Takip Edin

Ekonomi

Sosyal konutlar, 7 bölgede farklı mimari tarzda yapılacak

Yayınlanma tarihi

-

Aslıhan ALTAY KARATAŞ/ANKARA, (DHA) – CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ‘100 bin sosyal konut projesi’ ile ilgili detaylar belli oldu. 7 coğrafi bölgeye göre farklı mimari özelliklerde 81 ilde yapılacak sosyal konutlar, 140 bin ile 210 bin lira arasında değişen fiyatlarda satılacak.
Vatandaşların 20 yıl vade ile kira öder gibi ev sahibi olmalarını sağlayacak proje için başvurular 15 Aralık 2019- 15 Ocak 2020 tarihleri arasında alınacak. Konut bedelinin yüzde 10’u peşin olarak yatırılacak ve aylık taksitler 894 liradan başlayacak. İnşasına yılbaşından sonra başlanacak sosyal konutların 1,5 yıl içinde tamamlanması planlanıyor.
140 BİN LİRADAN BAŞLIYOR
2+1 konutlar 140-180 bin, 3+1 konutlar ise 160-210 bin lira fiyat aralığında satışa sunulacak. 2+1 evler brüt 75 ve 85 metrekare, 3+1 evler ise brüt 100 metrekare olacak şekilde projelendirilecek. Yatay mimaride ve depreme dayanıklı yapılacak konutlar, geleneksel mahalle kültürünü yaşatacak şekilde tasarlanacak. Sosyal donatıların da yer alacağı projenin toplam yatırım bedelinin yaklaşık 17,3 milyar lira olduğu bildirildi.
AYLIK GELİRİ 5 BİN 500’ÜN ALTINDA OLACAK
Sosyal konut için başvuracak kişinin aylık hane gelirinin net 5 bin 500 liranın üstünde olmaması şartı aranacak. Diğer başvuru şartları ise “T.C. vatandaşı olmak, projenin bulunduğu il-ilçe sınırları içerisinde 1 yıldan az olmamak koşulu ile ikamet ediyor olmak veya projenin bulunduğu il nüfusuna kayıtlı olmak, TOKİ’den daha önce konut satın almamış olmak ve idareden konut kredisi kullanmamış olmak, kendisine eşine veya velayeti altındaki çocuklara ait tapuda kayıtlı kat irtifaklı, kat mülkiyetli bağımsız bir bölüm veya müstakil bir konutu (tarla, bağ, bahçe, köy evi ve işyeri hariç) bulunmamak ve başvuru tarihi itibarıyla 25 yaşını doldurmuş olmak” şeklinde sıralandı.
İKLİME VE BÖLGESEL ÖZELLİKLERE UYGUN KONUTLAR
Sosyal konutlar Türkiye’deki 7 coğrafi bölgeye göre farklı mimari izler taşıyacak. Karadeniz Bölgesi’ndeki konutlarda yöresel ahşap ve taş yapı elemanları karma bir biçimde kullanılacak. Zemin kat seviyesinde cephede, geleneksel yığma taş yapıları andıracak biçimde yöresel taş kaplamalar olacak. Üst katlarda ahşap hissi verecek ahşap görünümlü kaplamalar ve eğimli çatı saçaklarını destekler nitelikteki eli böğründeler yapılacak.
ZARİF KONUTLAR
Ege’deki konutlarda ise bölgenin geleneksel zarif dokusuna uygun nitelikte mimari özellikler olacak. Bölgenin iklim koşullarına uygun açık renkli cephe kaplamaları ve boyamaları, cephede derzlemeler, ahşap görünümlü kat silmeleri ile dikmeler, yer yer cephe süslemeleri ve kiremit çatılar kullanılacak. Akdeniz’deki konutlar da yer yer teras, yer yer eğimli çatılarıyla, geleneksel kemerli pencereler ve ferforje işlemeleriyle bölgenin mimari kültürünü yaşatacak. Konutlar, iklimle barışık ve güneş ışınlarını yansıtacak canlılıkta doku ve renklerde inşa edilecek.
YÖRESEL TAŞLAR KULLANILACAK
Güney Doğu Anadolu’daki konutlarda esas unsur yöresel taşların kullanıldığı cephe kaplamaları ve motif işlemeleri olacak. Yerleşim planı yapılırken mahremiyet unsuru ön planda tutulurken, yer yer kullanıma uygun düz damlar ve büyük balkonlar, yer yer eğimli metal çatılar ve geniş saçaklar olacak. Doğu Anadolu’da karasal iklimin gündüz sıcak, gece soğuk tavrına ve arazinin zor şartlarına cevap verebilecek nitelikte konutlar yapılacak. Cephe unsurlarının bölgenin yapısına uygun malzemelerden seçilmesine özen gösterilirken, genellikle eğimli çatılar ve geniş saçaklarıyla, taş dokulu pencere söveleri ve kat silmeleriyle bölgenin mimari diline uygun tasarımlar olacak.
YEŞİLİ BOL MAHALLE KÜLTÜRÜ
İç Anadolu’da kıvrımlı yolları, şirin sokakları, ahşap süslemeli bitişik düzenli yapıları, cumbalı evleri ile örf adet ve gelenekleri yaşatan mahalle kültürünü benimseten konutlar yapılırken, Osmanlı başkentlerini de barındıran Marmara’da Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olması nedeniyle hem geleneksel hem de modern yapılar inşa edilecek. Yeşili bol mahalle kültürünü yansıtan depreme dayanıklı tasarımlar ile kalabalık nüfusun rahatça nefes alabildiği alanlar yapılacak.

FOTOĞRAFLI

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekonomi

Rapor – Kamu düzenlemeleri kalitesinde gelişim ve iyileştirme ihtiyacı arttı

Yayınlanma tarihi

-

İstanbul, 17 Ocak (DHA) – Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) hazırladığı, Kamuda Karar Süreçleri Değerlendirme 2018 Raporu’na göre, Türkiye’de “kamu düzenlemelerinin kalitesinde gelişim ve iyileştirme ihtiyacının arttı.”
OECD’nin Kamuda Karar Süreçleri Değerlendirme 2018 Raporu, Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nde (TÜSİAD) yapılan ‘Kamuda Karar Süreçleri Konferansı’nda ele alındı.
Özel sektör, kamu ve sivil toplum yöneticilerine yönelik olarak düzenlenen konferans TÜSİAD ve Argüden Yönetişim Akademisi iş birliğinde gerçekleşti. Açılış konuşmalarını TÜSİAD Genel Sekreteri Bahadır Kaleağası ve Argüden Yönetişim Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı’nın yaptığı toplantıda, kamu düzenlemelerindeki iyi yönetişim kültürü Türkiye ve diğer ülkeler nezdinde çok boyutlu ve karşılaştırmalı olarak ele alındı.
Konferansta OECD Düzenleyici Politikalar Bölüm Başkanı ve Argüden Yönetişim Akademisi Danışma Kurulu Üyesi Nick Malyshev konuşmacı olarak yer aldı. Moderatörlüğünü Argüden Yönetişim Akademisi Akademik Kurul Üyesi Dr. Erkin Erimez’in yaptığı panelde ise Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhittin Acar serinin 2015’te yayınlanan bir önceki raporundan bu yana gerçekleşen gelişmeleri değerlendirdi.
Toplantının açılış konuşmasında Argüden Yönetişim Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “İyi yönetişim, yaşam kalitesini ve vatandaş mutluluğunu artırır. Kamu karar süreçlerinde iyi yönetişimin uygulanması kararlarda öğrenmeyi, benimsenmeyi ve etkililiği de artırır. Bu nedenle, kamuda katılımcı karar süreçlerinin işletilmesi, bunun yanı sıra karar öncesi ve uygulama sonrası gerekli etki analizlerinin yapılması yaşam kalitesine ve vatandaş mutluluğuna katkı yapacaktır” dedi.
Panel moderatörü Argüden Yönetişim Akademisi Akademik Kurul Üyesi Dr. Erkin Erimez ise kamu karar süreçlerinde Türkiye’nin paydaş katılımı, düzenleme öncesi etki analizi ve düzenleme sonrası etki analizi konuları bazındaki durumu hakkında bilgi verdi.
Rapora göre, 2015 yılı ile 2018 yılı verileri karşılaştırıldığında, Türkiye birincil yasalarda üç başlıkta da alt sıralara gerilemiş durumda. Paydaş katılım sürecinde 2015 yılında 34 ülke arasında 16’ncı sırada bulunan Türkiye 2018 yılında 38 ülke arasında 32’nci sıraya yerleşti. Aynı şekilde Türkiye düzenleme öncesi etki analizinde 2015 yılında 29’uncu sıradayken 2018’de 33’üncü sıraya, uygulama sonrası değerlendirmede ise 2015 yılında 33’üncüyken, 2018’de 35’inci sıraya geriledi. Raporda 2015 yılında toplam ülke sayısı 34 iken, 2018’de 38 ülke rapora dahil edildi.
OECD raporu, üye ve aday ülkelerin kamu karar süreçleri yönetişimine yönelik gelişmeleri izlemek amacıyla düzenli aralıklarla hazırlanıyor. Raporun veri toplama çalışmaları OECD’nin ilgili ülkelerin kamu otoritelerine gönderdiği anketler ve soru setleri gerçekleştiriliyor. Üç yılda bir hazırlanan değerlendirme raporu kamu otoritelerinin OECD’nin sorularına verdikleri yanıtlar temel alınarak yazılıyor. Raporda; dünyada ve Türkiye’de kamu düzenlemelerinin kalitesi paydaş katılımı, düzenleme öncesi etki analizi ve uygulama sonrası değerlendirme başlıklarıyla üç temel alanda değerlendiriliyor. Her bir alandaki puanlama ise Metodoloji, Sistematik Uygulama, Şeffaflık, Denetim ve Kalite Kontrol alt detayları ile yapılıyor.
OECD Düzenleyici Politikalar Bölüm Başkanı ve Argüden Yönetişim Akademisi Danışma Kurulu Üyesi Nick Malyshev, raporun kamu karar süreçlerinin önemli araçları olan paydaş katılımı, düzenleme öncesi etki analizi ve düzenleme sonrası etki analizi konularında ülkelerin uygulamalarının ne ölçüde etkili olduğunu karşılaştırmalı olarak ortaya koyduğunu ifade etti.
Düzenlemelerin kaliteli olmasının ancak düzenleme hazırlama süreçlerinde iyi yönetişim yaklaşımlarının kullanılması ile mümkün olacağını vurgulayan Malyshev, ‘’Aynı zamanda uygulamaların adil ve şeffaf olması gerekiyor. Son değerlendirme raporu, Türkiye için her üç alanda da gelişim alanı olduğuna işaret ediyor” dedi.
Malyshev konuşmasında düzenlemeler konusunda yeni trendlerden de söz ederek şunları söyledi:
“Özellikle küreselleşme ve dijitalleşmenin etkisi ile düzenleme süreçlerinde uluslararası iş birlikleri önem kazanıyor. Artık ülkeler diğer ülke uygulamalarını ve uluslararası standartları dikkate alarak düzenlemelerini yapıyor.
“Düzenlemelere uyumu artırmak için davranış bilimlerinden yararlanma konusu da yaygınlaşıyor. Türkiye’nin bu yeni trendleri de kapsayacak şekilde kamu karar süreçlerinde iyileşmeye gitmeye ihtiyacı var.”
Argüden Yönetişim Akademisi Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, Vakıf olarak yürüttükleri tüm çalışmalarda ‘öğrenmeyi tetikleyecek yaklaşımları’ önceliklendirdiklerini belirterek, OECD Kamuda Karar Alma Süreçleri Raporu’nun 2015’in ardından 2018 sonuçlarını Türk kamuoyunun bilgisine kazandırmayı bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade etti.
OECD’nin 2012 yılında kamuda karar kalitesinin artırılması için bazı kriterler belirlediğini hatırlatan Dr. Yılmaz Argüden, şunları söyledi:
“’Düzenlemeler yapılırken katılımcı demokrasinin işletilip işletilmediği ön şartlardan biri. Bunun yanı sıra kararlar alınmadan önce verilere dayalı olarak bütüncül bir bakış açısıyla etki analizinin yapılmış olması da gerekiyor.
“Çünkü bazen bir noktanın iyileştirilmesi için yapılan bir düzenleme, başka alanlarda olumsuzlukların çıkmasına sebep olabiliyor. Örneğin ekonomik bir düzenleme yapıyorsunuz ama maliyeti yüksek, negatif sosyal sonuçlar doğurabiliyor.
“Burada bütüncül bakış önemli. Son olarak da uygulama sonrasında da tekrardan değerlendirme yapılıp öğrenme ve gelişme imkanlarının ortaya çıkarılması önemli. İşte OECD raporu ülkeleri bu kriterler üzerinden karşılaştırıyor.”
Güçlü bir düzenleme yönetişimi yaklaşımının, ülkelere ve kamu kurumlarına yüksek kredi notu ve düşük finansman maliyeti sağladığına dikkat çeken Dr. Argüden, “’Aksi durumda kamu, her türlü kaynak israfıyla en önemlisi de güven israfı ile karşı karşıya kalıyor. Rapor bize kamuda kaynak ve güven israfını engellemenin en önemli yolunun karar süreçlerinde iyi yönetişim ilkelerini uygulamaktan geçtiğini gösteriyor” diye ekledi. (Fotoğraflı)

Devamını oku

Ekonomi

Eskişehirli girişimci akıllı çanta üretti

Yayınlanma tarihi

-

Hakan TÜRKTAN- Caner AKSU/ESKİŞEHİR, (DHA)- ESKİŞEHİR’de çanta mağazası bulunan Aydın Yüksel, Ticaret Odası ve Anadolu Üniversitesi işbirliğindeki ‘Tech-Up Teknoloji Odaklı Hızlandırıcı Programı’ sayesinde ilk prototiplerini hazırladığı ‘akıllı çantalar’ için yatırımcı aramaya başladı. Fikri 1 dakikada bulmasına rağmen hayata geçirmek için 1,5 yıldan fazladır üzerinde çalıştıklarını ifade eden Yüksel, “Dünyada böyle akıllı bir çanta olmaması da benim çok dikkatimi çekti. Gerekli patent başvurularını yaparak ilk prototiplerini hazırladık” dedi.
Eskişehir’de 12 yıldır çanta mağazası bulunan Aydın Yüksel, kendisini ziyarete gelen kadın arkadaşının akıllı saatinden etkilenerek bunu çantaya uyarladı. Eskişehir Ticaret Odası ve Anadolu Üniversitesi işbirliğindeki ‘Tech-Up Teknoloji Odaklı Hızlandırıcı Programı’ girişimcilik eğitimlerine katılan Yüksel, yaklaşık 1,5 yılda üzerinde 7,5 inç ekranı olan ‘Powerbag Akılı Çanta’ üretti. Gerekli patent başvurularını yaparak ilk prototiplerini hazırladığı çantaları için yatırımcı desteği arayan fikir sahibi ve firmanın kurucusu Aydın Yüksel, sermaye gruplarının karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
PROJEYİ HAYATA GEÇİRMEK 1,5 YIL SÜRDÜ
Sosyal hayattaki bazı problemleri çözmek için yola çıktıklarını anlatan Aydın Yüksel, akıllı çanta fikrinin aklında 1 dakika şekillendiğini ancak hayata geçirilmesinin 1,5 yıl sürdüğünü söyledi. Mağazasına gelen bir kadın arkadaşının anlattıklarından etkilenerek böyle bir proje hazırladığını kaydeden Yüksel, “Mağazamıza ziyarete gelen bir arkadaşım kolundaki akıllı saati gösterdi. Ben telefonla aradığımda ismim görünüyordu. Ne gerek olduğunu sordum, arkadaşımda büyük kolaylık olduğunu ve telefonu çıkarmadan arayanı gördüğünü söyledi. Bende bunun üzerine kadınların yaşadığı bir problem olarak gördüm. Eskişehir’de 12 yıldır çanta satışı yapıyoruz. Kadınlar telefonlarını çantalarında taşıdığı için, telefon çaldığında yaşadığı telaş aklıma geldi. Dünyada böyle akıllı bir çanta olmaması da benim çok dikkatimi çekti. Gerekli patent başvurularını yaparak ilk prototiplerini hazırladık” dedi.
Akıllı çanta projesine Eskişehir Ticaret Odası ve Anadolu Üniversitesi’nin de büyük destek verdiğini belirten Yüksel, ‘Tech-Up Teknoloji Odaklı Hızlandırıcı Programı’ girişimcilik eğitimlerine katılarak 3,5 aylık bir süreçten geçtiklerini ifade ederek, “Ticaretle uğraşıyoruz ama işin içine teknoloji girince bizi aştığını fark ettik. Anadolu Üniversitesi’nin bu programı sayesinde inanılmaz bir destek aldık. Yazılım ve donanım gibi konuları üniversite işbirliği sayesinde bulduk ve hayata geçirdik. Çantanın içerisinde bir güç kaynağı var. Telefon çanta içerisindeyken kayıp çağrı ve iletiler için üzerinde multimedya bir ekran geliştirdik. Telefona gelen tüm sosyal medya dahil iletiler, anlık olarak ekranda görünüyor. Güç kaynağı sayesinde de ortalama bir telefonu 3-4 defa tam olarak şarj ediyor. Çantamızda kişiselleştirilebilir bir ekranı var. Cep telefonuna bağlı olan çantadan uzaklaştığınızda size uyarı veren bir çanta. Şu anda sermaye gruplarının karşısına çıkıp fon toplamayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Anadolu Üniversitesi’nin ‘Tech-Up Teknoloji Odaklı Hızlandırıcı Programı’ girişimcilik merkezinde çantaların ilk prototiplerini görerek inceleyen İrem Göksu, çok başarılı bir tasarım olduğunu söyledi. Günde 3-4 defa cep telefonunu şarj eden ve gelen iletileri göremediği için akıllı saat kullandığını ifade eden Göksu, “Çanta çok güzel ve başarılı. Çantamda olan telefonda sesini duyamadığım, iletileri göremediğim için akıllı saat almıştım. Bunları yapıyor bir de telefonu şarj ediyor. Gün içerisinde telefonumu 3-4 kez şarj eden biriyim, çok mantıklı ve başarılı buldum. İletileri hemen görmem, çantanın da titreşime sahip olması çok güzel” dedi.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Ekonomi

Ayşen Zamanpur Silk and Cashmere’i çocuklarına devretti

Yayınlanma tarihi

-

İstanbul, 14 Ocak (DHA)  – Silk and Cashmere kurucusu ve CEO’su Ayşen Zamanpur, CEO’luk görevini oğlu Ferhat Zamanpur’a devrettiğini, kızı Yasemin Zamanpur’un da Kreatif Direktörlüğü pozisyonuna getirildiğini duyurdu.
Ayşen Zamanpur gerçekleşen atamaları şu sözleriyle belirtti :
“Oğlumuz Ferhat Zamanpur, 2008’de işletme ve pazarlama dallarında üniversite eğitimi aldığı University of Southern California’dan mezun olup, Los Angeles’ta büyük bir tıp grubunun pazarlama bölümünde çalıştı.
“Orada iki sene tecrübe kazandıktan sonra 2010’da ülkemize döndü ve Silk and Cashmere’in grafik bölümünde işe başladı. Bir süre sonra kurumsal pazarlamaya yükseldi ve sonrasında en büyük katkılarından birinin dokunduğu e- ticaret bölümünde işe başladı.
“Bu bölümü baştan yapılandırıp markamızın online alanda ciddi atağa kalkmasını sağlayan adımları attı. Bundan hemen sonra 500 gün süren ve markamızın “rönesansı” olarak adlandırdığımız marka yenileme (rebranding) projemizi yönetti.
“Markamızın her alanı dışında şirketimizin de her departmanına yansıyan bu evrenselleşme süreci yaşam eğrimizi ciddi anlamda yukarı taşıdı.
“Bahsettiğim gibi şirketimizde onuncu yılını doldurmak üzere olan ve 2015’ten itibaren CMO (Pazarlamadan Sorumlu GMY) olan Ferhat Zamanpur, son iki yıldır fiilen CEO’luk görevini benimle birlikte yürütmekte.
“1 Ocak 2020 tarihinden itibaren kendisinin şirketimizin CEO’su olarak atama kararı aldık. Böylece iki yıldır zaten fiili olarak yaşadığımız durumun bir anlamda adını koyuyoruz.
“Kızımız Yasemin Zamanpur USC’de işletme ve sinema bölümlerinden 2012’de mezun olmuş, ardından New York’da IMG Fashion and Properties Pazarlama bölümünde çalışmış ve 2014 yılında şirketimize katılmıştır.
“Neredeyse tüm departmanlarda aktif görev aldıktan sonra, 2017’den bu yana tüm yurt dışı mağazaları, cornerları ve e-ticaretinin yönetimini üstlenmemin yanında,
“Silk and Cashmere Pazarlama bölümünü başarıyla yönetmektedir. Kendisi 1 Ocak 2020’den itibaren Kreatif Direktör görevini üstlenecektir.
“Ben yeni yönetimi destekleyecek ve ağırlıklı olarak mali işlerle ilgilenecek ve istenilen her noktada danışmanlık yapacağım. Gençliğe inanıyorum.
“Bu yeni yolculuk çok daha güzel ve başarılı olacaktır. Hem markamıza hem ikinci nesil üst yöneticilerimize ve güçlü ekiplerine sonsuz başarılar diliyorum.” (Fotoğraflı)

Devamını oku

Popüler Başlıklar