Takip Edin

Köşe Yazıları

Uyku

Yayınlanma tarihi

-

Uyku, erken çocukluk dönemindeki çocukların (1-6 yaş) hızlı büyülemeleri ve gelişmeleri için yaşamsal öneme sahiptir. Uyku, çocuğun normal büyüme ve gelişmesine, bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve duygusal gelişiminin sağlıklı bir şekilde gelişmesine katlı sağlar. Uykusuz kalan bir çocuk günlük yaşamsal aktivitelerini ve davranışlarını sağlıklı bir şekilde yürütemez.

Erken çocukluk döneminde, 1-3 yaş arasındaki çocukların yaklaşık 12-14 saat uyuması, 3-6 yaş arasındaki çocukların yaklaşık 11-13 saat uyuması gerekmektedir. 5 yaştan sonra gündüz uykuları bırakılır. Burada önemli olan yatma ve uyanma zamanlarının tutarlı olması ve düzenin bozulmamasıdır. Okul döneminde, 6-12 yaş arasındaki çocukların yaklaşık 10-11 saat uyuması gerekmektedir.

Genellikle ebeveynlerin sıkça şikâyet ettikleri konulardan birisi de uyku düzenidir. Çocukların uyumak istememesi, uykuya direnmeleri, ya da inatlaşmaları sıkça rastlanılan sorunlar arasındadır.

Çocukların yeterli uyku alabilmesi ve kolayca uyku sürecine girebilmesi için “düzen” çok önemlidir. Bununla birlikte, çocuğun yaşına göre kaç saat uyuması gerektiği belirlenip; buna göre uyku saatleri belirlenmelidir. Uyku saatleri belirlendikten sonra, uyku sürecine geçiş için birtakım alışkanlıklar belirlenmeli ve sadece okul zamanı değil her zaman bu süreç uygulanmalıdır.

Uyku sürecinde neler yapılmalı?

Öncelikle, eğer çocuk oyun oynuyorsa oyununun bitmesini beklemeliyiz çünkü oyunu bitmeden uykuya götürülen çocuk eğlenceli bir aktiviteden mahrum bırakıldığı için direnecektir. Bu nedenle, ilk önce çocuğun yaptığı herhangi bir aktiviteyi bitirmesi beklenmeli ya da bitirmesine yardımcı olunmalıdır. Bunu da sağlamak için, uyku saatinden 40 dakika öncesinde çocuğa yatma saatinin yaklaştığı haber verilmelidir. Burada önemli olan, ses tonunun sakin olması ve baskıcı bir tavrın olmamasıdır. Haber verilmesi ile birlikte, evdeki ses tonu ve ışık seviyesi yavaş yavaş azaltılıp çocuğa uyku vaktinin yaklaştığı uygulamalı olarak da gösterilmelidir.

Uykuya geçiş periyodunda, dişler fırçalanmalı, tuvalet ya da bez varsa bez ihtiyaçları giderilmelidir. Çocuğun, pijamalarını kendisinin giymesine izin verilmelidir ve sabırla onun bu işi başarması beklenmelidir.

Uykuya dalmadan önce, hikâye okunabilir, ninni söylenebilir ya da gün içerisinde yapılanlar anlatılabilir. Burada önemli olan iletişimin ve güvenin sağlanmasıdır. Hikâye okunacak ise hikâye sayısına sınır getirilmelidir. Aksi takdirde, çocuk her hikâyenin sonunda başka bir hikâye isteyip uykuya geçmeyi geciktirmek isteyecektir.

Bütün uyku alışkanlıkları tamamlandıktan sonra, çocuğa artık uykuya geçmenin vakti geldiğini ve artık konuşmanın bittiği söylenmeli ve ışıklar kapatılmalıdır. Bu noktada, çocuk iletişim ya da göz kontağı kurmayı isteyebilir ancak ebeveynin iletişime geçmemesi gerekir. Burada sus işareti yaparak uyuması gerektiği çocuğa belirtilebilir.

Işıklar kapandıktan sonra sabaha kadar ışıklar kapalı tutulmalıdır. Eğer sık sık ışıklar açılıp kapanırsa çocuğa çok fazla uyarıcı verilmiş olur. Bu da çocuğun uyuma evresine geçmesini zorlaştırır. Bu nedenle, ışıklar kapandıktan sonra açılmamalıdır.

Bu süreç ilk başlarda zorlu geçebilir; çocuk uyumak istemeyebilir, inatlaşabilir ve bunun sonucunda ağlayabilir. Önemli olan bu süreçte ebeveynin göstereceği sabır ve bu zorluğa karşı göstereceği güçlü duruşudur. Ebeveyn bu tutumu, bu süreci iyi yönetmesine yardımcı olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, bu uyku süreci sadece okul zamanı değil, tatilde ya da misafirlikte, ebeveynlerden biri ya da ikisi yokken dahi uygulanmalıdır.

Kaynaklar

Akgün-Kostak, M., Kocaaslan, E. N., Bilsel, A., & Mutlu, A., (2016). 3-6 yaş grubu çocukların uyku alışkanlıklarının belirlenmesi. HSP, 3(1), 123-132.

Mahoney, S., (2014). The 7 reasons your kid needs sleep. Parents Magazine.

Yıldırım-Sarı, H., (2012). Çocuklarda Uyku. Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, 28(1), 81-90.

Fotogtaf Kaynak: https://health.clevelandclinic.org/how-to-tell-if-your-child-is-getting-enough-sleep/

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Sonbahar Kafası

Yayınlanma tarihi

-

Kendimizi olmak istediğimiz gibi gösterme çabamız  bir gerçek. Gerçekten ölmeden olmak istediğin kişi , yapmak istediklerin , son sözlerin , kendine katmak istediğin erdemlerin … Bir insanda bırakacağın son anı , son söz , son dokunuş belki ya da sadece son bakış ve yanından geçiş.  Çoğu insan  yaşamı kadar gidişinin de görkemli olmasını istiyor fakat bunun için yaşamda nasıl aksiyon aldığın, ne  tepki verdiğin , nasıl düşündüğün önemli.

İstediğimiz kişi , kendimizin en iyi versiyonu olabilmek için belki de kurallar açıktır.

“Neyi  ne kadar  tolere ettiğimiz  insanların bize davranışını belirliyor. “

Yaşarken bunu ne kadar başarabiliyoruz. Bazen her şey  negatif olduğunda , önlenemez acılarla karşılaştığımızda  bunun sorumluluğunu ne kadar alabiliyoruz ? Şikayet etmek , isyan etmek ve pes edip negatiflik girdabında yüzmek mi, bizi bu duruma sokan şeyi yok saymak m  ya da durumu kabullenip evet kötü bir dönem geçiriyorum ama geçecek ve ben bunu en az hasarla atlatmaya çalışacağım mı olmalı mottomuz?

Yeryüzünde ” kişisel gelişin! sadece kendinize odaklanın! “diye bağıran kitapların gerçekten bize kalıcı fayda sağladığını düşünmüyorum . Şahsi fikrimde o kitapların çoğunun büsbütün bir gerçeklikle hayata geçirebilecek şeyler olmaması. Söylesenize babanız ölüyor ve bir kitap aynada kendine bakıp kendini sevdiğini söyle diyor. Aynaya  bakmak isteyen kim? Omg!  Ve ver elini psikolog. Bir kere psikoloğa gittim ve bana bu yoğun acın  6 ay dan uzun sürerse tekrar gelmemi söyledi. İşte aradığım netlik. Dürüstlük. Ve fayda. En azından  evet normal bir şey  yaşıyorum hissi. Zamanın ilaç olma hali. Hal böyleyken  geçmişe dair düşündüğümde de gerçekten insan düşüncesi ve onlarla baş etmeye dair önemli çıkarımlar alıp hayatıma yansıyan bir kitap var. “Ustalık Gerektiren  Kafaya Takmama Sanatı” okuduğum en gerçek ve insanın kötü şeyler yaşamasına naif bir saygıyla yaklaşan bir kitap. Sorumluluk al ,durumu kabullen ama İnan bana hayatta neleri kafaya takacağımıza biraz da biz karar veriyoruz diyor  , ve içlerinden birazda olsun eleme yapmamız gerektiğine vurgu yapıyor. Serpiştirdiği hikayeler hiçte yalnız olmadığımızı gösteriyor.

“ Büyük sorumluluklar büyük güç gerektiriyor “

Çok başarılı kişilerin verdiği kararlar yaptığı seçimler sonucu mutluluk pikini takip ediyoruz.  Esdeyişle ükselişler ve ardından belki de çöküşler. Metallica dan kovulan Dave Mustaine hikayesi gibi …

Gerçek hikayeler ve bilimle yontulan hikayeler de  hayat kadar gerçek. 

Çabalamak , ızdırap, hayır diyebilmek, sorumluluk ,seçimlerimiz ve daha bir çok konu hakkında yazmış Mark Manson.

Genelde kitap okuma eylemini real yollarla sevsemde (kitap kokusu ve dokunma ) bazen de sesli kitap uygulamasını kullanıyorum.

 Zamandan tasarruf edip ve keyifle dinlemeniz için size de öneriyorum. ( Storytel uygulama )

Ve işte ;

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

Devamını oku

Köşe Yazıları

HAYAT ERDEMLİ OLMAYI ÖĞRETMEZ BİZE, BİZ SEÇERİZ ERDEMLİ YAŞAMAYI.

Yayınlanma tarihi

-

Erdemli olmalı bir insan ilk önce…

Kim bilir daha kaç kez yenilip yanılıp yığılıvereceğiz olduğumuz yere. Kaç kez daha sevmemek için kendimize söz vereceğiz. Kaç kez daha inanmak isteyeceğiz. Kaç kez daha savrulup kirletilecek bedenlerimiz ruhlarımızdaki kanı temizlemek için kaç zaman bekleyeceğiz. Ardından kanayan yerlerin iyileşmesi için kaç kez kendimizi kendi içimizde infaz edeceğiz.

Ne zaman sevmeyenlere denk gelmekten kurtulacağız. Ne zaman yeter artık diyerek gözlerimize ve kalbimize hayali falçatayla çizikler atacağız. Bir kerede olsa iç sesimizin yanılmasını umut etmekten ne zaman vazgeçeceğiz.

Sevilmedik mi çoğu zaman? Biz az sevemedik dostlarım biz az sevmeyi öğrenemedik. Biz yüreğimizle, ellerimizle, gözlerimizle sevdik her daim hayatlarımıza dâhil ettiklerimizi. Ama sevdik de ne oldu? Ne dostu, ne sevdalısı bilmedi kıymetimizi. Seven insan ezilen insandır hayatta her daim. Seven insan acizdir. Seven insan kördür ilk önce. Öyle kördür ki hemde gerçekleri göremez sevdalı ise …

Şimdi kalkıp biri beni yeniden sevmeye, tekrardan güvenmeye ikna edemez. Duyduklarım, gördüklerim, yaşadıklarım bana fazlasıyla yetti. İnsan zor durumlarında tanıyor insanları… Ah dost dediklerimiz, hele sevdalandıklarımız! Anne olduktan sonra yaşadığımız onca zorluk peki? Kötülük, bencillik sarmış kalpleri. Liğme liğme olmuş güven duyduğumuz tüm duygular ve insanlar.

Erdemli yaşamalı bir insan. Ne olursa olsun vazgeçmemeli erdemlerinden. Onurlu olmalı bir insan onurunu hiçe sayıp adam kullanmaya, hırsızlık yapmaya, kalp kırmaya yeltenmemeli. Adil olmalı bir insan kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başka birine yapmamalı (En önemlisi bu olmalı hatta ).

İnsanların onurlarını zedeleyen insancıklarla dolu her yanımız. Sapıklar, hırsızlar, küfürbazlar, bağımlılar, yalancılar, kötü kalpliler ve nicesi… Onurunuzu hiçe sayan, onu ezmeye çalışan  birisi bırakın adam olmayı, erkek olmayı, kadın olmayı insan olmamıştır en önce.

Peki neden? Neden insanlar bunca kötü? Kompleks? Eğitimsizlik? Hoşgörüsüzlük? Bencillik? Eminim bir çok okur burayı okuyunca derin bir nefes alıp “İşte bu” benimde söylemek istediklerim tam olarak hatta daha fazlası “bu” diyor şu anda.

Kırıldık, ağladık, üzüldük, uykusuz kaldık kendimizi parçaladık, yalnız da kaldık ama gelin görün ki biz gizleyerek yaşamlarımızı nefes almadık hiç.  Kimsenin kalbini bizi kırmadıkça kırmadık. Kimseyi bizi üzmedikçe üzmedik. Kimseyi kullanmadık. Her zaman onurumuz hayatımız oldu bir an olsun erdemlerimizden vazgeçmedik. Acımızı da mutluluğumuzu da dilimizden çok gözlerimiz anlattı. Kimseye bir şeyler söyleme gereği duymadık kimi zaman, kimi zamanda hiç susmadık!

Bırakın özgür kalsın ruhlarınız. Biri size acımıyorsa sizde acımayın. Biri sizi özlemiyorsa sizde özlemeyin. Biri sizi aramıyorsa sizde aramayın. Biri sizi sevmiyorsa sizde sevmeyin. Biri onurunuzu kırıyorsa sizi üzüyorsa o kişiyi affetmeyin. Çünkü sizden değerli , kendinizden değerli kimse yok şu hayatta. Elbette anne olanlar hayır kendimden önce evlatlarım var diyecekler biliyorum. Bende anneyim ama ben iyi olursam , ben mutlu olursam bende çocuğuma iyilik ve mutluluklar katabilirim. Çünkü bir çocuğun gelişimini tamamlama evresinde rol modeli genellikle annelerdir. Bu nedenle siz gülerseniz gülmeyi öğrenirler, siz severseniz sevmeyi öğrenirler, siz onları dinlerseniz onlarda sizi dinlemeyi öğrenirler.

Kendinizi daha çok sevdiğiniz, daha çok güldüğünüz, hava durumunun tadını çıkarttığınız günleriniz olsun.

Yazmak kişileri ve beni ölümsüzleştirir. Kalbimdeki zehri ise akıtmanın en uysal halidir.

Hoşça, dürüstçe, erdemli ve sevgiyle kalın.

Devamını oku

Köşe Yazıları

Sev ve İlgilen benimle

Yayınlanma tarihi

-

Aslında yazdığımız her şeyin altında gizli iki kelime yatıyor…

Sev ve ilgilen benimle

Sadece yazdıklarımız mı dersiniz? Bazen bir dosta sarılırken bile bize sarılmasını istediğimiz için değil midir?

Çok sevdiğimiz insanlar vardır elbette bazen seve seve bitiremeyiz içimizde büyüyen duyguyu. Ancak öyle zamanlar vardır ki sev beni deme şeklimizdir her biri. Sosyal ağ da bir mesajda hatta paylaştığımız fotoğraflarda bile sev beni diyoruz kalpten bilinçaltına iletilen sinyallerde.

Sev beni evren, sev beni arkadaşım, sev beni sevgilim, sev beni annem babam, sev beni kedim köpeğim.

O kadar açız ki toplum olarak sevgilerimizi paylaşmaya göstermeye, almaya vermeye. O kadar korkar olmuşuz ki sevmekten sever gibi olduğumuzda ilk tepki geri adım atmak olmuş. Sevenle sevmeyeni de ayıramamış olmuşuz. Herkes birbirini kullanmak derdine girmiş. Herkes birbirini nasıl kandırırımın ayrıntılarına inmiş ve herkes sevmeyi unutmuş.

Kadınlar çıkar evlilikleri peşinde koşarken gerçekten seven kadınları harcamışlar. Erkekler kırıklıklarıyla başkalarını kırmayı çabalamış. Sevmeyi ve güvenmeyi unutmuşuz.

Güvenmek nedir diye sorsam yabancı bir kelime söylemiş gibi bakışlarla karşılaşıyorum. Tamam, elbette bizi hayal kırıklığına uğratan bizi kıran dolu insan tanıdık tanımasına da bu kadar yabancılık bu kadar korkaklık niye? Acılarda geçer kırgınlıklarda diner yaralar da kapanır… Yeniden sevebilir, yeniden güvenebiliriz.

Bazı insanlar tanıyorum dünyaya kendilerini kapatmışlar, hayatın hiçbir alanından zevk almıyor ve neredeyse nefes bile almadan yaşıyorlar.

Hava kapattığında söyleniriz. Oysa yağmurun başka bir havası başka bir tadı var. Rüzgârı hissedebiliyor olmaya şükretmek gerek. Güneşin sıcaklığıyla ısınmaya lanet okumamak gerek. Yani hepimizin çok sevdiği bir mevsim vardır elbet; fakat her mevsimin sevilecek bir noktası var. Sevmeyi unutmayanlar anlarlar bunu. Onlar hissederler onlar duyarlar rüzgârın ve yağmurun melodisini.

Uzun lafın kısası hayatın hangi noktasına küfür ederken bulursanız bulun kendinizi aslında tek yaptığımız evrene şu mesajı yollarız: “Sev ve ilgilen benimle.” Çünkü hepimiz ilgilenilmek ve sevilmek isteriz.

O yüzden ne yazarsak yazalım, ne söylersek söyleyelim, şarkılara eşlik edelim, maç izlerken strese girelim her yaptığımız eylemin içinde sadece sevgi vardır. Göstermek istemeyiz ya da kaçarız, ama bir filmde, bir gülücükte, minik bir göyaşında bile sev ve ilgilen benimle deriz.

Hayatın her anında ve alanında, sonsuz bilinç ışığında sev ve ilgilen benimle evren!

Devamını oku

Popüler Başlıklar