamamen negatif olduğunu gösterdi. Biz bu kalp kapacıklarını bir yerden satın almıyoruz. İnsanların organlarını bağışlaması gerekiyor ki biz bunları ihtiyacı olan kişilere nakledelim. Bunların çapları da önemli. Mehmet Bey, 1.80 boyunda ve aynı boydaki birisinin bağış yapması gerekiyor ki o kapak ona uygun bir çapta hizmet edebilsin. O nedenle organ bağışı bu tür hastalıklarda çok önemlidir.”

(FOTOĞRAFLI)

 

Devamını oku

SAĞLIK

Elektrik akımına kapılan işçi, yatağa bağımlı kaldı

Yayınlanma tarihi

-

Mehmet YİRUN- Vahit İŞBAŞARAN/LÜLEBURGAZ (Kırklareli), (DHA)- KIRKLARELİ’nin Lüleburgaz beton dökümü sırasında elektrik akımına kapılan inşaat ustası Erol Özcan (44), yatağa bağımlı kaldı. Hastanelerde aylarca yaşam savaşı veren Özcan’ın eşi, maddi durumu elvermediği için Erol Özcan’a hastane odasına çevirdiği evinde bakıyor. Eşinin sadece gözlerini oynatabildiğini ve yardım beklediklerini söyleyen Demet Özcan, “Çaresizce gerçekten gözüme bakması öldürüyor beni, zor. İnşallah birileri vesile olacak eşim de sağlığına kavuşacak” dedi.
​Lüleburgaz’da oturan inşaat ustası evli ve 2 kız çocuğu babası Erol Özcan, 2019 yılı Ekim ayında Babaeski ilçesinde beton firmasının beton dökme işinde çalıştığı sırada iş makinesinin hortumu, elektrik akımına temas etti. Hortuma dokunan Özcan, akımı kapılarak ağır yaralandı. Olay yerine gelen sağlık görevlilerince Babaeski Devlet Hastanesi’ne götürülen Özcan’ın yolda kalbi durdu. Özcan’ın kalbi doktorun çabasıyla yeniden çalıştırıldı. İlk müdahalesinin ardından Lüleburgaz Devlet Hastanesi’ne götürülen Özcan, aylar süren tedaviye rağmen yatağa bağımlı kaldı. Özcan’ın eşi Demet Özcan uzun süren tedavinin masraflarını karşılayamayınca Erol Özcan’ı eve getirmek zorunda kaldı. Evindeki bir oda hastane odasına çevrilen Özcan, yatağa bağımlı olarak yaşam savaşı veriyor, sadece gözlerini oynatabiliyor.
‘İMKANLAR EL VERMEDİĞİ İÇİN MECBUREN EVE GETİRDİM’
Eşinin bakımını evde yapan Demet Özcan, iki kızı Eylül (14) ve Sıla’nın (8) okula gittiklerini, tüm süreç boyunca çok zorluk çektiklerini söyledi. Eşinin ölümden döndüğünü söyleyen Özcan, “İlk müdahale Babaeski Devlet Hastanesi’nde yapıldı. Uzun süre kalbi duruyor. Daha sonra Lüleburgaz Devlet Hastanesi’ne geliyoruz ve burada 2.5 ay yoğun bakım ve 1.5 ayda serviste tedavi görüyor. Tabi eşim toparlanamadı. İmkanlar el vermediği için mecburen eve getirdim. Evde de bakmaya çalışıyorum tek başıma. 2 de çocuğum var. Eşim günlük çalıştığı için herhangi bir gelirim yok. Eşimin iyi bir hastanede tedavi olması için bir gelir olması lazım ki ben geçinmek için de güçlük çekiyorum. Geçim sıkıntısı oluyor. Çünkü benim eşimin ihtiyaçları çok fazla. İhtiyaçlarını medikalden karşılıyorum. Bu da bizi çok zorluyor” dedi.
‘DUYARLI İNSANLARIN EŞİMİN TEDAVİSİNİ ÜSTLENMESİNİ İSTİYORUM’
Hayırseverler ve yetkililerden eşinin tedavisini üstlenmesini isteyen Özcan, “Duyarlı insanların çıkıp eşimin tedavisini üstlenmesini istiyorum. İyi bir hastanede tedavi görmesini istiyorum. Bu çağrıma bir cevap verirseniz gerçekten çok sevinirim. Çok zor bir şey iki çocukla ve tek başınayım. Ayakta durmaya çalışıyorum ve güçlü olmaya çalışıyorum. Eşimin sağlığına kavuşması için güçlü olmaya çocuklarımı ayakta tutmaya çalışıyorum. Allah kimseye yaşatmasın. Ben bazen televizyonlarda görüyordum o kadar gerçekten zormuş. Ateş düştüğü yeri yakıyor” diye konuştu.
‘SONUNA KADAR DAVAMI SÜRDÜRECEĞİM’
Demet Özcan, eşinin çalıştığı yerde sigortasının yapılmadığını belirterek, “Dava açtım. Şikayetçi oldum ve dava süreci henüz başlamadı. Sonuna kadar davamı sürdüreceğim. Eşimin başına gelenler bir başkasının başına gelmesin. Zor bir süreç. Böyle mi kalacak, iyileşecek mi veya iyileşecek ne kadar zaman alacak? Ne yapacağım? Bir yandan onları düşünüyorum. Ben eşimi işe sağlıklı bir şekilde gönderdim. Daha sonra böyle bir manzara ile karşılaştım. Çaresizce gerçekten gözüme bakması öldürüyor beni, zor. İnşallah birileri vesile olacak eşim de sağlığına kavuşacak. Önce çocuklarım için, eşim için kendim için iyi olacak” dedi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar

esenler escort taksim escort fındıkzade escort şile escort anadolu yakası escort bağcılar escort beyoğlu escort küçükçekmece escort sultanbeyli escort sultanbeyli escort sultangazi escort güneşli escort kayaşehir escort ataşehir escort kartal escort