Takip Edin

Köşe Yazıları

Turuncu Mevsim

Yayınlanma tarihi

-

Ekim ayı gelmiş geçiyorken, ben hala çilekli pastalar pişirmeye ve paylaşmaya devam ediyorum. Yazın bittiğini kabul etmek zor oluyor maalesef.. Ancak sarı sonbahar yaprakları, sokaklarda dans etmeye başlayınca keyiflenmeye başlamıyor değilim.

Sabahları neredeyse karanlıkta kalkıp işe gittiğim için, penceremden gözüken koruluğun değişiminin farkına varamıyorum. Bu pazar sabahı uyandığımda farkettim, bütün ağaçlar sararmış ve bir kısmı da kızıla dönmüştü. Bilirsiniz bu manzarayı, sarı ve kızıl yapraklar güneşli havalarda nasıl da güzel bir renk şöleni yaşatır. Doğa yine çok güzeldir, sonbahar sanki bizi kendimize döndürür.

Yazın renkli, hareketli günlerinden sonra kahvaltının ardından salonumuzda bir yığın kabakla kahvemizi içiyorduk ki farkına vardım, kabaklı bir pasta pişirmek için hemen harekete geçmeliydim. İstanbul’a iki saat mesafede kendimiz için üretim yaptığımız küçük bir bahçemiz var ve sonbahar gelince bizim evde, hasatın etkileri kendini göstermeye başlar. Bir tarafta kabaklar, fındıklar, elmalar, bir tarafta bahçeden gelen örümceklerle, herşey yerli yerini bulana kadar bir kaç gün geçiririz.

Kabak ile neler neler pişirilmez ki ? Pasta, cheesecake, muhallebi, mozaik, kabaklı sütlü kahve, çorba gibi bir çok çeşit… Lezzetli bir kabak pişirmek için lifsiz olmasına ihtiyaç vardır. Bunun için toprakta yeterince beklemesi ve olgunlaşması gerekir. İşte tam da bu noktada, tarladayken üretici tarafından sapının burularak olgunlaştırılması, en lezzetli kıvamına gelmesine katkı sağlar.

Kabağın, toprağa değen tarafının sararmış olması yeterince beklemiş ve olgunlaşmış olduğunu işaret eder. Bununla birlikte, sapı da kuru olmalıdır, hatta uzun kıvrık saplı olanlara rastlarsak, tarladayken burulup olgunlaştığından emin olabiliriz.  Halloween veya Tatlı Cadı çizgi filmlerindeki, sapı lüle lüle kıvrık sevimli kabakların animasyonları aklınıza gelebilir.

Ben, tarlamızdan, yukarda bahsettiğim usüllerle ve organik gübreyle yetişen kabaklarımızdan seçerek bir çocuk partisinde tüketilmek üzere güzel bir kabaklı pasta yaptım.  Kabağa çok iyi arkadaşlık eden  tarçın, biraz karanfil, kakule baharatlarına bayılıyorum. Ayrıca kabaklı tatlılarınızı balla tatlandırarak şekersiz bir “tatlı” elde edebilirsiniz.

Kahvemi aldım, eserimi seyrederken yudumluyorum. İşte sonbaharın keyfi şimdi gelmeye başladı.  Hatta neredeyse, sonbaharı en sevdiği mevsim ilan eden battaniyeli, sıcak ballı sütlü, kahveli paylaşımlar görmeye  bile hazırım.

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

BİR SOSYAL MASKE : HAVAİLİK

Yayınlanma tarihi

-

“Hiç kimse havailiğe hemen ulaşamaz. O bir ayrıcalık ve bir sanattır her türlü kesinliğin imkansız olduğunun farkına varan ve kesinliklerden tiksinen kimselerde ki yüzeysellik arayışıdır.”
Cioran çürümenin kitabında havailik için çok katıldığım bu cümleyi kuruyor.

Bir çoğumuz havai insanları aklı havada olan, uçarı en olmadı istediği gibi davranan rahat kişiler olarak tanımlar. Peki ya bu hasta ruhlarımızın bir ilizyonuysa? Bahsettiğim sadece sosyal maskesi bu olanlar.
Bu kategoriye biraz mensup biri gibi hissediyor olabilirim.
Yıllar önce sevdiğim bir yakınım bana sabırla tahammülün farklı şeyler olduğunu ve benim sabır değil tahammül ettiğimi söylemişti. Sinirlenmiştim. Daha ne yapmam gerekiyordu nasıl farklıydı anlayamamıştım. Yıllar önceydi dedim ya sonraları öğrendim tabii. Öncelikle söylemek gerekir ki acılar ve zorluklar o kadar tahammül gerektirir ki bir süre sonra limitsizliğe ulaşılır. Hım başıma bu geldi sabır hım demek bunu da kaybettim sabır! Belki sabır tüm O zorluklara arkamızı dönüp sadece geçmesini beklemek değildi de küsmemekti, belki onlarla kucaklaşıp içten barışmaktı. Bunu yaparken dışarıda olanlara çok önem verememek … Bingo ! Havailikti.
Üniversitede okurken yan dairemde oturan bir arkadaşım bir akşam kapımı çaldı. Kapıyı Açar açmaz kendisini evime yere atarak yerde çok ama çok yüksek bi seste ağlamaya ve değişik hareketlerle debelenmeye başladı. Hemen evde ki diğer arkadaşıma onu yerden kaldırıp ilgilenmesini rica edip odama geçtim. Ben bir havaiyim söylemiştim ya. Sebebini biliyordu yalnızca kesinleşmemişti. Kalmıştı , dönemi tekrar okuyacaktı. Okulu uzayacaktı. Üstelik sürpriz değildi bu sona kendi zevkleri sebebiyle gelmişti. Gerçekten sadece bu yüzden bir cenazede dahi yapmadığımız kadar tepki vermişti. Benim havai tepkim bunaydı. Ya bir Aziz gibi yanında olacaktım ya da bu ekstra tepkisini havailiğimle görmezden gelecektim.

Herkesin sonunu kendi getirdiği olağan sorunları sizi çokta ilgilendirmez çünkü bir kaç mislini yaşayıp rafa kaldırmışsınızdır. Havaisiniz.

Kimle evleneceğinizi bilmeden çeyiz yapanlara göre tabii ki havaisiniz.

İndirimleri takip etmeyen ev ekonomisini bilmeyen mükemmel bir ev hanımı değilseniz yine havaisiniz.

Hayattan bir haberiniz yok ve çok hazırlıksızsınızdır . Belki de gerçekten hayatın ne demek olduğunu biliyorsunuz ve hazır olacağınız zaman tüm hepsini yapacaksınızdır.

Hayatımızda zorluk olduğunu sanan insanlar sizin neleri atlattığınızı bilmezler. Hayatı size dar etmek isteyenler, asırlardır yüzü asık olanlar sizin neşenize anlam veremezler. Havai ! Havai o derler. Oysa yanıt basittir daima sizden zorunu görmüş birçok şeye dayanmıştır dışarıya neşesi olan bu sözde havai insanlar.
O yüzden havailik hemen ulaşılabilen bir şey değildir, ince bir çizgi vardır , boş olmak başka sosyal havailik başka. Ama ne var ki bunu da anlayabilen ancak bir o kadar derin olan insanlardır.
Havailik bir sanattır. Asla anlayamayacak insanların varlığını bilmek ise bir zevktir.

Sevgilerimle

Devamını oku

Köşe Yazıları

Çocuklarda Teknoloji Kullanımının Etkileri ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yayınlanma tarihi

-

Günümüzden 20 yıl önce, çocuklar sokaklarda oyun oynarlardı, bisiklete binerlerdi, ebeleme oynarlardı, seksek oynarlardı, doğa ile iç içeydiler. Bu sayede, çocuklar hareket edebiliyor, vücutları daha sağlıklı gelişebiliyordu. Ancak, teknolojide ki gelişimlerle birlikte, yaşam koşullarında da değişimler meydana geldi. Çocuklar bu süreç içinde, çarpık yapılaşma sonucu yeşil alanlardan, oyun parklarından, sokak aralarındaki oyun yerlerinden yoksun kaldılar. Bundan dolayı çocuklar enerjilerini fiziksel olarak kullanamadıkları için başka alanlara yöneldiler. Tek çıkış yolları da teknolojik aletler oldu. Bu sebeple, çocuklar günlük yaşantılarında televizyon, telefon, tablet gibi teknolojik aletlere yönelmekte ve bu da onların sosyalleşmelerini, iletişim becerilerinin gelişmesini etkilemekte ve oyun oynamalarını şekillendirmektedir. 

Teknolojik aletlerin bilinçsizce kullanımı çocuklarda birçok gelişimsel probleme sebebiyet vermektedir. Okul öncesi ve okul çağında, bilinçsizce kullanılan teknolojik alet kullanımı dikkat sorunlarına, obezite, uyku sorunlarına, ya da agresif davranışlara neden olabilmektedir. Çocuk gelişimi için önemli olan bilişsel ve duygusal gelişime de ciddi zararlar vermektedir.

Günümüzde önemli bir yere sahip olan bu teknolojik araçların olumsuz etkilerinin yanı sıra doğru ve etkin kullanıldığında da birçok yarar sağlanmaktadır. Bununla birlikte, çocuğun gelişiminde en önemli unsur olan aile bu etkinin nasıl olacağını belirlemektedir. Genellikle aileler, televizyon izlerken ya da yemek yerken, çocuklar internete girip dijital oyunlar oynamakta ya da çeşitli videolar izlemektedir. Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün değildir. Bu sebeple, önemli olan çocuğunuz için etkin ve doğru kullanım bilincine sahip olmaktır. 

Çocukların teknolojiyi doğru ve etkin kullanabilmesi için öncelikle ebeveynlerin kendi görev ve sorumluluklarının farkında olması gerekmektedir. Bununla birlikte, ebeveynler kullanılan teknolojik aletlerin çocuklarının gelişimine etki ettiğinin bilincinde olmalılardır. Dört yaş altı çocukların teknolojik alet kullanmak yerine kendi başlarına oyun oynamaları onların bireysel problem çözme, yaratıcı düşünme, odaklanma gibi becerilerini geliştireceği unutulmamalıdır. 

Peki, çocuklar ekran başında ne kadar kalmalı?

0-3 yaş aralığındaki çocuklar mümkün olduğunca televizyon, tablet, telefon gibi teknolojik aletlerden uzak tutulmalı ve ekran başında vakit geçirmemelidir. 3-6 yaş aralığındaki çocuklar günde 20-30 dakikayı geçmeyecek şekilde teknolojik aletleri kullanabilirler. Ancak burada önemli olan ebeveyn kontrolünde çocukların bu aletleri kullanmasıdır. 

3-6 yaş aralığındaki çocukların çok geniş algılama yetenekleri vardı. Herhangi bir şeyi görmeseler de duyarak algılayabilir ve bilinçaltlarına kodlayabilmektedirler. Bu yüzden ev ortamında ebeveynler televizyon izlerken izlediklerin programların içeriklerine önem göstermelidirler. Bununla birlikte, ebeveynler çocuklarının odalarına televizyon koymamalı ve televizyon izleme saatinde çocukları ile birlikte televizyon izlemelidirler. İzlenecek programlar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Ayrıca, ebeveynler çocuğun televizyon izlemesi yerine fiziksel aktivite, grup oyunları, arkadaş ilişkileri kurmak gibi çocuğun gelişimine yarar sağlayacak aktivitelere teşvik etmelidirler. 

Tablet, telefon gibi aletleri çocuklar kullanırken ebeveynlerin dikkat olması ve çocukların ziyaret ettiği internet siteleri ve sosyal medyaları takip etmeleri gerekmektedir. Bununla birlikte, ebeveynler çocukların gelişimlerine uygun şiddet ve saldırganlık içermeyen, tablet ve internet oyunlarını kendilerinin uygun gördüğü zaman aralığında çocukları ile birlikte oynayarak onların gelişimlerine katkı sağlayabilirler.

Devamını oku

Köşe Yazıları

Her şeye rağmen

Yayınlanma tarihi

-

Bir şiir vardı ya hani…. “Kalbimizi dolduran duygular kalbimizde kaldı” Ah benim lise zamanlarında ki şiir dinletilerim, tiyatro gösterilerim. İnsanın en güzel anılarının bir fotoğrafı olmaz mı hiç? Neden olmaz en sevdiklerimizle en güzel günlerimizden neşeli kareler?

Bazen sohbete dalıp unutuyoruz fotoğraf çekmeyi ama bence dünyanın en güzel hatıraları fotoğraflarda saklı. Maziye dönüp bakınca yüzümüze tatlı bir tebessüm konuyorsa, dudağımızın yanında gülümseme çukuru oluyorsa (tıpkı şu anda bu satırları yazarken bende olduğu gibi 😊) güzel anılar biriktirmişsiniz demektir. 🙂

Her fotoğraf güzeli, neşeyi anımsatmıyor elbette. Bazen hüznü, bazen acı günleri bazen özlenen bir akrabayı…

Sizin hiç arkadaşınız öldü mü? Benim öldü. O günü hiç unutmuyorum… 1994 senesi aylardan Ekim günlerden Çarşamba. Ben 12 yaşındayım. Arkadaşımın adı Ümran… Beden dersindeyiz son saat, ama ders bitmiş soyunma odası yerine en üst kata aşık olduğumuz çocukları görebilme umuduyla çıkmışız. Elimi tutuyor Ümran ve bana söylediği sözü hiç unutmam “Sakın beni bırakma Berna” dedi bana. Bende ona sende sakın beni bırakma dedim… O akşam annesi aşık olduğu çocuğun halı saha maçını izlemeye giden Ümran’ı herkesin içinde dövmüş! Ve maalesef Ümran intihar etmiş! Ben bunu ertesi sabah öğrendim. O zaman teknolojik en medeni alet ev telefonlarıydı. Nereden haberimiz olacaktı sanki. Olayın tek mimarı başka bir arkadaşımın onu betonun üzerinde yatıyorken görmesi…

Sonra ben haftalarca kabuslar gördüm. Beni bırakma Berna diye sesleniyordu mezardan… Ümran’la hiç fotoğrafımız olmadı bizim. Okula ‘da yeni gelmişti. Göçüp gitti aramızdan yıllar yıllar geçti üzerinden… Yani ümran’ la bir fotoğrafım olsa hep o çarşamba günü gelirdi aklıma mutlaka ve bana söylediği o sözü… İnsanoğlu bir var bir yok.

Benim 28 aylık küçük bir kızım var. Benim yaş grubumda arkadaşlarımın çoğu anne ya da baba oldular. Zannediyorum ki hepimiz çocuklarımıza güzel anılar bırakmak isteriz.

Güzel fotoğraflar, anı defterleri, günlükler, video kayıtları ve daha nicesi… Eski zamanlarda fotoğraf albümleri çıkardı aile akşamları, saatlerce her birine tek tek bakardık. Şimdi her şey dijital. Ama benim fotoğraf arşivim var. Kötü anı içerenleri sildim, silmeye devam edeceğim. Güzel anılarla dolu olanları sakladım.

Sanırım dünya yeterince kötülüklerle ve kötülerle dolu. Bu nedenle ben hayatımda güzel, neşeli, mutlu, sevgi dolu, saygılı, huzurlu anılar biriktirmeye karar verdim ve seçtim bunların hepsini.

Peki ya siz kendi hayatınız için seçim yaptınız mı? Daha mutlu, daha sağlıklı, daha neşeli, daha eğlenceli, daha huzurlu olabilmeniz için neler mümkün?

Güzel dostlar biriktirin kendinize ve elbette güzel anılar…. Hepsi bu. Hayatın özü güzelliklerden geçiyor. Kötüler, kötülükler insanı yaralıyor ama geriye hep güzellikler, iyilikler kalıyor. Kimse kötü insanları anmıyor ama iyiler için ne “iyi” insandı deniliyor.

Az önce bir arkadaşımla yazışıyorduk. Ona yazdığımın aynısını size de yazmak istiyorum…

“M: Hayat güzel, her şeye rağmen.

B: Hayat güzel, onu kirleten insanlar. Keşke hep böyle güzel şeylere ağlasak. Hayatı neşeden işlemek gerekiyor. Toplaşıp dökmek lazım kahkahalarımızı ortalığa”

Ve siz pek değerli okuyucular, hep birlikte hayatınıza neşe katan insanlarla vakit geçirmeye ve hayatı neşeden işlemeye ne dersiniz?

Hadi hep birlikte şen kahkahalarımızı dökelim ortalığa. Bir tebessüm her şeyi değiştirmeye davet eder. O zaman hep birlikte sevdiklerimize gülümseyelim, dostlarımızla şarkılar söyleyelim, yağmurda dans edelim ve bol bol güzel anılar biriktirelim her şeye rağmen.

Sevgilerimle,

Devamını oku

Popüler Başlıklar