Takip Edin

SAĞLIK

Somalili kadın, böbrek nakli ile sağlığına kavuştu

Yayınlanma tarihi

-

Gizem KARADAĞ-İrfan ÖZŞEKER/ANKARA, (DHA)-SOMALİ’de 6 yıldır böbrek yetmezliği ile mücadele eden 7 çocuk annesi Anab Abdullahı Hersi (35), Ankara’da ağabeyinden yapılan böbrek nakli ile hayata tutundu.
Somali’de yaşayan ev kadını Anab Abdullahı Hersi, 2013 yılında 7’inci çocuğunu doğurduktan sonra rahatsızlandı. Hastanede böbrek yetmezliği tanısı konulan Hersi, 6 yıl diyaliz tedavisi gördü. Nairobi’de gördüğü tedavi sırasında bazı ilaçları bulmakta zorluk çeken Hersi, tedavisinin devamı için İstanbul’a geldi. Uygun donörlerin bulunmasına rağmen ağabeyi Abdısalam Abdullahı Hersi (44) böbreğini kardeşine vermek istedi. Gerekli tetkiklerin yapılmasının ardından Hersi, Medicana İnternational Ankara Hastanesi’nde 29 Kasım tarihinde ağabeyi Abdısalam Abdullahı Hersi’den nakledilen böbrekle sağlığına kavuştu. Medicana İnternational Ankara Hastanesi’nde bu yıl ki 100’üncü böbrek nakli olan Hersi için pasta kesilerek kutlama yapıldı.
‘SAĞLIK DURUMUM ÇOK İYİ’
Anab Abdullahı Hersi, 7’inci doğumunu gerçekleştirdikten sonra böbrek yetmezliği teşhisi konulduğunu söyledi. Nairobi’de gördüğü diyaliz tedavisi sırasında bazı ilaçları temin edemediği için İstanbul’a geldiğini belirten Hersi, “Ameliyatımdan önce diyaliz tedavisi gördüm, çok zorluyordu. Uygun donörler çıktı; ama ağabeyim böbreğini vermek istediğini söyledi. Kardeşimin de böbreği uygun olunca ameliyatın Türkiye’de yapılmasına karar verildi. 27 Kasım tarihinde ameliyatımı oldum. Şu anda sağlık durumum çok iyi. Böbrek nakli gerçekleşince kendimi daha iyi ve sağlıklı hissediyorum” dedi.
‘SOMALİ’DE TECRÜBELİ DOKTOR YOK’
Kardeşinin böbrek yetmezliği hastalığına yakalandığı sırada başka bir ülkede olduğunu ifade eden Abdısalam Abdullahı Hersi, “Kardeşim uzun bir zaman bu hastalığı çekti. Küçük kız kardeşim olduğu için bende böbreğimi vermek istedim. Kendimi gayet iyi hissediyorum, sanki hiç böbreğim alınmamış gibiyim. Somali’de tecrübeli doktorlar olmadığı için Türkiye’de ameliyatın yapılmasına karar verdik. Somali’de cerrahi müdahale yapılmıyor, sadece tedavi var” diye konuştu.
‘SIK ARALIKLI DOĞUMLAR VÜCUDU YORUYOR’
Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ulaş Sözener, fazla çocuk doğurmanın böbrek yetmezliğinde etkisi olmadığını; ancak doğum sırasında takiplerin iyi yapılması gerektiğini kaydetti. Düzgün takip edilen gebelik sürecinde herhangi bir problemin yaşanmayacağını söyleyen Op. Dr. Sözener, “Bu tarz hastalarda genelde sorun gebeliklerin takipsiz olması, gebelik sırasında oluşabilecek sıkıntıların fark edilmemesi, çok sık aralıklarla yapılan doğumlar vücudu yoruyor. Altta yatan bir etmen varsa da, tansiyon ya da şeker hastalığı gibi erken yaşta böbrek kaybına sebep olabiliyor. Hastanın şuan durumu gayet iyi, sıkıntısı yok. İlaçlarını düzenli aldığı ve kontrollerini düzenli yaptırdığı sürece uzun dönemde herhangi bir problem beklemiyoruz. Hatta işler iyi gittiği takdirde, tekrar gebe kalıp çocuk sahibi olması son derece mümkündür” dedi.

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

100 yaşında yaşamını yitiren beden bağışçısının ailesine şükran plaketi

Yayınlanma tarihi

-

Selçuk BAŞAR- Aleyna KESKİN/TRABZON, (DHA)- TRABZON’da düzenlenen 8’inci Anatomi Kış Günleri’ programında, beden bağışına dikkat çekilerek, 2016 yılında 100 yaşındayken hayatını kaybeden ve bedenini tıp eğitiminde kadavra olarak kullanılmak üzere vefatından 16 yıl önce bağışlayan Muzaffer Uzunyoloğlu’nun ailesine şükran plaketi verildi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı ile Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği tarafından Prof. Dr. Osman Turan Kongre ve Kültür Merkezi’nde ‘8’inci Anatomi Kış Günleri’ düzenlendi. İnsan bedeninin ölüm sonrasında anatomi eğitiminde kullanılmak üzere bağışlanmasına dikkat çekilen programda kadavra bağışı ile ilgili bilgiler verildi. Trabzon’da 2016 yılında 100 yaşında hayatını kaybeden ve yaptığı beden bağışı ile 2018 yılına kadar kadavra olarak kullanılan Muzaffer Uzunyoloğlu’nun bedeninde yapılan çalışmalarla yüzlerce tıp öğrencisinin yetişmesine olanak sağlandığı anlatıldı. Etkinlikte, bedeni tıp eğitiminde kadavra olarak kullanılmak üzere bağışlanan Muzaffer Uzunyoloğlu’nun ailesine şükran plaketi takdim edildi. Düzenlenen programda Uzunyoloğlu’nun ailesinin yanı sıra beden bağışçısı olmaya karar veren İsmail Hakkı Çakmakoğlu’na teşekkür plaketi verildi.
‘DAHA İYİ HEKİMLER YETİŞMESİ İÇİN BEDEN BAĞIŞI ŞART’
KTÜ Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Uluutku, KTÜ Tıp Fakültesi’nde bugüne kadar sadece Muzaffer Uzunyoloğlu’nun beden bağışı yaptığını vurgulayarak, “Fakültemizde beden bağışı yapmış Muzaffer Uzunyoloğlu’nun ailesine bir şükran pkaletini verdik. Tıp fakültesinde eğitim gören öğrencilerin gerçek insan bedeni üzerine eğitim görüyor olmaları onların kazanabilecekleri en büyük deneyim. Organ ve beden bağışı gibi konularda toplumun daha duyarlı, daha özverili olması gereken bir dönem yaşıyoruz. Daha iyi hekimler yetişmesi için mutlaka beden bağışının olması gerekiyor. Bölge olarak biz bunda bir parça daha fakiriz. İstanbul, İzmit, Adana, İzmir, Mersin Antalya gibi bölgelerde biraz daha ileri boyutlarda. Daha bilinçli bir bağış var. Bizim kuruluşumuzdan beri 1 beden bağışımız var. 2 tane de şu anda yaşayan beden bağışçımız var. Kendilerine bize daha geç gelmelerini, daha uzun yaşamalarını temenni ediyoruz ama bu sayının artmasını umuyoruz” diye konuştu.
‘BAĞIŞ İLE İLGİLİ SÜREÇLER HENÜZ BİR ZEMİNE OTURMADI’
Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği Başkanı Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esat Adıgüzel, “Beden bağışı dünya ile karşılaştırıldığı zaman Türkiye’de az yapılan bir olay. Yeni doktorların tıp insanlarının yetişmesi için gerekli olan şey gerçek insan bedeni. Bununla ilgili olarak hem Türkiye’deki bağış sayısını arttırmak hem de bağış yapacak insanları yüreklendirmek için derneğimiz adına çalışmalarda bulunuyoruz. Bağış ile ilgili süreçler henüz sağlık bakanlığı ve yükseköğrenim kurumlarında bir zemine oturmamış durumda. Bu nedenle insanlar nereye bağış yapacaklarını ve nelerle karşılaşacaklarını bilmiyor. Üniversiteler şu anlık birbirinden bağımsız olarak beden bağışlarını alıyor ve belli araştırmalar yapıldıktan sonra ailelerin isteğine göre sonradan defnediyorlar” dedi.
‘BAĞIŞLANMIŞ OLAN BEDEN VEFATININ ARDINDAN PEK ÇOK İNSANA SAĞLIK OLUYOR’
Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği Başkan Yardımcısı Zeliha Kurtoğlu Olgunuz da, beden bağışı konusunda insanların bilgilenmesi gerektiğine vurgu yaparak, “Beden bağışı kişinin vefatının ardından defnediliş sürecinin iki-üç günden 3-4 yıla kadar ertelenmesi ve bu süre içerisinde tıp fakültesinde muhafaza edilmesi ile sağlık birimlerinde eğitim almakta olan öğrencilere insan bedenini daha yakından tanımaları konusunda fırsat sağlanmasıdır. Tıp fakültesinde geçen süre sonunda da bir şükran töreni adını verdiğimiz bir organizasyonla beraber bedeni dini inancına uygun bir şekilde defnediyoruz. O kişiden edinilen bilgiler pek çok insana sağlık olarak geri dönüyor. Bir cerrah adayının cerrahi bir işlemle alakalı iyi bir bilgi ve deneyim edinebilmesi için prova yaptığı bir yer oluyor bu beden. Bağışlanmış olan beden, vefatının ardından pek çok insana sağlık olarak geri dönüyor” şeklinde konuştu.
BÖYLE BİR ŞEYİ DEDEM İSTEMİŞTİ
Tıp fakültesine bedeni bağışlanan Uzunyoloğlu’nun kızı Nurten Çakmak ise babasının bedenini bağışlamasından memnun olduklarını belirtti. Uzunyoloğlu’nun torunu Ayşegül Ertunga ise, beden bağışının insanların yaşam tercihleriyle ilgili bir durum olduğunu dile getirerek, “Tabi ki güzel bir şey. Dedem 2000 yılında bağışlamıştı. Şaşırmadık, biliyorduk zaten. Sağlığı yerindeyken yapmıştı. Herkesin tercih meselesi. Tıbba hizmet etmek için böyle şeylerin olması gerektiğine inanıyorum. Defin işlemleri dini boyutları göre yapıldı” dedi
‘YETİŞECEK OLAN İYİ HEKİMLER BEDENİMDE ÇALIŞABİLSİN’
Beden bağışı yapmaya karar veren İsmail Hakkı Çakmakoğlu ise arkadaşlarını da beden bağışı yapmaları konusunda bilgilendirdiğini anlatarak, “Bedenim toprakta çürüyeceğine tıp da gelişmelere sebep olsun istedim. İstedim ki, yetişecek olan iyi hekimler bedenimde çalışabilsin. Öldükten sonra da bir işe yarayabilmek istedim. Ben ilkokul mezunuyum. İnşaatlarda yağlı boyacıydım. Böyle bir bilince sahip olmaya ve bunu çevremdeki insanlara da aktarmaya çalışıyorum. Şimdi arkadaşlarımdan birkaç tanesi de beden bağışçısı olacaklarını söyledi” diye konuştu.

FOTOĞRAF

 

Devamını oku

SAĞLIK

Sınav kaygısı için aldığı ilaç, vücudunu yakıp, görme yetisini kaybettirdi

Yayınlanma tarihi

-

Alparslan ÇINAR/ANTALYA, (DHA)- ANTALYA’da sağlık meslek lisesi öğrencisi Hikmet Mina Kara’nın (17), sınav stresini yenmek için gittiği hastanede verilen ilacın yan etkisiyle vücudunda yanıklar ile morluklar oluştu. Görme yetisini de kaybeden Hikmet Mina, yoğun bakımda tedaviye alınırken, anne Burcu Sargın (39), hastane ile doktoru Sağlık Bakanlığı’na şikayet etti. İl Sağlık Müdürlüğü inceleme başlattı.
Beden Eğitimi Öğretmeni Burcu Sargın’ın 3 çocuğundan biri olan sağlık meslek lisesi öğrencisi Hikmet Mina Kara, üniversite sınavına hazırlandığı dönemde kaygı yaşamaya başladı. Sınav stresi nedeniyle uyku düzeni bozulan ve panik atak geçiren liseliyi anne Sargın, 20 gün önce özel bir hastanedeki psikiyatri uzmanı O.E.’ye muayene ettirdi. Kara’ya ‘bipolar duygulanım bozukluğu ve uyum bozukluğu’ teşhisi koyan doktor O.E., ilaçlı tedavi önerdi. Reçete yazan O.E., ilaç dozunun düzenli olarak artırılacağını söyledi.
Eczaneden aldıkları ilacı söylenen dozda kullanıp, daha sonra artıran Hikmet Mina’nın vücudunda, bir süre sonra kızamık benzeri kabarcıklar ve morluklar oluştu. Geçen hafta bir anda tüm vücudu kabarıp su toplayan genç kız, hastaneye götürüldü.
Burada yapılan ilk müdahalenin ardından Mina Kara’ya ‘Stevens Johnson Sendromu’ (Cilt ve mukoza zarının ilaç veya enfeksiyona karşı ciddi şekilde reaksiyon gösterdiği nadir görülen ciddi bir rahatsızlık) teşhisi konuldu. Hikmet Mina Kara yoğun bakıma alınırken, anne Burcu Sargın’a, kullanılan ilacın yan etki yaptığı ve kızının vücudunda ikinci derece yanığa neden olduğu söylendi.
ANNE BAKANLIĞA ŞİKAYET ETTİ
Anne Burcu Sargın bir yandan yoğun bakımda yatan kızının tedavisini takip ederken, diğer yandan O.E.’nin görev yaptığı hastanenin yetkilileriyle görüştü. Kendisine ilacın yan etkilerine ilişkin bilgi verilmediğini öne süren Sargın, hastane yönetimi ile psikiyatrist O.E.’yi Sağlık Bakanlığı’na şikayet ett.
GÖZLERİ KÖR OLDU
Kızının çevresi tarafından çok sevilen biri olduğunu ve bu durumu hak etmediğini söyleyen Sargın, gözyaşları içinde şöyle konuştu:
“Hayati tehlikesi var. Yanık, iç organlarına kadar geldi. Her gün ağlıyorum. Gözlerini kaybetti, şu an görmüyor. Her gün kitap okuyorum kızıma. Sadece eliyle tepki veriyor. Dudaklarının her yeri yara, yemek yiyemiyor ve mamayla besleniyor. Çocuğumun karnesini bile alamadım. Tedavi süreci çok uzun. Üç, altı ay arasında tedavisi devam edecek. Kızım ambulans hemşiresi olacaktı, hayalleri vardı.”
Kızının yeniden ayağa kalkıp iyileşmesi için sevenlerinden dua isteyen anne, Hikmet Mina’yı yoğun bakımdaki yatağında videoya kaydetti. Videoda, annesinin “Nasılsın?” diye sorduğu Hikmet Mina, “İyiyim, yatçaz kalkçaz iyileşeceğim, yanınıza geleceğim. Hepinizi çok seviyorum” yanıtını veriyor.
İl Sağlık Müdürlüğü’nün olayla ilgili inceleme başlattığı açıklandı.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

Gizemli virüse karşı zatürre ve girip aşısı önerisi

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA) – Çin’de ortaya çıkan koronavirüs tüm dünyayı alarma geçirdi. Henüz özellikleri bilinmeyen ve ‘gizemli virüs’ olarak adlandırılan koronavirüs zatürre benzeri bir hastalığa yol açıyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, “Özellikle solunum sıkıntısı ve yüksek ateş ile belirti veren koronavirüse karşı zatürre ve grip aşısı yaptırmak hastalığın ek riskini azaltacaktır” dedi.

Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, “Virüsün pek çok özelliği bilinmiyor ve sadece yeni bir soğuk algınlığı virüsü olduğu biliniyor. SARS, MERS gibi aynı aileden olan diğer virüslerle benzerliği ve ne kadar insana yayıldığı konusunda henüz bir şey söylemek mümkün değil. Bu nedenle ‘gizemli’ olarak adlandırılıyor. Örneğin; SARS’ın ve gribin 1 metreden yakın yüz yüze temas halinde bulaşıcılığı biliniyor ve hastalığın önlenmesi açısından bu kriterler önemli. MERS virüsü için bu mesafe 2 metreden yakın yüz yüze temas olarak alınmıştır. Yani MERS daha uzak mesafeden de bulaşabiliyor” diye konuştu.

Koronavirüsün kaç metreden bulaştığının henüz bilinmediğini vurgulayan Prof. Dr. Arman, “Cansız yüzeylere temas da bu anlamda önem taşımaktadır. Koronavirüs ilk kez 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan şehrinde tanımlandı. Vakaların bazılarında koronavirüsün hasta insanlarla temas sonrası geliştiği ve yüksek ateş, solunum yetmezliği gibi şikâyetlere sebep olduğu görüldü. Bu vakaların tamamının Wuhan şehrindeki bir deniz ürünü pazarı ile ilişkili olması, aynı zamanda deniz ürünü pazarındaki cansız yüzeylerde de bu virüsün saptanması, koronavirüsün kaynağı konusunda şüphe uyandırıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklaması da koronavirüsün muhtemelen hayvan kaynaklı bir virüs olduğu yönünde.” ifadelerini kullandı.

SOLUNUM SIKINTISI YAPIYOR

Koronavirüsün en önemli belirtilerinin solunum sıkıntısı ve yüksek ateş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dilek Arman, “Bunlar dışında halsizlik, iştahsızlık, ağrı gibi yakınmaların da yaşanabileceğini söylemek mümkün. Solunum sıkıntısı hastalığın belirlenmesinde çok önemli bir işaret, virüs hastada ağır bir pnömoni (zatürre) yapıyor. Bugüne kadar koronavirüs sebebiyle 17 ölüm vakası bildirildi. Bu vakaların büyük bir çoğunluğu pek çok solunum virüsü ile gelişen tablolarda karşılaştığımız gibi altta yatan başka bir hastalıkları olan kişilerdir. Kronik kalp, akciğer, böbrek veya karaciğer hastalığı olanlar ve diyabetik hastalar risk grupları oluşturmaktadır” dedi.

SARS VİRÜSÜNE BENZİYOR

Prof. Dr. Dilek Arman sözlerini şöyle sürdürdü:

“Koronavirüslerin 200’den fazla çeşidi insanlarda soğuk algınlığı yapabiliyor. Daha önce SARS ve MERS gibi koronavirüsün hayvanlardan insanlara bulaşarak yayıldığı şekillerini de görmüştük. Yeni koronavirüs de klinik tabloda SARS’a çok benziyor. Henüz SARS’ın yeni bir tipi mi, yoksa bu tamamen farklı bir koronavirüs mü gibi soruları yanıtlamak için elimizde yeteri kadar bilgi bulunmamakta. En azından soğuk algınlığı belirtisi dışında yeni bir koronavirüs olduğunu söyleyebiliyoruz. Bu virüsün hayvan kaynağından bulaştığı konusunda henüz kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ama Wuhan şehrindeki deniz ürünü pazarı öyküsü virüs için hayvan kaynağını işaret ediyor olabilir. Hastalıktan korunmak büyük önem taşıyor. Henüz Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir seyahat kısıtlaması bildirilmiş değil. Çin’e seyahat edecek veya Çin’den ülkemize gelecek olan kişiler olabilir. Özellikle bu kişilerin el hijyenlerine dikkat etmeleri son derece önemli. İnsanlarla yakın temas halinde olunacaksa maske kullanılmalı. El hijyenini sağlarken sadece hasta kişilerle değil, hastaların temasta olduğu yüzeylerle temas etmenin de el hijyeni için bir gereklilik oluşturacağını akılda tutmalıyız.”

BAŞKA HASTALIĞI OLANLAR AŞILARI İHMAL ETMEMELİ

Özellikle risk altındaki kişilerin aşı yaptırmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Arman, “Bu tür alt solunum yolunu etkileyen viral enfeksiyonlarda her zaman enfeksiyonun üzerine eklenecek bir bakteri ile hastalık daha ciddi boyutlara ulaşabilir. İkincil bir zatürre mikrobunu engellemek adına zatürre ve grip aşısı yaptırılmasını öneriyoruz. Özellikle altta yatan başka bir hastalığı olan kişiler için de zatürre aşısının yapılması son derece önemli” diye konuştu.

 

 

Devamını oku

Popüler Başlıklar