Takip Edin

SAĞLIK

‘Yılda 23 bin kadına meme kanseri teşhisi konuyor’

Yayınlanma tarihi

-

Olgay GÜLER/EDİRNE, (DHA) – MEME Kanseri Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında Edirne’de Atatürk Anıtı önü meme kanseriyle mücadelenin simgesi haline gelen devasa pembe kurdeleyle donatıldı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, “Türkiye’de senede 23 bin yeni meme kanseri tanısı konmakta. Bunun bir başka tercümesi de her 8-10 kadından biri hayat boyu meme kanseri riski taşımakta” dedi.
Edirne İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, farkındalık yaratması amacıyla çeşitli etkinliklerin planlandığı programın açılışı kent merkezinde bulunan Atatürk Anıtı önünde gerçekleştirildi. Meme Kanseri Farkındalık Ayı programı açılışında, erken teşhis için taramanın önemine değinilirken vatandaşlara da bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Etkinliğe Edirne Valisi Ekrem Canalp, Belediye Başkanı Recep Gürkan, İl Sağlık Müdürü Ali Cengiz Kalkan, çok sayıda sağlık personeli ve vatandaş katıldı. Atatürk Anıtı önüne meme kanseriyle mücadelenin simgesi haline gelen devasa pembe kurdele konuldu.
Edirne İl Sağlık Müdürü Ali Cengiz Kalkan, Türkiye’de kansere yakalanan her 4 kadından birinin meme kanseri olduğunu belirterek, “Fazla kilolu, obez olmak, yeterli fizik aktivite yapmamak, yani hareketsiz bir yaşam sürmek meme kanserinde yaşam şekliyle ilgili değiştirilebilecek risk faktörleri arasındadır. Meme kanserini olabildiğince erken yakalamak, tedavi şansımızı arttırmaktadır. Erken teşhiste en önemli faktör, hepinizin de kabul edeceği üzere bu konuda bilinçlenmedir. İşte tam da burada KETEM merkezlerimiz ve burada yapılan tarama testleri, mamografi ve tabii ki Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanlığı’nın vatandaşlarının sağlıklarına verdiği önem ve değer ortaya çıkmaktadır” dedi. 
‘YILDA 23 BİN MEME KANSERİ TANISI KONUYOR
Programda konuşan Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, Türkiye’de senede 23 bin yeni meme kanseri teşhisi konduğunu belirtip, tarama yaptırmanın önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Çiçin, “Türkiye’de senede 23 bin yeni meme kanseri tanısı konmakta. Bunun bir başka tercümesi de her 8-10 kadından biri hayat boyu meme kanseri riski taşımakta. Meme kanserinin risk faktörlerini dikkate alarak sıklığını azaltmak mümkün olmakla birlikte, en etkin mücadele yöntemimiz taramadır. Bu konuda Edirneliler’in, vatandaşlarımızın tarama programlarına uyması son derece önemli. KETEM merkezlerimiz ve üniversitemiz bu konuda yakın iş birliği içinde ve bu konuda da oldukça etkin programlar uygulayabilmektedir. Tüm Edirneliler’in, vatandaşlarımızın tarama programlarına uymaları konusunda tekrar uyarıyorum” dedi.

FOTOĞRAFLI

 

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

“Diyabet bulaşıcı değildir”

Yayınlanma tarihi

-

İSTANBUL, (DHA) – BAĞCILAR Belediyesi tarafından 14 Kasım Dünya Diyabet Günü sebebiyle düzenlenen seminerde velilere diyabet, belirtileri ve korunma yolları konusunda bilgilendirildi.Çocuklarda görülen tip 1 diyabetine dikkat çeken Diyetisyen Sümeyye Aymaz, “Diyabet kesinlikle bulaşıcı değil. Çevrenizde tip 1 diyabetli arkadaşınız varsa ona yardımcı olun. Çocuğunuzun diyabetli arkadaşı varsa ondan uzak tutmayın. Onlara hasta değil diyabetli olarak hitap edin” dedi.

 

Diyabet farkındalığını arttırmak amacıyla 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla Bağcılar Belediyesi ile Bağcılar İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle bir seminer düzenledi. Fatih İlkokulu’nda gerçekleşen ve İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Diyetisyen Sümeyye Aymaz’ın sunum yaptığı programa veliler katıldı. Aymaz, diyabet, şekerin vücuttaki rolü ve insülinin etkisi, diyabet tipleri, diyabetin belirtileri, risk grupları, beslenme, egzersiz, diyabetin tanısı, diyabetin ortaya çıkarttığı sağlık sorunları ve diyabetli hastalarının yaşam kalitesi gibi konularda önemli bilgiler verdi.

TÜRKİYE’DE 7 MİLYON’DAN FAZLA DİYABETLİ BULUNUYOR

2015 yılı Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 7 milyon 112 bin diyabetli olduğunu belirten Aymaz, “Bu sayının 6 milyon 95 bin 579’u Tip 2 diyabetli, 1 milyon 17 bin 43’ü ise Tip 1 diyabetli. Çocuklardaki diyabetin yüzde 95’inden fazlası tip 1 diyabettir. Tip 1 diyabette sorun insülin yapımındaki yetersizliktir. Çocuklarda diyabetin nedenlerine baktığımızda; genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin mikropmuş gibi vücudumuzdaki hücrelerle savaşması, enfeksiyon hastalıkları ve çevresel etmenler karşımıza çıkıyor” dedi.

“ONLARA HASTA OLARAK DEĞİL DİYABETLİ OLARAK HİTAP EDİN”

Çocuklarını diyabetli çocuklardan uzak tutmamaları konusunda aileleri uyaran Aymaz, şunları söyledi: “Diyabet kesinlikle bulaşıcı değil. Çevrenizde Tip 1 diyabetli arkadaşınız varsa; kendisini gizlemeden kan şekeri ölçmesine, insülin iğnesi yapmasına, yaşamını sizlerle dolu dolu yaşamasına yardımcı olun. Çocuğunuzun diyabetli arkadaşı varsa ondan uzak tutmayın. Onlara hasta değil diyabetli olarak hitap edin. Diyabetli çocuklar uygun tedaviyle normal bir yaşam sürebilirler. Yaşıtlarıyla aynı etkinlikleri yapabilirler. Spordan uzak durmak zorunda değiller. Beslenmelerini düzenleyerek bu tarz fiziksel aktivitelere katılabilirler. Diyabetle barışık yaşamak bizim elimizde olan bir durum.”

Devamını oku

SAĞLIK

Her yıl yüzlerce ‘Leo bebeği’ kurtarıyorlar

Yayınlanma tarihi

-

Özlem YURTÇU KARABULUT- Feridun AÇIKGÖZ/İSTANBUL, (DHA)- AĞUSTOS ayında doğuştan kalp hastası İzmirli Leo bebeğin ambulans uçakla getirilerek ameliyat edildiği Koşuyolu Kalp Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi, aslında her yıl yüzlerce Leo bebeği sağlığına kavuşturuyor. Türkiye’nin her yerinden en zor vakaların sevk edildiği hastanenin pediatrik kalp cerrahi ekibi 2012 yılında iki kişiyle başladıkları çocuk kalp cerrahisi macerasında bugün 7 cerrah, 5 anestezi uzmanı, iki yan dal asistanının yanı sıra, yoğun bakım ve serviste toplam 32 hemşiresiyle kocaman bir ekip oldu. Koşuyolu Pediatrik Kalp Cerrahisi ekibi her yıl yaklaşık 400 bebeğe açık kalp ameliyatı yaparak, minikleri sağlığına kavuşturuyor.
KÜÇÜCÜK BİR KALPLE UĞRAŞMAK KOLAY DEĞİL
Koşuyolu Kalp Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi Pediatrik Kalp Cerrahisi Klinik Şefi Prof. Dr. Hakan Ceyran, 2012 yılından bu yana 4 binden fazla bebeği ameliyat ettiklerini anlattı. Prof. Dr. Ceyran, “Kliniğimiz, çocuk kalp cerrahisi yan dal ihtisası veren ilk merkez. Türkiye’deki en kompleks vakalar, yenidoğan döneminden erişkin yaştaki doğumsal kalp hastalarına dek, kliniğimizde ameliyat ediliyor. Türkiye’nin dört bir tarafından hastalar bize gönderiliyor. Bizim vakalarımızın aslında kolayı yok. Küçücük bir kalp ile uğraşmak gerçekten kolay değil. Şunu da vurgulamak isterim, ameliyathanede anestezi uzmanı, kalbi durdurduğumuzda bebeği yaşatan kalp akciğer makinesini idare eden perfüzyonist arkadaşlarımız, yoğun bakıma hastayı kabul ettiğimizde onu hayatta tutmak için tüm bakımlarını dikkatli bir şekilde yapan hemşire arkadaşlarımız, gece gündüz nöbet tutan bu ekibimizin her birinin o bebeğin sağlıklı yaşamasında en az biz cerrahlar kadar katkısı var” dedi.
‘ÇOK İYİ BİR 112 SİSTEMİMİZ VAR’
Çocuk Kalp Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Can Hatemi ise doğumsal kalp hastası bebeklerin sağlığına kavuşmasında, dünyada çok az örneği olan bir sisteme sahip olduklarını belirterek, “Türkiye’de çok çok iyi bir sistem var. Ülkenin herhangi bir yerinde doğmuş olan kalp hastası bir bebek varsa, yeni doğmuş olabilir, birkaç gündür o merkezde takip ediliyor olabilir, 112 Acil bu ameliyatları yapabilecek merkezlere danışıyor. O hasta Türkiye’nin hangi köşesinde, ne olursa olsun, uçak ambulanslar kalkıyor ve vakayı kabul eden merkeze bebek teslim ediliyor. Bu gerçekten dünyada örneği az bulunan bir sistem” dedi.
En hızlı müdahale edilmesi gereken bebeklerin, ‘büyük arter transpozisyonu’ denilen damar tersliği ile doğan bebekler olduğunu belirten Prof. Dr. Hatemi, “Hipoplastik sol kalp sendromu dediğimiz en ağır hastalıklarından bir tanesi bu. Doğumsal olarak kalpten çıkan büyük damarlardaki darlıklar, gelişme kusurları veya küçük yaştaki akciğerden kalbe dönüş problemleri, bunlar en sıklıkla küçük yaşta müdahale edilmesi gereken bebekler” dedi.
İYİLEŞİP GELİP SARILDIKLARINDA ÇOK MUTLU OLUYORUZ
Kalp Cerrahisi ekibinin anestezi uzmanı Dr. Ömer Faruk Şavluk da çocuk kalp cerrahisinde çok zor, çok uzun süren ameliyatlar olabildiğine değinerek, “Yaklaşık 5 yıldır da pediatrik yoğun bakım sorumlusu olarak çalışıyorum. Cerrahi kadar anestezinin de önemi büyük. Çünkü yoğun bakım süreci çok hassasiyet gerektiriyor. Ameliyat sonrası ilk 24 saat boyunca dakikalık, anlık, saniyelik değişimler olabiliyor bu bebeklerde. Aynı zamanda 10 saati aşan bir ameliyatta o bebeğin sorunsuz bir şekilde hayatta tutulabilmesi gerekiyor. Çok zor duygusal açıdan bizim işimiz elbette. Ama birilerinin de bu işi yapması gerekiyor bu çocukları hayata döndürebilmek için. Gece gündüz başında bekleyerek sağlığına kavuşturduğumuz bir çocuğun daha sonra kontrole geldiğinde gülerek koşup sarılması bizi çok etkiliyor, çok mutlu ediyor” diye konuştu.
‘HEMŞİRELİK BAKIMI DA CERRAHİ KADAR ÖNEMLİ’
Pediatrik Kalp Cerrahisi Yoğun Bakım Sorumlu Hemşiresi Gülcan Aldemir, bir bebeğin ameliyattan sonra solunum cihazından ayrıldığı an kendi sorumluluklarında olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“15 yıldır bu hastanedeyim, 10 yıldır da yoğun bakım sorumlu hemşireliğini yapıyorum. Çocuk solunum cihazından ayrıldıktan sonra fizyoterapistimiz akciğerlerinin düzgün çalışabilmesi için devreye girer. Biz de ameliyat sonrası tüm bakımı ile ilgileniriz. Anne sütü hemşiremiz var, beslenmesi ile anne sütünün saklanması, annelerine eğitimi ile o ilgileniyor. Bu açılardan bir ameliyatın başarılı olabilmesinde yoğun bakım hemşireliğinin payı da çok büyük.”
Pediatri servis sorumlu hemşiresi olarak yaklaşık 7 yıldır görev yapan Pervin Sazak ise pediatri servisinde hastalar kadar annelerle ilgilenilmesinin de önemli olduğunu belirterek, “Anneler çok kaygılı oluyor. Önce onları sakinleştirmeye çalışıyoruz. Önceki hastaların ameliyat süreçlerinin nasıl geçtiğini konuşuyoruz rahatlatmak için. Taburcu olan hastaların fotoğraflarını gösteriyoruz. Bu biraz kaygı düzeylerini azaltıyor. Ayrıca bebeklerin emzirilmesi, beslenmesinin düzgün devam etmesi, hepsi bizim sorumluluğumuzda” ifadelerini kullandı. 

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

SAĞLIK

‘Göbek bağı geç kesilen bebeklerin bağışıklıkları daha güçlü’

Yayınlanma tarihi

-

Gizem KARADAĞ/ANKARA, (DHA)- KADIN Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu, göbek bağı hızlı kesilen bebeklerin bağışıklıklarının daha zayıf olduğunu, anneden geçen bağışıklık hücrelerinden mahrum kaldıklarını söyledi. Yazıcıoğlu, “Yapılan son çalışmaların etkisiyle bebek doğduktan sonra en az 1 dakika süreyle göbek bağındaki kan akımı bitene kadar beklemeyi tercih ediyoruz. Göbek bağı geç kesilen bebekler üzerinde yapılan çalışmalarda bağışıklıklarının ve kan değerlerinin daha kuvvetli olduğu görüldü” dedi.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu, normal ya da sezaryen doğum ile bebek dünyaya geldikten sonra göbek bağının hemen kesildiğini ve bebeğin anneyle temasının sağlandığını belirtti. Yazıcıoğlu, “Yeni doğan döneminde kan şekerleri daha çabuk düşüyor; daha çok sararıyorlar ve anemi (kansızlık) sorunu ile daha sık karşılaşıyorlar. Yapılan son çalışmaların etkisiyle bebek doğduktan sonra en az 1 dakika süreyle göbek bağındaki kan akımı bitene kadar beklemeyi tercih ediyoruz. Göbek bağı geç kesilen bebekler üzerinde yapılan çalışmalarda bağışıklıklarının ve kan değerlerinin daha kuvvetli olduğu görüldü” dedi.
‘KÖK HÜCRE İLE 80 HASTALIĞIN TEDAVİSİ MÜMKÜN’
Yazıcıoğlu, çocukluk çağı lösemilerinde ve pek çok çocukluk çağı kanser tedavisinde kök hücrelerden faydalanıldığını söyleyerek, mevcut teknoloji sayesinde kök hücre ile yaklaşık 80 civarında hastalığın tedavisini gerçekleştirmenin mümkün olduğunu kaydetti. Özellikle erişkin çağında kalp krizi, inme, Alzheimer rahatsızlıklarının tedavisinde artık kök hücreden yararlanıldığını ifade eden Yazıcıoğlu, kök hücre ihtiyacının ailenin 1’inci veya 2’nci çocuğunda lösemi durumu olduğunda ortaya çıktığını kaydetti.
‘KÖK HÜCRE SAKLAMA SÜRESİ 27 YIL’
Yazıcıoğlu, “Kök hücre ihtiyacı söz konusu olduğu için aile hemen yeni bir çocuk dünyaya getirmeye karar veriyor. Mevcut kök hücre bankaları var, ancak bunlarla tam doku uyumu sağlamak mümkün olmuyor. Bu noktada kök hücre bir hazine olarak değerlendirilebilir. Eğer lösemiye yakalanan çocuk daha önce kök hücre saklanmış olsaydı, belki başka bir vericiye ihtiyaç duymadan tedavi edilebilecek noktadaydı. İşte bu nedenle özellikle çocukluk çağı kanserlerini de çok sık gördüğümüzü göz önünde bulundurursak, kök hücrenin bir servet olarak değerlendirilmesini ailelere öneriyorum. Mutlaka kök hücre ile ilgili detaylı bilgiler almalarını, kök hücrenin saklanmasının ülkemizde mümkün olduğunu, saklama sürelerinin 27 yıl kadar uzun süreler olduğunu bilmekte fayda var. Kök hücre oldukça kıymetli bir şeydir. Sonuçta bebek doğduktan sonra çöpe giden kıymetli bir hazinedir. Doğum yapacak ailelere tavsiye diyoruz.”
‘KORDON KANININ SAKLANMASI ÖNEM TAŞIYOR’
Yazıcıoğlu, özellikle kemik iliğinde ve diş kökünde kök hücre olduğunu; ancak kalite açısından yeni doğan bebekteki kök hücre kadar kaliteli olmadığını ifade etti. Yazıcıoğlu, “Bu nedenle yeni doğan bebeğin kök hücresi yani göbek bağındaki kordon kanının saklanması aileler açısından büyük önem taşıyor. Ailelere bu noktada önemli vazife düşüyor. Her anne adayı bu bilgiye her zaman ulaşamayabilir. Günlük hayatımızda çok sık karşılaştığımız bir şey değil; ama mutlaka doktorlar anne adaylarını bu konuda bilinçlendirmeliler. Gebelik eğitimlerinde bu konuya daha sık yer verildiğini görüyorum. Anne adayları mutlaka kök hücre ve kordon kanıyla ilgili detaylı bilgi almalılar” diye konuştu.

FOTOĞRAFLI

Devamını oku

Popüler Başlıklar