Takip Edin

SAĞLIK

Yalnızlık Depresyon Nedeniniz Olmasın!

Yayınlanma tarihi

-

Günümüzde birçok insan kendine uygun birini bulamamaktan, yalnız olmaktan şikayet edip kendini savunmasız, mutsuz hissediyor ve bu durum kişiyi depresyona sürükleyebiliyor. Bize yalnız hissettirenin aslında kendi iç sesimiz olduğunu söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psikolog Barış Yılmaz, “Yalnızlık depresyonuna girmemek için kendinizle barış imzalamalısınız” diyor.

İlk çağlardan itibaren hep koloniler halinde yaşayan insanlar, problemlerini çözmekte tek başlarına yeterli olamamışlar. Belki de bu nedenle avcılık ve toplayıcılık döneminden beri insanoğlunun korktuğu ve çekindiği en kötü his yalnızlık… “Yalnızlaştırma” ise insanın kendini en savunmasız hissettiği anların başında geliyor. Bu hissi kendi içinde yaşamanın bile kişiyi depresyona soktuğunu hatırlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psikolog Barış Yılmaz, “Düşünsenize tek başınasınız, yalnızsınız hiçbiri ne demek istediğinizi anlamıyor ya da anlayamıyor. Bu da galiba en çok insana özel günlerinde hissettiriliyor ya da insan öyle hissediyor. Akabinde gelen çaresizlik hissi ise hafif orta ya da ileri derecede depresyona neden olabiliyor” diyor.

İç sesinizle konuşmayı unutmayın

Yalnızlığın soyut bir kavram olduğunu ve bu kavramı bize hissettirenin ise kendi iç sesimiz olduğunun altını çizen Psk. Yılmaz, yalnızlık depresyonuna girmemek için iç sesimiz ile konuşmamız gerektiğini söylüyor. Günümüze birçok kişinin kalabalıklar içinde bile kendini yalnız hissettiğini anlatan Psk. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Aslında böyle hissetmenize neden olan kendi iç sesimiz, bizi tekrar ayağa kaldıracak olan da yine iç sesimizdir. Çünkü kişi bu dönemde sadece etrafa değil en çok da kendisine küser. O halde tekrardan ayağa kalkmamızı sağlayacak şey de kendimiz ile sonsuz bir barış imzalamak olacaktır.”

Kendinizi suçlamayı bırakın

Birçoğumuzun “Neden bütün kadınlar benden uzaklaşıyor ya da neden bütün erkekler benden uzaklaşıyor?” sorularının cevabını ararken kimi zaman kendimizi sonsuz ve uçsuz bucaksız bir mağaranın dibine atıp prangalara vurabildiğini anlatan Psk. Yılmaz, “Aslında hiç kimsenin sizden uzaklaştığı ya da kaçtığı yok. Belki de kafanıza göre ya da kafanızdaki kişi değiller. O kişiyle biraz vakit geçirdiğinizde devamı olmayacağını anlayıp reddetmiş olabilirsiniz. Kendinizi “Hep benim yüzümden” diye suçlamanız da kendine yaptığın en büyük haksızlık. Günümüzde insanlar başkalarına çok bağışlayıcı ve merhametli olurken kendilerine çok fazla haksızlık yapıyor” diyor.

Yalnızlık gerçekten en güzel şey mi?

Psikolog Barış Yılmaz, insanın daima diğeriyle iletişim kurmak isteyen bir varlık olduğunu hatırlatarak “Yalnızlık en güzel şeydir” diyerek kendini avutmanın bir düşünce yanlışı olduğu görüşünü paylaşıyor. Psk. Yılmaz, şöyle devam ediyor: “Yalnız kaldığınız zaman ya da böyle hissettiğiniz zamanlarda yapmanız gereken şeylerden biri soru sormaktır. Ama size gerekli ve istediğiniz cevabı doğru ve yerinde bir soru verebilir. Örneğin yalnız kalmak ve hiçbir şey yapmamak bana ne hissettiriyor? Eğer dışarıda arkadaşlarım ile olsaydım mutlu olabilir miydim? Birinin şimdi bu saatte yanımda olması kendi kendime veremediğimden daha fazlası olarak ne verebilirdi? Bu basit 3 soru ile gerçekten yalnız kalıp kalmak istemediğinizi ve sonucundaki memnuniyet durumunuzu anlayabilirsiniz. Ama en önemlisi etrafınızdaki insanların kıymetini ve bilhassa kendi kıymetinizi bilirseniz hayatınız daha da güzelleşecektir.”

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

‘Koronavirüs hamilelik sırasında bebeğe bulaşmıyor’

Yayınlanma tarihi

-

Dinçer AKBİR- Alişan KOYUNCU/İZMİT (Kocaeli), (DHA)- KOCAELİ’de bir hastanede görevli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yıldız Ayhan Tunçay, koronavirüsle ilgili genel kuralların hamileler için de geçerli olduğunu belirterek, “Bugüne kadar gebelik sırasında Kovid-19’a yakalananlarda anne karnında hastalığın bebeğe geçtiği henüz saptanmamıştır” dedi.
VM Medikal Park Kocaeli Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Yıldız Ayhan Tunçay, anne adaylarının koronavirüs semptomlarını göstermeleri durumunda hastaneye başvurmaları gerektiğini söyledi. Anne adaylarının kendilerini korumak için sosyal izolasyona önem vermesi gerektiğini belirten Dr. Tunçay, “Çin’in Vuhan kentinden çıkan Kovid-19 enfeksiyonu tüm dünyaya yayılarak pandemi haline geldi. Türkiye’de de hastalarımız var. Bu hastalık ile ilgili genel kurallar gebeler için de geçerli. Seyahatler yasak, eve ziyaretçi kabulü yasaktır. Temaslı kişilerden uzak durmaya, kalabalık yerlerde bulunmamaya özellikle dikkat etmeliler. Eğer hasta kişiyle şüpheli bir temas olursa ve semptom da yoksa evde 14 gün kendilerini izole etmelidirler. Bu izolasyon sırasında kendisine bir oda ayrılmalı ve kişisel eşyalarını evdeki diğer kişilerden ayırmalıdır. Havlular, tabaklar veya yemek yediği çatal, bıçaklar gibi şeylerin tamamı ayrılmalıdır. Evdeki diğer kişilerle temasının olmamasına özellikle dikkat edilmelidir” dedi. 
‘GEBELERDE TÜM ENFEKSİYONLAR ÇOK DAHA AĞIR SEYREDER’
Hamile kadınların tüm enfeksiyon hastalıklarını hamile olmayanlara göre daha ağır geçirdiğini söyleyen Dr. Tunçay, “Gebelerde ateş, öksürük, halsizlik gibi bir belirti görülmesi halinde hastaneye başvurmaları gerekir. Hastanede yapılan testlerde gerekli görülürse hastanede yatırılabilirler. Gebelerde enfeksiyon tedavisi aynı gebe olmayanlar gibi yapılır. Biz gebelerde tüm enfeksiyonların gebe olmayanlara kıyasla çok daha ağır seyrettiğini ve daha ilerleyici olduğunu biliyoruz. Bu nedenle enfeksiyon tedavisi çok daha önem kazanmaktadır. Eğer enfeksiyon ilerlerse, gerekirse yoğun bakıma alınır ve entübe edilebilir. Yani solunum cihazına bağlanabilir. Bugüne kadar gebelik sırasında covid-19’a yakalananlarda anne karnında hastalığın bebeğe geçtiği henüz saptanmamıştır” diye konuştu. 
‘DOĞUMDAN SONRA BEBEĞİN HASTA OLMADIĞI TESPİT EDİLMİŞTİR’
Dr. Tunçay dünya genelinde yapılan çalışmalarda bebeklere anne karnında virüs bulaşmadığının tespit edildiğini açıklayarak, şöyle konuştu: 
“Bu şekilde olan vakaların çok az olması, dolayısıyla bilgilerimiz çok sınırlı olmakla birlikte, genellikle bebekler doğduktan sonra yapılan çalışmalarda bebeğin virüs almadığı, hasta olmadığı tespit edilmiştir. Bazı çalışmalarda ise, doğumdan sonra çıkarılan plasenta ve kordonda da virüs tespit edilmemiştir. Bu da bizim açımızdan tabii ki sevindirici bir yöndür. Tedavide kullanılan ilaçların da bebeğe bir etkisi yoktur. Gebe olmayanlar ile aynı ilaç tedavisi uygulanmaktadır.”
‘EMZİRME KONUSUNDA SÜTTE VİRÜS SAPTANMAMIŞTIR’
Çin’de yapılan çalışmaların gebelik sırasında koronavirüse yakalananların takibinde önemli yer tuttuğunu ifade eden Dr. Tunçay, “İlk zamanlardan bu yana en fazla vaka Çin’de görüldü. Dolayısıyla orada enfeksiyon kapan 9 gebe ile yapılan çalışmalarda bu bilgileri elde etmişler. Bunun yayınlanması ile biz de bilgi sahibi olduk. Biz de onların tespit ettiği yöntemler ile gebeleri takip etmekteyiz. Doğum sonrasında emzirme konusunda ise yine sütte de virüs saptanmamıştır. Bu sebeple annelerin bebeklerini emzirmeleri tavsiye edilmektedir. Tabii ki maske kullanılmalı ve hijyene dikkat edilmelidir. Eğer pompa kullanılıyorsa pompaların da izolasyonuna özellikle dikkat edilmelidir” dedi. 
‘GENEL DEĞİL LOKAL ANESTEZİ YAPILMALI’
Koronavirüse yakalanan hamilelerin doğum yapması esnasında birçok disiplinden doktorun doğumu takip etmesi gerektiğini belirten Dr. Tunçay, şu açıklamada bulundu: 
“Gebelik esnasında enfeksiyon kapan 9 vakadan 2 tanesinden birinin suyunun erken geldiği, birinin de bebek sıkıntıya girdiği için doğumun erken gerçekleştiği görülmüştür. Yani prematüre doğum ve bebeğin sıkıntıya girmesi gibi problemler görülmüştür. Ancak bunların enfeksiyona mı bağlı olduğu veya başka bir faktörden dolayı mı olduğu konusunda henüz bir ayrım yapılmadı. Fakat diğer enfeksiyonlarda gördüğümüz gibi erken doğum ve fetel sıkıntı dediğimiz bebeğin sıkıntıya girmesi söz konusu olabilir. Bu durumda doğum eyleminin çok uzun sürmemesi tavsiye edilmektedir. Tam teşekküllü bir hastanede sıkı monitörize edilerek enfeksiyon hastalıkları, dahiliye uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı ve anestezi uzmanı eşliğinde sıkı bir şekilde multidisipliner bir takip yapılmalıdır. Eğer doğum eylemi uzun sürerse, bebek sıkıntıya girerse ya da başka bir durum yaşanırsa sezaryenden de kaçınılmamalıdır. Ancak genel anestezi yerine daha çok lokal anestezi tavsiye etmekteyiz.”

FOTOĞRAFLI 

Devamını oku

SAĞLIK

“Bebeğinizin zeka gelişimi gebelikteki tiroide bağlı”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA) –Gebelerde tiroid hormonlarının yetersizliğinin, bebeğin özellikle zeka ve sinir sistemi gelişiminde geri dönüşü mümkün olmayan hasarlara yol açabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Mahmut Muzaffer İlhan,”Hipotiroidinin diğer önemli etkileri arasında düşük riski, düşük doğum ağırlığı, erken doğum, gebelik zehirlenmesi ve kansızlık sayılabilir” dedi.

Çamlıca Medipol Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümünden Doç. Dr. Mahmut Muzaffer İlhan, gebelikte tiroid hormonlarının bebeğin gelişiminde büyük rol oynadığını belirterek anne adaylarını uyardı. Doç. Dr. İlhan, tiroidin boynumuzun orta alt kısmında yer alan kelebek şeklinde bir bez olduğuna değinerek “Tiroid bezi tiroid hormonları salgılayarak hücrelerin şeker yakması, yağ depolaması gibi enerji dengesini yani metabolizmasını ayarlar, hücrelerin büyüme, gelişme, çoğalmasını düzenler” ifadelerini kullandı.

İLK AYLAR OLDUKÇA ÖNEMLİ

Bebeklerin anne karnındayken tiroid hormonu ihtiyacını anneden temin ettiğine işaret eden Doç. Dr. İlhan, şöyle devam etti: “Gebeliğin 12’nci haftasına kadar bebek, annenin tiroid hormonlarına muhtaçtır. Bebeğin tiroid hormon üretiminin iyi seviyelere ulaşması 20’nci haftayı bulabilir. Tiroid hormonları anne karnındaki bebeğin düzgün bir şekilde büyümesi, organ gelişiminin tamamlanması, gebeliğin sağlıklı şekilde sürdürülmesi için mutlak ihtiyaçtır ve bu sebeplerden dolayı gebeliğin ilk dönemlerinde daha büyük önem taşır. Anne kanında tiroid hormon seviyelerinin uygunsuz olması ileride geri dönüşü mümkün olmayan gelişim kusurlarına yol açabilir. Gebede oluşabilecek tiroid hormon bozuklukları tiroidin az çalışması (hipotiroidi) ve tiroidin aşırı çalışması (hipertiroidi) şeklinde sınıflandırılabilir.”

HAŞİMATO HASTALIĞINA DİKKAT

Doç. Dr. İlhan, gebelikte hipotiroidinin yeni ortaya çıkabileceğini ifade ederek, şu bilgileri verdi: Ayrıca gebelik öncesi var olan hastalığın yetersiz tedavisiyle hipotiroidi kendini gösterebilir. Gebelikte tiroid yetmezliğinin en sık sebebi haşimato hastalığıdır. Gebede hipotiroidinin diğer önemli bir sebebi gebelik öncesi alınan tiroid ilacının dozunun düzgün olmamasıdır. Tiroid ilaç dozunun bozukluğu kendisini tiroid hormon yetersizliği ile gösterir. Tiroid hormonları büyüme ve gelişme açısından hayati öneme sahip olduğu için annede ileri yetersizliği, bebeğin özellikle zeka ve sinir sistemi gelişiminde geri dönüşü mümkün olmayan hasarlara yol açabilir. Hipotiroidinin diğer önemli etkileri arasında artmış düşük riski, düşük doğum ağırlığı, erken doğum, gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), doğum sonrası aşırı kanama ve kansızlık sayılabilir. Bununla beraber bütün bu olumsuz etkiler tiroid hormon dozunun yeterli ve gebelik haftasına uygun bir şekilde ayarlanmasıyla önlenebilmektedir. Bunun için gebelikte tiroid bozuklukları olan bir hastanın endokrinoloji uzmanına başvurması ve tiroid hormonlarının yakın olarak izlenmesi önem taşımaktadır.

ORGAN GELİŞİMİNİ DE ETKİLİYOR

Zehirli guatr yani Graves hastalığının gebelikte tiroidin fazla çalışmasının en sık sebebini oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. İlhan, şu değerlendirmede bulundu: Kullanılan tiroid ilacının dozunun fazla yüksek olması da hipertiroidi belirtilerine sebep olup anne ve bebeğe olumsuz etkilerde bulunabilir. Gebeliğin özellikle ilk haftalarında tiroid seviyelerini etkileyebilecek diğer önemli bir faktör plasentadan salgılanan Beta-HCG hormonudur. Gebelik teşhisinde de kullanılan bu hormon bazı gebelerde TSH isimli tiroid hormonuna benzer aktivite göstererek tiroid bezinin bir miktar hızlanmasına sebep olabilir. Bazı gebelerde aşırı bulantı kusmayla ilişkili olabilse de gestasyonel hipertiroidi denilen bu durum sıklıkla zararsızdır ve gebeliğin ilerleyen haftalarında kendiliğinden düzelir. Tiroidin az çalışmasının olduğu gibi, fazla çalışmasının da gebelik ve bebek üzerinde birçok olumsuz etkileri vardır. Annenin erken doğuma girmesi, gebelik zehirlenmesi geçirmesi ve aşırı şiddetli tiroid hormon fazlalığı durumunda tiroid krizi geçirmesi hayati risklerin önde gelenleridir. Bebeğin düşük ağırlıklı doğması, özellikle doğum sonrası dönemde bebekte çarpıntı gibi zehirli guatr bulguları gelişebilmesi ve bebekte organ gelişim kusurları anne karnındaki bebekte gelişebilecek en önemli problemlerdir.

TAKVİYE İLAÇLARINI DİKKATLİ KULLANIN

Doç. Dr. İlhan, gebelikte tiroid riskleri için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: Gebelikte tiroid hastalıklarının doğurabileceği ağır sonuçlar tiroid hormon seviyelerinin gebelik haftasına göre hedeflenen aralıkta tutulmasıyla kolayca önlenebilir niteliktedir. Gebelik öncesi tiroid hormonunu dışarıdan alan bazı hastalarda gebelikte tiroid ilaç dozunu yüzde 20-25 arttırmak gerekebilmektedir. Eğer hasta tiroid ilacı almıyorsa gebeliğe uygun tiroid hormon düzeyinin yakalanması için tiroidin çalışma durumuna göre uygun ilaç tedavileri başlanabilir. Bu ilaç tedavilerinin dozunun uygun olup olmadığı özellikle 20’nci haftaya kadar daha sık olmak üzere periyodik takiplerle izlenir. Gebede yeterli tiroid hormon üretimi ve bebeğin tiroid gelişimi için en önemli konulardan biri gebenin yeterli iyot takviyesi almasıdır. Gebelikte çeşitli amaçlarla demir ve kalsiyum takviyeleri çok sık kullanılmaktadır. Burada bilinmesi gereken nokta demir ve kalsiyum gibi takviyelerin tiroid hormon ilaçlarının bağırsaktan emilimini bozabildiğidir. Bu sebeple tiroid hormonu alan gebeler tiroid ilacından en az 4 saat sonra demir veya kalsiyum ilaçlarını almalıdır”

Devamını oku

SAĞLIK

‘Hayvandan insana, insandan hayvana koronavirüs geçmez’

Yayınlanma tarihi

-

Yavuz YILMAZ/İNEGÖL (Bursa), (DHA) – BURSA’da veteriner hekim Osman Çağlar Ortanca, “Köpekten köpeğe, kediden kediye geçen koronavirüs, insana geçmez. İnsanlardan koronavirüs de hayvanlara geçmez. Koronavirüsü olan insan, köpeği sevdiğinde bizler de o köpeğe temas edersek bu şekilde virüse maruz kalabiliriz” dedi. 
Dünyaya yayılan koronavirüsün Türkiye’de de görülmesinin ardından bazı evcil hayvan sahipleri, virüs bulaşmasından kendisi ve köpeği ya da kedisi için endişelenerek, sokağa veya barınağa bırakmaya başladı. Bursa’da görev yapan veteriner hekim Osman Çağlar Ortanca, hayvandan insana ya da insandan hayvana koronavirüs buluşması endişesinin doğru olmadığını belirterek, “İnsanlardan hayvanlara, hayvanlardan insanlara geçen hastalıklara bizler ‘zoonoz’ hastalıklar diyoruz. Covid-19, zoonoz bir hastalık değildir. Her hayvanda korona hastalıkları olabilir. Ancak bu, insanlara geçebilen değil sadece kendi türleri arasında geçebilen hastalıklardır. Köpekten köpeğe, kediden kediye geçen koronavirüs, insana geçmez. İnsanlardaki koronavirüs de hayvanlara geçmez. Koronavirüsü olan insan, köpeği sevdiğinde bizler de o köpeğe temas edersek bu şekilde virüse maruz kalabiliriz” diye konuştu. 
‘BU DÖNEMDE HAYVANLARINIZI KİMSE SEVMESİN’
“‘Taşıyıcı’ demek doğru değil, ‘Etkileşim sayesinde bulaştırma’ diyebiliriz” hatırlatmasında bulunan veteriner Ortanca, şöyle devam etti:
“Masaya dokunduğunuzda da bulaşabilir. Bizim öncelikle dikkat etmemiz gereken şey, kendi sağlığımız. Buna dikkat ederek kendimizi koronavirüsten korumalıyız. İnsan sağlığı ne kadar önemliyse hayvan sağlığı da önemlidir. Hayvanların sağlığı bizlerin sağlığı için önemlidir. Şu an dışarı çıkmamamız gerekiyor ama tabi sokaklardaki can dostlarımızı da unutmamamız gerekiyor. Evcil hayvanlarınızı da şu dönemde kimse sevmesin.” 

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar

esenler escort taksim escort fındıkzade escort şile escort anadolu yakası escort bağcılar escort beyoğlu escort küçükçekmece escort sultanbeyli escort sultanbeyli escort sultangazi escort güneşli escort kayaşehir escort ataşehir escort kartal escort